SİİRİMSİ BİR KİTAP - THE POETRY BOOK
VEFA ARIYORUM GÖZLERİM KAPALI !
VEFÂ ARIYORUM, GÖZLERİM KAPALI !

( Tanıdığım Çınarlar ve Bazı Kısa Hatıralar )
Kültür ve Medeniyetimizden Yapraklar
Sadi BAYRAM



Vefâ arıyorum gözlerim kapalı,
Güneş batmak üzere, ufuk kızıl renginde,
Ankara akşamları bazen grup güzelliği ötesinde,
Ahmet Haşim’i hatırladım her nedense,
Felsefe, etik, estetik, güzelden anlamak benim işim değil,
Yediyıl üniversitede sanat tarihi, Türk el sanatları dersleri verdimse de,
Ama benimki ne şiir, ne nesir, yeni bir üslup,
Acaba Ziya Gökalp’in Alageyiğinden mi esinlendim,
Fevziye Abdullah Tansel’den mi ?
Şiir gibi konuşan rahmetli Nihat Sami Banarlı’yı da unutmayalım,
Birden aklıma geldi, vefâlı dostlarımı anmam gerek,
Amacım kimseyi üzmek veya yüceltmek değil,
Gerçekleri dile getirmek ve hatırlamak,
Genç nesillere bazı çınarları tanıtmaya çalışarak,
40 yıllık geçmişe bir göz atmak,
Önasya Mecmuası’nı yayımlarken tanıdığım çınarlar arasında gezinirken,
Vefât edenleri de rahmet ve minnetle anmak, sağ olanlara Allah’tan uzun ömür dilemek,
Elimden başka bir şey de gelmez, her birinin adına bir anıt dikemem ki,
Vakıf ta yapamam, zira zengin değilim ki,
Ancak, bâki kalan bu kubbedeki hoş sedâları anarak, ruhlarını şâd edebilirim,
İlim adamlarından aldığımız ışığı doğru olarak, gelecek nesillere yansıtabilirim.


* * *

Dil ve Tarih -Coğrafya Fakültesinde İngilizce Hocam,
Alçak gönüllülüğün, İstanbul efendililiğinin sembolu,
Aslı bir köy öğretmeninin çocuğu,
Kalbi İngiliz Kraliçesinden daha saf ve temiz,
İngilizce tercümelerimi yapardı bana ücretsiz,
Önasya Dergisini 1965 yılında yayımlamaya başlarken,
O zaman doçentti Fakültemizde,
Profesör oldu değişmedi, her nedense,
İmtihanda hoşgörülü idi, sana lisan lâzım Sadi, derdi,
Lisandan sınıf geçirdi, lâkin pes demedi,
Artık benim dersimle ilgin kalmadı, bu kültür Mecmuasını çıkardıkça,
Bu lisan sana lâzım, zira yabancılara kendi kültürümüzü de tanıtıyorsun,
İkili temaslar için bu sana lâzım, yakında Fakülte memurları ve asistanlar için,
Lisan laboratuvarı kuruyorum, öğle tatilinde ders vereceğim,
Mutlaka seni de istiyorum, herhangi bir ücret de vermeyeceksin, diyordu.
Birkaç ay devam ettim bu kurslara, moderndi,
Ancak ticari işlerim daha fazla devama müsaade etmedi,
Hacettepe Üniversitesi kuruluşunda orada da ders verirdi,
İngiliz Dili ve Edebiyatını iyi bilirdi,
Amerikan aksanı ve edebiyatına hâkimdi,
Kimdi bu hoca diyeceksiniz, saygıdeğer Hocam,
Prof.Dr.Ahmet Edip Uysal, soyadı gibi munis, Türk folkloruna aşık,
Türk Halk kültürünü İngilizceye çevirip, zaman zaman yayınlayan ,
Türk halk hikâyelerini Barbara Walker ile Amerika’ya tanıtan Edip,
On parmağında on marifet, spirtüalizm uzmanı,
Motosikletle Ankara-İskenderun seferini yapabilen moto-cross meraklısı,
Eşi bir hanımefendi, dal gibi bir kızı var , o tarihlerde daha on-on bir yaşlarında,
Bize çay-kahve ikram eder, nazik, güler yüzü ile,
Paris Caddesindeki o gönülleri zengin kimselerin oturduğu muhteşem evde,
Girişten bir kat alta inerdik, arka cepheden ikinci kat,
Paraya hiç değer vermezdi O mütevazi insan,
Zira, gönlü zengindi, herkesin eğitimine yardımcı olmam gerekir, derdi,
Zaman geçti, seneler geçti, Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesine gitti,
Emekli oldu, eşi öldü, tekrar evlendi, Balıkesir’e yerleşti, felç geçirdi O insanlık âbidesi,
Vefat ettiğini duydum üç sene önce,
Ne cenazesinde bulunabildim,
Ne bir başsağlığı verebildim, İskenderun’da bulunan evli kızına,
Yeni eşini tanımıyordum, şimdi düşünüyorum,
Acaba biz O’na lâyık mıyız? vefâ nerede, dostluk-ahbaplık nerede?
Kendi kendime isyan ediyorum !
Vefâ duygusunu arıyorum, gündüz elimde fenerle…

* * *

Dr.Fethi Tevetoğlu, AP Samsun Senatörü, Grup Başkan Vekili,
Sonhavadis Gazetesinde tanıdım, çocuk doktoru olan o meşhur kişiyi,
Önasya Mecmuasının üçüncü sayısını çıkarıyordum,
Dr.Tevetoğlu’nun Atatürk’le ilgili bir yazısını okudum, beğendim,
Kasım sayısını Cumhuriyetimizin kurucusu büyük öndere ayırmıştım,
O yazıyı da iktibas etmek için izin istedim Tevetoğlu’ndan,
Memnun olurum, gel seninle tanışalım delikanlı, dedi,
Komünizm karşıtı kitaplarını imzalayarak verdi,
Türkçü, milliyetçiydi, gençliğinde Kopuz adlı Dergiyi Samsun”da çıkarmıştı,
Dergiciliğin dertlerini tecrübesinden çok iyi biliyordu,
Bu sebeple de bana yardımcı olmak istiyordu.
Dostluk o dostluk, beni hemen o zamanın Kültür Müsteşarı,
Her zaman rahmet ve minnetle andığım Adnan Ötüken’e götürdü,
Uzun boylu, enli vücutlu o dev adam, 22 yaşındaki delikanlının fikirlerini,
Dünya görüşünü beğendi ki, çıkardığım Dergiye büyük miktarda abone oldu,
Ve ben başladım, onların izinden gitmeye,

* * *

Konya Mevlâna Müzesi Müdürlüğünden 1964 yılında,
Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğüne gelen Mehmet Önder’i tanıyordum,
O vesile ile Hikmet Gürçay’ı tanıdım, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı,
Eski Eserler ve Müzeler Müşaviri Phil.Dr.Hâmit Zübeyr Koşay’ı tanıdım,
Millî Kütüphane Başkanı Dr. Müjgân Cunbur, aynı yerde Atsız’ın kardeşi
Nejdet Sançar, Zeki Sofuoğlu, Alparslan Türkeş, Prof.Dr. Emin Bilgiç,
Vakıflar Genel Müdürü Feramuz Berkol’u ve müşaviri Yılmaz Önge’yi tanıdım,
Konur Sokak on numaralı yazıhanemde dostlarım artık eksik olmuyordu.


* * *

Sosyal Antropolog Prof.Dr.İsmail Kılıç Kökten’den kazı hikâyeleri,
Mahmut Akok’tan o zamanki Dekanımız daha sonraki Rektörümüz
Prof.Dr.Tahsin Özgüç’ten araştırma metotları,
Hocamız Ord.Prof.Dr.Ekrem Akurgal’dan Türkiye’ye beş ciddi arkeolog yeter,
Siz ne yapacaksınız hanımefendiler masalı,
10 Aralık 2001’de kaybettiğimiz o zaman Doçent olan Dr.Baki Öğün’den
Eski Yunan seramikleri, kırmızı figür, siyah figür ve mitolojisi,
Doç.Dr.Yusuf Boysal’dan arkaik Yunan Heykelleri,
Prof.Dr.Samim Sinanoğlu’ndan Yunan Edebiyatı Tarihi,
Prof.Dr.Suat Sinanoğlu’ndan Roma Edebiyatı Tarihi,
Doç.Dr.Rüçhan Arık’tan Batı Resim Sanatı,
Prof.Dr.Katherina Otto-Dorn ile Dr.Gönül Öney’den İslâm Sanatı, derslerini gördük.
Fransızca profesörlerinden, rahmetli Rağıp Akyavaş’ın kızı Dr.Beynun Akyavaş’dan
Çengelköy’ün ismet ve dostluğunun tadına vardım, tercümelerindeki akıcılıkta,
Tatlı bir ruh gizemi vardı…
Etnoloji profesörümüz Dr.Nermin Erdentuğ ise, tam bir Osmanlı kadınıydı,
Türkmenliği ile, cüssesi ile, hiddeti ile, aceleciliği ile, evindeki hakimiyetiyle..
Önasya Dergisi’ne güzel yazılar yazdı.
O zamanki Sayıştay üyesi, daha sonraki Anayasa Mahkemesi üyesi,
Hisar Dergisi kurucusu, şair Ermenekli rahmetli Mehmet Çınarlı hiç unutulur mu ?
Yayın hayatında otuz yıl aralıksız aylık dergiyi o çıkardı, benden çok fazla dayandı,
Ama arkasında da Başbakanlık Müsteşarı rahmetli şair Munis Faik Ozansoy vardı


* * *

Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü o tarihlerde Tunus Caddesi başındaydı,
Başında da rahmetli Prof.Dr.Ahmet Temir vardı,
Yıllarca sürdü dostluğumuz, hep bana yardımda bulunurdu,
Yol gösterirdi, fazla makalelerinden verirdi, Süheyl Ünver’i de o tanıştırmıştı.
Büyük Türkistan, Türk Dünyasının birbiri ile teması en büyük hâyâli idi.
Kazanlıydı, yurdu o tarihlerde komünizm pençesinde eriyordu,
Prof. Dr. Ahmet Temir ise Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Moğolca öğretiyordu...


* * *


Prof.Dr.Laslo Rasonyi ise Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Macarca dersleri veriyordu,
Rasonyi; Cumhuriyetimizin kurucusu Aziz Atatürk tarafından ülkemize davet edilmiş,
1939 yılında Tarihte Türkler kitabı ile literatürümüze girmiş müstesna bir insandı.
Yaşlandığı için gçzleri fazla iyi gçrmüyordu, asistanları kendisine yardımcı oluyorlardı,
1968”li yıllarda ülkesine döndü, birkaç Tarih Kurumu toplantısına geldi, ve Tanrısına kavuştu...

* * *

Önasya Mecmuası denildiğinde akla gelen ilk isimler ,
Erdoğan Tan ile Muzaffer Özkan’dır.
İkisi de benim can dostlarımdır,
Fedakârlık, çalışma, azim onlardadır,
Maddenin mânâya dönüştüğü bunlarladır,
Tashih, düzenleme,postalamada her an yardımcılarımdır,
Saç ayağının biri bensem, diğer ikisi onlardır,
Kardeşim Şadi Bayramoğlu, Mecmuanın Genel Yayın Müdürüdür,
Maddi-manevi desteği ile umumi vekâletnâmesi bendedir,
Yazın Marmaris-Datça’da, kışın Dallas’da, şimdi gününü gün ediyor,
Yeğenlerim Armağan kara toprakta, Şafak bilgisayarın başında network ağı kuruyor.
Derginin tarihçesine gelince,
26 Haziran 1965 yılında, Zafer Çarşısı üzerindeki pastahanede kavakların dibindeki bir masada, Temelini Erdoğan Tan ile beraber attım, bir akşam üstü.
9 Eylül 1965’de ilk sayımı, İzmir Fuarı Özel Sayısını yayınladım,
İzmir’in Kurtuluş günü ile birlikte, yeni bir yaş günü ortaya çıktı.
Fakülteden mezun olduk, yayın hayatına devam ettik,
Önasya Mecmuası’nı aylık olarak aralıksız 78 sayı yayınladık,
Mart 1972’de yayınına ara verdik.




* * *

Rahmetli Üstadım tarihci, gazeteci, yazar,
Enver Behnan Şapolyo’ya gelince,
O’nun bende başka bir yeri var,
Millî Mücadele’de İnebolu Cephesi’nden Ankara’ya gelmiş,
Hâkimiyet-i Milliye’de muhabirlik yapmış,
Konya Babalık Gazetesinde muharrirlik yapmış,
Çankaya Köşkünde Özel Kalem Müdürü ahbabı olduğu için,
Köşke sık gidermiş, bir gün Atatürk O’na doğum gününü sormuş,
Enver Behnan da 19 Mayıs 1919 Paşam , cevabını Atatürk çok beğenmiş,
İşte benim doğum günüm demiş,
İsmet Paşa’nın oğluna Gazi Lisesinde tarih dersi okutmuş,
Şakacıktan bir gün kulağını da çekmiş,
Konservatuar’da tarih dersi yaparken Atatürk dersine girmiş,
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Viyana Muhasarasını dinlemiş ve
Bu konuda büyük Atatürk, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’yı övmüştür.
Enver Behnan Şapolyo ismine bakarak, tanımayanlar kim derlerdi,
1932’de Türk Soyadları kitabını yazan Hocanın Soyadı,
Eski bir Türk Kahramanının adıydı,
Liselerde tarih kitapları okunan, tarihi romanları da bulunan, rahmetli Hocam,
Vatanî görevimi Erzurum’da yaparken 1 Haziran 1972’de ebediyete göçtü,
Karşıyakaya kaldırmışlar, hastalığında beni çok istemiş rahmetli,
Eşi, yokluğuna ancak dokuz ay dayanabildi hasretine,
Kütüphanesi konusunda eşi ve çocuklarının bilgisi vardı vasiyetine,
Yılmaz Önge, İsmet Binark’la bendeniz de şahittim vakfına,
Ankara Millî Kütüphanede bir seksiyon açılacaktı, rahmetlinin ismiyle,
Dr.Müjgân Cunbur Hanımefendiye gittim, kitapları alması için,
Evde duruyor, ben alırsam, bahçeye çadır altına konacak, kütüphanede yer yok,
Ayşim evleniyor, evi boşaltmak gerek, kitapların gitmesi lâzım,
Sadi Bayram neylesin, bir vasiyeti yerine getirememekten üzgün,
Derken İzmir Millî Kütüphanesine verelim demiş kızı, müstakbel kayınpederi,
Tuzcuoğlu ben bedava taşırım dediyse de, olmamış,
Bir gün büyük kızı Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesine telefon etmişler,
Bir kamyon dayanmış kapıya, asistanlar yağma etmişler kitapları,
El yazmaları kızlarına vasiyetti, bir oda dolusu vitrinleriyle birlikte kütüphane,
Kitap sayısı, kayıt nafile,
Büromda daktilo ile Peygamberler Tarihi Kitabı için Hocanın söyleyip benim yazdığım,
Kendi kaleminden Enver Behnan Şapolyo Biyografisi,
Diye yazdığım ve Hocaya bir kopyasını verdiğim yazı, bir kaç sene sonra başka imza ile
Yeni Adamda aynen çıkmasın mı ?
Noktası ve virgülü tamamen aynı, ne diyelim ki, sadece Hatçeye serzenişte bulundum,
Klüp sigarası içerdi rahmetli, her büfede bulunmazdı sigarası, duhan eyvallah derdik,
Her Pazartesi ve Perşembe günleri saat onyedide, memleket saat ayarı gibi
Teşrif eder, Bekir Sıtkı Oransay, Yılmaz Önge, İsmet Binark,
Bazen Orhan Cezmi Tuncer biraz sonra mesai çıkımı gelirler,
Saat yirmiye kadar sohbet meclisi , rahle-i tedris devam eder,
Ankara’ya teşriflerinde Ord.Prof.Dr. Ahmet Süheyl Ünver’de katılır bu kervana,

Enver Hoca’nın bende hakkı çoktur,
Önasya Dergisi çıkarmaya başlarken,
İlk yazım Merzifon’lu Kara Mustafa Paşa olacak dedi ve yazdı,
Yanına Atatürk ile Merzifonlu Kara Mustafa hatırasını ekledi,
Daha sonra ahiliği bana O öğretti,
Türk Kültür Tarihi adlı altın yapraklar serisini o başlattı,
Önasya Mecmuası’nın orta sahifesini hep ona ayırdık,
Daha sonra yazdığı Peygamberler Tarihi ile Önasya Yayınevine başladık,
Önasya Ajansını kurdum, fakat iş yapamadım,
Sermayeyi kediye yükledim, yayına ara verdim.
Erzurum Milletvekili ve Basın-Yayından sorumlu Devlet Bakanı Sayın Turan Bilgin,
Sırtımı sıvazlıyordu, yayına devam için,
Beyefendi devam et diyor, Basın Yayın Genel Müdürü kıdemli Gazeteci,
Meşhur Kılıç Ali’nin oğlu, eski Tercüman yazarı, Altemur Kılıç,
Önasya’nın eski sayılarından on cilt alalım, belki bir miktar faydası olur diyordu,
Olmadı, olamadı, aradan bir yıl geçti Vatani görev geldi, yayına ara verildi.
Polatlı Topçu ve Füze Okulunda Yedek Subay adayı iken yine de Önasya’yı çıkardım,
Lâkin, kurrada Erzurum’u çekince Önasya’yı noktalamak zorunda kaldım,
Büromu 15 Nisan 1972’de kapatara kderin bir uykuya daldım,
Hâlâ, yayına ara verdim diyorum, ancak derin uykudan bir türlü uyanamadım,
Şimdi memuriyetteyim, emekli olunca belki uyanırız,
Eskiden kendi kesemden harcamaları yapardım,
Şimdi devlet adına yayın yapıyorum, yayından bir türlü kopamadım,
Vakıflar Dergisi, Millî Kültür, Dünya Edebiyatından Seçmeler,
Vakıf ve Kültür, müteferrik yayınlar, ancak eski heyecan yok,
Gençliği, ülküdaşlığı, önceki şevk ve heyecanı bulmak biraz zor …
Konur Sokak on numaradaki büromu çok arıyorum,
Lâkin, Maliye Hazinem tamtakır, evlâd-ı ayal daha ele bakar,
Çalışmam gerekiyor ölünceye kadar…

* * *


Prof.Dr.Bahaeddin Ögel’den Türk Mitolojisini dinledim,
Prof.Dr.Mehmet Altay Köymen’le Sultan Melik Şah ile Alparslan’ı konuştum,
Çok sıkıldığında, bir tavla atalım mı Sadi , derdi rahmetli Köymen.


* * *

Fevziye Abdullah Tansel Ankara İlâhiyat Fakültesinde ders verirdi,
Sümer Sokağa geçmeden önce Sıhhıye’de otururdu,
Evinin her tarafı kitap ve notlarla ile doluydu,
Bir gün kanalazizasyon tıkanıp taşmış, etraf batmış, açmak için gelen işçi;
Bu kitapları siz mi okuyorsunuz, kaç para kazanıyorsunuz diye sorduğunda,
657 Sayılı Personel Kanununa tabi Hoca, gerçeği söyleyince,
Ben senin ayda aldığın parayı üç günde kazanıyorum, diyerek güldüğünü anlatmıştı.
Ziya Gökalp üzerinde çok çalışan ve Prof. Dr. Fuat Köprülü’nün asistanı olan
Fevziye Abdullah Tansel, büyük bir arşiv kurdu,
Bekâr olarak ebediyete intikal etti,
Hayâli, İstanbul Çemberlitaş Köprülü Kütüphanesine taşımaktı Arşivi’ni,
Rahmetli Ekrem Hakkı Ayverdi de isterdi kütüphanesinin bir seksiyonunu ona ayırmak,
Türkpetrol Vakfı’nın da düşüncesi Tansel Kütüphanesini aydınlara açmak,
1984’deki vasiyetiyle, Tansel Kütüphanesi merkezi İstanbul’da olan Türkpetrol Vakfına gitti,
Sümer Sokaktaki ev her halde şimdi kiraya gitti,
Geliriyle yüksek okul öğrencilerine burs veriliyor,
Yakında notları ve kitapları tasnif ediliyor,
Cebeci mezarlığına 5 Ağustos 1988’de ebedî uykusuna gitti ,
Fevziye Abdullah Tansel adını şimdi acaba kaç kişi bilir.
Osmanlıca derslerini verdiği öğrencilerinin kalplerinde,
Kütüphanelerin tozlu raflarında yaşıyor şimdi,
Makyaj nedir bilmeyen, kalbi nurlu,
İlimden vakit bulamayıp da kendine bakmadığı için,
Zafiyet geçiren Dr.Fevziye Abdullah Tansel.


* * *

Kültürümüzün dev çınarlarından,
Rahmetli İbrahim Hakkı Konyalı’nın gerçeğe yakın abartmalarından,
Konya Tarihi, Tarih Hazinesi, Karaman Tarihi gibi eserlerin ardından,
Sultan II.Selim’in Hünkâr Kasrı’ndaki Vakıf Kütüphanesi’nden,
Konya Babalık Gazetesi sütunlarında da yazıları olan,
Sedat Simavi ile Dergi yarışına giren,
Yedi Tepe ile Tarih Hazinesi’ni boy ölçüştüren,
İkinci Dünya Savaşı sırasında, Akdeniz’de , Ege’de Tahtel Bahir gibi düzmece yazılarla,
Müttefik Devletleri ayağa kaldıran,
Osmanlı’nın sarıklısı, Cumhuriyetin sakalsızı,
Daktilo ile yazamaz, sanki eli yazı makinası,
Eski eser sevgilisi, tarih aşığı,
Zaman ve mekâna iyi uyabilen,
Günlük maişetini sadece yazılardan kazanan, emekli maaşı olmayan,
Bir İbrahim Hakkı Konyalı tanıdım, daha 1952 yıllarında, İlkokul çağında,
Tarih Hazinesi adlı bir Dergi çıkarırdı İstanbul’da,
Rahmetli babam meraklı idi, Hazret-i Mevlâna’ya,
Ankara’ya iş için giden Marangoz Remzi Usta’ya sipariş etti Dergiyi,
Remzi usta Derginin eski sayısını bulamamış kitapçılarda,
Ciltli, on iki sayısını birden almış Derginin rahmetli Babama iyilik olsun diye,
O devirde on iki lira iyi para idi,
Babam makaleyi okudu, ama cüzdanın şişliği çabuk indi,
Bir şey diyemedi, parayı hemen ödedi,
Canı burnundan geldiği belli idi,
Remzi usta O’nun müridi idi,
Öğrencisine bu konuda bir şey diyemez idi,
Ben hemen istedim Babamdan o Dergiyi,
Tarih zevki ile o zaman tanıştım,
Hâlâ saklarım o Dergiyi kütüphanemde benim ilk kitabım,
Özel bir yeri vardır Kütüphanemdeki diğer kitaplar arasında,
1966 yılında Vakıflarda şahsen tanıma fırsatı buldum meşhur İbrahim Hakkı Konyalı’yı,
Dergi çıkardığımı söyleyince hemen ilgilendi,
Bu işi iyi bildiğinden kendi de bir dergi sevendi,
Yazarlarımın arasında Enver Hoca adını duyunca hemen yazıhaneme geldi,
Sonra kahve bahane, tatlı dil şahane, hatıralar, hatıralar,
Konya Babalık Gazetesindeki hatıraları,
Enver Behnan Şapolyo ile Sedat Simavi’nin bürosunda karşılaşmaları,
Sedat Simavi ile Şair-i âzam üstad Necip Fazıl Kısakürek anıları…


* * *

Şimdi sıra geldi, başka bir Konyalıya,
Hazret-i Mevlâna aşığı, Türk kültür ve medeniyetine ömrünü adamış Önder,
Dr. Mehmet Önder’e gelince, O da Konyalı,
Konyalılar ilmi , siyaseti iyi bilir,
Aslı tarihçidir, ancak kendini Türk sanatına verir,
1950’de Konya Mevlâna Müzesine asistan olur,
Soyadı gibi Konya’da her şeyde önder olur,
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından dokuz aylığına İran’a gönderilir,
İran’da Farsçasını ilerletir,
Konya’ya gelen Devlet büyüklerine Selçuk eserlerini gösterir,
Konya Çeşmeleri, Mevlana Güldesteleri, Konya Maarif Tarihi,
Bunlar eserlerinden sadece birkaçı,
Seyahatnâmelerde Konya, Mevlâna Şiirleri Antolojisi,
Gönüller Sultanı Mevlâna, Nasreddin Hoca, Şehir Adları derken,
Şehrin tepesindeki incisi, Sultan Alâattin Camisi incelemeleri,
Halıları, kilimleri, eski eserleri, sahte duvarları derken,
Konya Alâattin Camiinde duvara gömülü bir sandık bulur,
Sandığı hemen omuzlar önder, Valinin karşısında kendini bulur,
Sandık Heyet huzurunda açılır,
İçinde fersude olmuş yazmalar çıkar,
Kader, kısmet, talih hep onunla beraber,
Rüstem Duyuran’dan sonra,
1964’de Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü olur,
Ötüken Ormanlarından gelen,
Almanya’da Dr. Sadi Irmak gibi tıp yerine, kütüphanecilik tahsil eden,
Yurdumuzda Millî Kütüphaneyi 1949 yılında ilk defa kuran,
Türk kültürüne aşık, Koca heybetli Adnan Ötüken,
Tarafından kendine yardımcı seçilir, Mehmet Önder,
Terfian yükselir önder, Devlet Bürokrasisinde,
Bakanlığın Kültür Müsteşar Yardımcısı olur,
Konya-Hadimli, Hadim’ül Türkmeneyn, yurt kültürüne hizmet için,
Binbir Temel eseri Dr.Fethi Tevetoğlu, Adnan Ötüken ve Önder liderliğinde,
Yayın hayatına girer Türklerin önderliğinde,
Kültürümüzün mihenk taşlarına ait yetmişe yakın eser yayınlanır,
Her biri birer özet, kültürümüzü tanıtmak için gençlere,
Fiatına dikkat edilir, her kesimin kesesine uygun,
Beş liraya satılırdı kitapcılarda,
Subvanse edilirdi eserler, halka ucuza satmak için,
Amerika malî yardımı kesti, Maliye diretti, ödenek için,
Derken iktidar değişti, Bin Temel Eser yayını durduruldu,
Komünizme karşı kıyasıya mücadele ediyordu, canım Anadolu,
Tarihin derinliklerinden esinlenerek,
Amerika da bu işi teşvik ediyordu,
Malî desteği öne sürerek,
Zira kuzeyde ve güneyde Komünizm propagandası oldukça zorlu,
Solcuyu sağcıya karşı kullanarak birbirine yedirmeli,
Büyük devletlerde sanki haberi yokmuş gibi , dışarıdan seyretmeli,
Panzehir olarak milliyetçiliğin desteklenmesi gerekli,
Starteji uzmanlarının düsturları belli.
Batılı devletlerin isteği, petrol ve değerli madenlerin bulunduğu bölgelerde
Hegemonya kurmak, veya ele geçirmek,
Kuzey Mezopotamya’da, on dokuzuncu asrın ortalarında araştırma yapan,
Ünlü İngiliz Doğu Hind Kumpanyası elemanı,
Entelajans elemanı, sonra arkeolog meşhur Sir ünvanını alan Landsberger,
Arabistan’da Birinci Dünya Savaşı esnasındaki Lawrens’in amacı aynı değil mi ?
Kuzey Irak’taki kargaşanın, Güney-Doğu olaylarının aslı bu değil mi ?
Millî eserleri okumak ve okutmak, halkı aydınlanmak güzel şey,
Dede Korkut Masallarından ibret çıkarmak ne güzel şey,
Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, Türklerin Soy Kütüğü,
Yayınlanan eserler tarihimizin derinliklerinden geliyordu,
Derhal bir sponsor ortaya çıktı, yayın politikası zaten millî idi,
Rahmetli hemşerim Kemal Ilıcak Tercüman’la devam etti,
Bu yararlı dizi yeniden can buldu, hacmi küçüldü,
Aynı boyda yayınlandı ama kağıdı üçüncü hamur oldu,
Bin Temel eserin adı, Binbir Temel Eser’e döndü,
Yedibuçuk liraya satıldı bu eserler, herkesim alabiliyordu,
Seksen altının üzerinde eser yayınladı birbirinden güzel,
Ancak, eski lezzet ve iştah kalmadı, kültürümüze değer veren yok,
Birkaç sene sonra firene basıldı, Gazeteye kredi yok,
Borç batağına saplanmıştı aziz hemşerim Kemal Ilıcak,
Tefecilerin birinden alıp-birine borcunu edâ ediyordu,
Biraz da müsrif gibi para harcıyordu,
Trakya’ya epeyce sınaî yatırım yaptı, ticarete soyundu,
Aldığı kredileri hortumcular uçuruyordu,
Nihayet battı Bulvar Gazetesi, sıra geldi Tercüman’a,
Demirel yardım edeyim dedi, daha da batırdı,
İlksan denemesi ortalığı kavurdu,
Araştırma, tahkikat, ortalık berbart,
Verdiysem ben verdim, dediyse de Başbakan Demirel,
Kemal Ilıcak’ın kalbi dayanamadı bu müthiş kargaşaya,
Sonunda bir kalp krizi geldi, ebediyete intikal etti,
Bir namazlık saltanat sonunda unutuluverdi,
Türk kültürüne hizmeti çoktu rahmetlinin….
Yavuz Donat, Güneri Civaoğlu, Uğur Reyhanlı,
Hep o ocakta yetişti veya kendini buldu.,
Gerçi bildiğim kadarı ile Güneri Civaoğlu Brüksel’ Nato’dan gelmişti Tercüman’a,
Türk okuru tanımıyordu ki kendisini.
Tercüman Gazetesi yayın hayatı boyunca hep Türk milliyetçiliğini savunurdu,
Kazandığı paraları Kemal Abi, Artin ve Mişon’a savururdu,
Zira almıştı tefeciden borç, borç borcu karşılamıyordu,
Her halde yakınları kendine bir İlksan’ı buldu,
O da yolun sonunu getirdi,
Eşi, oğlu bugün apayrı bir âlem, bizi ilgilendirmez,
Bir gün öğle tatilinde ziyarete gitmiştim Kemal Abiye,
Kız kardeşinin bizzat sarıp pişirdiği yaprak dolmasını bana da ikram etti,
Lezzetini unutamam, ama biraz sonra borcu tahsil için Vitali girdi,
Ben odadan çıkmak zorunda kaldım ve vedâlaştım,
Borç yiğidin kamçısı derler de sakın inanma,
Banka kredilerine kanıp da borçlanma,
Yüzde yüzelli kazanamazsan faiz bütün kazancını götürür,
Bütün sermayen kediye yüklenir, kazancın maalesef toz olur….


* * *


Mehmet Önder’den bahsediyorduk,
Binbir Temel esere daldık,
Aradan çok zaman geçti, birden 90’lı yıllara kendimizi kaptırdık,
Gerilere gidelim, 68’li yıllara,
Günümüzde koyu kapitalist olanların bir kısmı Lenin hayranı, aşırı solcu, Maocu,
Bugün 68 kuşağı diye övünürler, hâlâ da solu el altından desteklerler,
Maziden de ders almışa benzemezler,
27 Mayıs 1960 ihtilâlinden sonra sol ve sağ bir uçurum halini almaya başladı,
Her ikisine de genç Türkiye Cumhuriyetini parçalamak isteyen devletler yardımcı oluyordu,
Bazı kişiler Amerika’da Özel Harp kurslarında, Çin Seddine, komünizme karşı yetiştirildiler,
Bir kısmı da Moskova’da Lenin, Karl Maxs hayranı olarak yatiştirilip, ortaya salındılar,
Bu arada Mao boş durmadı, bu pastadan bir parça da o almak istedi,
Türkiye ‘de bölücülük tohumları hızla atıldı ve yeşermeye başladı,
Bu sıralarda Kültürümüzün, bürokrasinin başında, siyasilere yön veren,
Dev cüsseli, sözünü budaktan sakınmayan, ülkesini seven bir kitap aşığı vardı,
Almanya’da Sadi Irmak Tıp Fakültesine girerken, O kütüphaneciliği tercih ederken,
Ankara’da 1949 yılında ilk Millî Kütüphaneyi kuran ve Genel Müdürü olan,
Türk kültür ve medeniyetinde Bin Temel eseri hayata geçiren,
Rahmetli Adnan Ötüken Kültür Müsteşarlığı görevinden İlhami Ertem zamanında,
Sözleri yerine getirilmediği için masaya yumruk vurarak istifa edince,
Yardımcısı Mehmet Önder Kültür Müsteşarlığına getirildi,
Daha sonraları 12 Mart Muhtıra Hükümeti iş başına geçti,
Mehmet Önder Bakanlık Müşavirliğine atandı,
Galiba Cahit Külebi Müsteşar Yardımcılığına geldi,
Amerika’dan Şair Talat Halman Kültür Bakanlığına getirildi,
Beyin Kabinesi fazla iş yapamadı,
Çünkü Türkiye’nin gerçekleri farklıydı,
Kabinedekilerin bir kısmı yurt dışında çalışmıştı,
Sayın Ecevit’in aşırı karşı çıkmasına rağmen, Boğaziçi Köprüsü yapıldı,
Büyük bir şaşaa ile açıldı,
Köprüyü yaptıran ve yapılmasına büyük emek veren,
Eski Başbakan Süleyman Demire ise,l açılışa maalesef davet edilmedi,
Seçim oldu, Ecevit ve Erbakan Koalisyonla iktidara geldi,
Nikos Samson Kıbrıs’da darbe yaptı, Makarios kaçtı ve sonunda öldü,
Kıbrıs’ta Birinci ve İkinci Barış Harekatı yapıldı,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kuruldu,


Önder Federal Almanya’ya Kültür Ateşesi olarak tayin edildi,
Yurt Dışındaki Türk Eserlerini, Atatürk’ün Yurt Gezilerini, yayınladı,
Dört yıl kaldıktan sonra döndü ülkeye,
Kültür Bakanlığı Müşavirliğinden emekli oldu,
Arkasından Devlet Bakanlığında Genel Sekreterlik görevini ifa etti,
Yaptığı iş kendini tatmin etmedi,istifa etti.
Mehmet Önder, hemen İş Bankası Kültür ve Sanat Danışmanı olarak,
Kültür ve Sanat Dergisini üç ayda bir, kırk sayı yayınladı,
Antika ve Eski Eserler Klavuzu kitabını,
Anadolu’yu Aydınlatanlar kitaplarını yayınladı,
Boş duramazdı Sayın Önder, bugüne kadar binin üzerinde makale,
Yüzü aşkın kitabı yayınlandı, ne zaman yazdı derseniz,
Uykusundan tasarruf ederek diyeceğim sizlere.


Kurucusu olduğu Türk Folklor Kurumu ile
Üyesi olduğu Atatürk Kültür Merkezi,
On iki Ocak iki bin iki yılı bir Cumartesi günü saat onüçotuzda,
Yetmiş beşinci yaş yıldönümünü Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
Dil Kurumu Konferans Salonunda mütevazi bir törenle kutladılar,
Konyalılar ekseriyette idi törende, dostları yalnız bırakmadı,
Yargıtay Başkanı Üstad Sami Selçuk,
Atatürk Dil ve Tarih Yüksek kurum Başkanı Prof.Dr.Sadık Kemal Tural,
Atatürk Kültür Merkezi çiçeği burnunda, dört günlük yeni Başkanı,
Prof.Dr.Taciser Onuk, Milletvekilleri, dostları, kızları yalnız bırakmadı,
Eşi rahatsız olduğu için maalesef törene gelemedi,
Ankara karla kaplı, yollar buzlu, hava soğuk mu soğuk,
Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün kıdemli-emekli Genel Müdürü,
Ankara, Geleneksel Türk El Sanatları, Türk Şaheserleri, Vatan, Millet Bayrak Sevgisi,
Karahisari’nin tıpkı basım Kur’an-ı Kerimi,
Nail Tan ile Konyalı Sayın Mehmet Özel’in eseri,
Önceki Vakıflar Genel Müdürü yine Konyalı Mustafa Keten,
Aziz ve muhterem dostum Nail Tan, Prof.Dr.Meliha Anbarcıoğlu,
Prof.Dr.Zeynep Korkmaz, Dr.İrfan Ünver Nasrettinoğlu, Prof.Dr.Saim Sakaoğlu,
Toplu Konut eski Genel Müdürü Dr.Kâmil Uğurlu ,
Mevlâna Müzesi kıdemli Müdürü Erdoğan Erol,
Halk Kültürleri Araştırma Geliştirme Genel Müdürlüğü’nden
Osman Nahya’nın eşi, yılların araştırmacısı ,
Kültür Bakanlığına küskün Zümrüt Nahya ,
Mesleki Eğitim Fakültesi’nden seramikçi Deniz Ayda,
Atatürk Kültür Merkezi’nden Dr.Azize Yasa,
Pakistan Büyükelçiliği Basın Ateşesi Sayın Ahmet Asrar,
Afyon Milletvekili Müjdat Kayayerli, Önderle beraberdi,
İrfan Ünver Nasrettinoğlu’nun Oturum Başkanlığını yaptığı toplantıda,
Atatürk Yüksek Kurum Başkanı Prof.Dr.Sadık Kemal Tural, Müjdat Kayayerli,
Taciser Onuk, Nali Tan, Saim Sakaoğlu ve Kâmil Uğurlu,
Hayatı, eserleri ve yaşamına ait veciz birer konuşma yaptılar.
Ankara And Sokağında ikâmet eden büyüğümüz Dr. Mehmet Önder hakkında,
Gözlerim aradı, Konya Turizm Derneği Başkanı Şair Fevzi Halıcı’yı
Dr.Mehmet Önder’le aralarında su hiç sızmazdı,
Kendi Adalet Partisinden eski bir senatördü,
Oğlu şimdi Sosyal Demokrasi Partisi Grup Başkanı, aynı zamanda bilgisayarcı,
Baba oğul birbirlerine siyaseten tezat şimdi,
Bizi ilgilendirmez, herkesin fikrine saygılı olalım,
Nezâket kurallarını hiç aksatmayalım,

Selçuk Üniversitesi Mehmet Önder’e on yıl önce Fahrî doktor pâyesi verdi,
Bütün kitaplarını Mevlâna Enstitüsü’ne hediye etti,
İlim yapacaklar, onun kütüphanesinden de yararlanacaklar,
Konya’dan kazandığını, tekrar Konya’ya emanet edenler,
Çift başlı Selçuk Kartalını semâya sürenler,
Çift başlı kartal, güç, kuvvet, hâkimiyet, uzak görüşlülük sembolu,
Selçuk Kartalı, Anadolu Beylikleri, Akkoyunlu-Karakoyunlu, Hamitoğulları,
Dülkadir, Menteşe, Candaroğulları, Tacettinoğulları, Bayramoğulları,
Germiyanoğulları, Aydınoğulları, Karamanoğulları, Osmanoğulları,
Artık Cumhuriyetle, millî kültürle barışmalı,
Aslında Karaman Beyi ile Selçuk Sultanı hiç küs olur mu ?
Anadolu Beylikleri aynı kan, aynı can, hepsi de kardeş, hepsi de Türkmen,
Osman Gazi’yi, Selçuk Sultanı Uç Beyi olarak Domaniç’e görevlendirdi,
Üç tuğ ile tabıl ve âlemi Selçuk Sultanı II. Mes’ut gönderdi,
Cumhuriyet , Osmanlı kökleriyle kuvvetlendi, yetmiş dokuz yıldan beri,
Bin yıldan beri Anadolu’dayız, etrafımız düşman kuvvetleri ile sarılı,
Bütün ülke, tek bir yumruk, tek bir ses, Ankara demokrasinin vazgeçilmez kalesi,
Güney-kuzey, doğu ile batı, Edirne’den Kars’a; Samsun’dan Antalya,
Bütün yaz bizi bekliyor güzel iklimli Sakarya,
Dicle, Fırat, Aras, Yeşil Irmak, Kızılırmak,
Meriç, Gediz, Menderes, Göksu, Manavgat, Seyhan, Ceyhan,
Hepsi denizlerde birleşir, tek vücut olarak Okyanuslara ulaşır,
Tarihte kurulan 16 Türk Devleti gibi, Göktürkler’den Cumhuriyet’e,
Oğuz Han’dan Atatürk’e, Atatürk’den Ahmet Necdet Sezer’e,
Daha binlerce yıl, tarihte altın harflerle Türk’ün adı yazılı kalacaktır.


* * *

Kuzeyin yıldızı, Kazanlı Hâmit Zübeyr Koşay ile 1966 yılında,
Dr.Mehmet Önder, Hikmet Gürçay vasıtasıyla tanıdım,
Demirperdedeki ülke özlemiyle, Büyük Türkistan hasretiyle, birbirimize ısındık,
Beş yaşında ana ocağı Başkırdistan’ın Ufa ili Kazan şehrinden ayrılmış,
Müftü olan Dedesi tahsil için, Türkiye Türkçesi öğrenmek için Selâniğe yatılı göndermiş,
O yıllarda Sultan II. Abdülhamit Selânik’te köşkte göz hapsindeymiş,
Kendi adı da Abdülhâmit olduğu için, arkadaşları matrağa almaya başlamış,
O da Abdül’ü atmış, Hâmit’i kullanmaya başlamış,
Selâniğin düşmesi ile İstanbul’a zorlu bir vapur yolculuğuyla gelebilmiş,
İzgü Mescit o konunun bir hikâyesidir artık,
Vatanım derken, Selâniğin düşman işgaline uğramasını bir türlü hazmedememiş,
Öğretmen okulu ve İttihad-ı Terakki’den burslu olarak Macaristan’a giden Hâmit,
Prof. Nemeth’den Budapeşte’de Türkoloji okumuş,
Birinci Dünya Savaşı’nda bursu kesilmiş, Fakülteyi tamamlayıp,
Doktorasını da bitiren üstad, 1924’de Berlin’e geçer,
Bir sene Fakültede misafir öğrenci kaldıktan sonra,
Ankara’ya döner ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Hars Müdürü olur,
Hars Müdürünün bugünkü karşılığı Kültür olduğuna göre,
Türkiye’nin belki Ziya Gökalp’ten sonra ilk Kültür Bakanıdır.
Teşkilat onunla başlar, ilk raporu kütüphanecilikle ilgilidir,
Daha sonra Antikiteler Müdürü, Eski Eserler Genel Müdürü,
Atatürk’ün emri ile 1929 yılından itibaren Türk Tarihinin Ana Kaynakları
Serisi yazılma komisyonunda görev alır,
Türk Tarih Kurumu Kurucu Üyesi olur,
1932 ‘de Tarih Kurumu Kurucu üyesi sıfatıyla Dolmabahçe Sarayı’nda ,
Cumhuriyetimizin Kurucusu aziz Atatürk ile aynı masada oturma şerefine nail olur,
Ahlatlıbel’de ilk Türk hafiridir,
1935’de Alacahöyük’ün kahramanıdır, Remzi Oğuz Arık ile birlikte,
Hitit mezarında bulduğu amblemler, Ankara Üniversitesi’nin,
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin, Eti Büskivilerinin,
Eski Turizm Bakanlığının, Ankara şehrinin eski amblemidir.
Kurucusu olduğu, 1929 yılınde temeli Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından
Ulusal Müze olarak temeli atılan, Atatürk’ün geçici Kabri görevini üstlenen,
Etnografya Müzesi’nde 1962 yılında Müdür olmaktan çekinmez,
O devirde dava da yoktu, kadrosu da yıllarca Genel Müdürlük yapmasına rağmen ,
Üçüncü derece idi…
Benim tanıdığımda Müzeler Genel Müdürlüğü Müşaviri idi.
İcomos, Türk Folklor Kurumu, Alman Arkeoloji Entitüsü üyesi,
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü asli Üyesi,
Emekli olmasına rağmen Müşavir olarak görevini sürdürüyordu.
Önasya’da çeşitli makaleleri yayınlandı,
Türkiye’de ilk Açık Hava Halk Müzeleri kurulması için çalıştı,
İzgü Mescit, Çıncık, The History of a Postsherd From the Neolithic Age,
Makaleler ve İncelemeler adlı kitaplarını ,
Bu satırların yazarı yayına hazırladı.
Kapak kompozisyonlarını da arkadaşım Zafer Bayburtluoğlu çizdi.
Fakülte’den sınıf arkadaşım, Önasya Mecmuası’ndan ülküdaşım, dostum, arkadaşım,
Erdoğan Tan ile birlikte 1977’den 1987 yılında vefatına kadar,
Her Cumartesi günü, muntazaman, bazan Salı ve Çarşamba akşamları,
Türk Hafriyat Tarihini müştereken hazırlamaya çalıştık,
Gençliğimizi o kitaba adadık,
Birçok belgeyi de İstanbul’dan çalışmalara katılan,
El yazısı ile yeni harflere çevirip M. Zarif Orgun’da gönderiyordu,
Senede Onbeş gün gelip, Hâmit Koşay’ın evinde misafir oluyor, konuları tartışıyorduk.
Hayatımın en büyük kazığını Hâmit Bey’in vefatından sonra yedim.
Evin bir ferdi gibi senelerce girip-çıktığım evden, bu satırlara aktaramayacağım
Durumlarla karşılaştım.
Bir daha müşterek çalışma yapmamaya bin bir tövbe ettim,
Hâmit Beyin öz çocuğu hiç olmadı,
Hâmit Zübeyr Koşay’ın yeğeni, Korkut Özal’ın damadı,
Sanki büyük para kazanacakmış gibi devreye girdi,
Kim telif ücretinden para kazanmış ki,
Eseri, Kültür Bakanlığı Kütüphane ve Yayımlar Genel Müdürlüğü basacak,
Turgut Özal Çankaya’da Köşk’te Cumhurbaşkanı, şahsî avukatı, davada bize karşı,
Mutahhar Başoğlu, Prof.Dr.Emin Bilgiç, Raci Temizer,
Karşı tarafta ise, ilk yazısını Önasya’da neşrettim,
Kültür Bakanlığı Kütüphane ve Yayımlar Genel Müdürü Hasan Duman,
Şahit olarak geldiler adliyeye,
Hâkim Zarif Orgun, Erdoğan Tan ve bu satırların yazarına % 15’er hak verdi,
% 55’de rahmetlinin varislerine, karşılıklı temyiz ettik kararı,
1992 yılında yetkililerin sanki dosyadan haberi yok,
Belgeleri büsbütün inkâr etti veya göremedi,haklarımız yendi,
Adalet ve telif hakları sorunu, işte cennet vatanım, kimi kime şikâyet edeyim,
Haksız olanlar Allah’ından bulsun derim !…

* * *


Bekir Sıtkı Oransay’a gelince,1966 yılında Hâmit Zübeyr tanıştırmıştı bize,
Önasya ailesi olarak, kendi içimizde biz ona Prof.Combibi derdik,
Türk literatürüne fazla inanmazdı, yabancı kaynaklara hakimdi,
Almanca ve İngilizcesi iyi idi,
Koyulhisarlı’ydı, Sivas Sultanisinde okurken,
O da 1917 yılında İttihad-ı Terakki Cemiyeti tarafından,
Burslu olarak Berlin’e gönderilir,
Birinci Dünya Savaşı sebebiyle bursu kesilir,
Elektrik mühendisliği tahsil eder,
Berlin’de evlenir, 1932 yılına kadar orada alır,
Ankara İlâhiyat Fakültesinde doktorasını tamamlayan Prof.Dr.Gültekin Oransay,
O’nun oğludur, kızı Özümerzifonlu bir hemşerim ile evlidir,
1932 yılında Türkiye’ye döner ve Sanayi Bakanlığına müşavir olur,
Elektrik İdaresi ile ilgili bütün ana işlemlerde onun imzası vardır,
1948’de Vehbi Koç ile İngiltere ve Amerika’da araştırma seyahati yapar,
Arçelik’in kuruluşunu iyi bilir, Hulki Alisbah ile dosttur, Sümerbank’tan tanır,
Türkiye’nin sanayileşmesi, Anadolu ‘nun antik çağı şehirleri üzerinde çalışır,
El Tanrı, başlıca meselelerinden biridir,
Bu sebeple Hâmit Zübeyr Koşay’la arası iyidir,
Hergün saat 17’de büroma muntazam gelir, saat 18.55’de 19 ajansını dinlemek için,
Hemen çıkardı, zaten evi çok yakında olan Karanfil Sokaktaydı,
İki katlı bahçeli evde, gülleri özeldi, çiçeğe ve yetiştirilmesine meraklı idi,
Bahçede her cins ağaç bulunurdu, Kızılay’da kayısıyı dalından koparırdık,
Bekir Sıtkı Oransay 1974’lü yıllarda vefat etti,
Prof.Dr. Gültekin Oransay İzmir Ege Üniversitesi Konsaervatuarına gitti,
Karanfil Sokaktaki o muhteşem kütüphane,
Nadide çiçek ve ağaçları bulmak bugün ne mümkün,
Şimdi yerinde yeller esiyor, altı katlı bürolarda sekreterler çalışıyor.


* * *

Prof.Dr.Emin Bilgiç’i Fakültede öğrencilik yıllarında tanıdım,
Zaman zaman yazılarını yayınladım,
Selçuklu Tarih ve Medeniyetini Araştırma Enstitüsünü kurmuştu,
Konferans ve sergilerde beraber oluyorduk,
Daha sonra Kültür Müsteşarı oldu, beni göreve davet etti,
Millî Kültür Dergisini kurduk, onbir sayısını yayınladık,
Prof.Dr.Kenan Akyüz liderliğinde, bütün yetki de bende,
Dünya Edebiyatından Seçmeler Dergisini üç ayda bir,
Prof.Dr.Yaşar Önen liderliğinde Kültür Bakanlığında yayınladık,
En büyük sorumlu ise , yine Müsteşarımız Prof.Dr.Emin Bilgiç,
Her zaman beni destekledi, Müsteşar Yardımcısı ile kavga etti, beni korudu,
Afyon Milletvekili Şair Osman Atilla’ya bir oda verilmesi için,
1978 Ocağında , daha Ecevit Hükûmeti güven oyu almadan,
Emin Bilgiç’in sağ kolu diye Dergiler Şube Müdür vekili iken,
Raci Temizer’in yanına Anadolu Medeniyetleri Müzesine memur olarak tayin ettiler,
47 gün sonra, 7 Mart 1978’de Vakıflar Genel Müdürlüğü
Arşiv ve Yayın Dairesi Başkan Yardımcılığı’na atandım.
Aynı insanlar altı ay sonraki yayınlarım için,
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşiv ve Yayın Dairesine teşekkür mektubu yolladılar,
1980’de tekrar Müsteşar oldu Emin Bilgiç, görevine dön dedi,
Hoca ben siyasi değilim, dama taşı hiç, ben yerimden memnunum,
Bekledi dört ay, ama bende takat yok, politikaya bulaşmam,
Verirlerse imkânı, Vakıflarda yine yayın çıkarırım, kültürüme bir nebze hizmet ederim.


Ödemiş Müzesi arsasını ve eşyalarını veren koleksiyoner dostumuz,
Mutahhar Şerif Başoğlu, Müze inşaatını Kültür Bakanlığının verdiği müteahhit kaçmış,
İnşaat yarım kalmış, tamamlamak ve hizmete açmak,
Mutahhar Başoğlu’nun en büyük hayâli,
Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü Hikmet Gürçay,
Müsteşar Prof.Dr. Emin Bilgiç dostumuz devrede,
Tespit kararından sonra yeni müteahhide verilir inşaat,
Bunun için bizi Ödemişe, Kirazlı Yaylaya davet etti Mutahhar Başoğlu,
Beraber gittik Prof.Dr.Emin Bilgiç’le yerinde incelemek için,
Birgi Ulu Camii Kur’an-ı Kerimi çalınmıştı, onu kurtarmak için,
Çok ağır konuştum Mutahhar Başoğlu’na Emin Beyefendi’nin yanında,
Prof.Bilgiç, bütün nezaketiyle yeter Sadi dedi bana,
Sonunda bulundu eser, o tarihlerdeki Belediye Başkanının evinin önüne
Bir sabah ezanı vakti kapı önüne konulmuş eser,
Söz verdik, Ödemiş Müzesi’ne konulacak eser,
Ancak bu sefer de biz sözümüzü yerine getiremedik, bürokrasi sebebiyle,
Mutahar Başoğlu’nun Ödemiş Müzesi hizmete Kültür Bakanlığı tarafından açıldı,
Mutahhar Başoğu yıllar önce bıraktığı Yenice sigarasını nihayet tellendirdi,
Birkaç sene sonra da ebediyete göç etti,
1327 tarihli Kur’an-ı Kerim’in hikâyesi Konya IV. Selçuklu Seminerinde yayınlandı,
Mutahhar Başoğlu ile Kaya Bengisu’nun bu konudaki gayreti de yabana atılmazdı,
Müze ve Kur’an konusunda, sanat konusunda, her yönü ile Kaya Beyefendiye,
Eşi İlhan Hanım da onun birinci yardımcısıydı, asistanıydı.


* * *


Ordinaryüs Profesör Doktor Ahmet Süheyl Ünver hiç unutulur mu ?
Eli yüzbin defa öpülesice hiç el öptürür mü ?
İstanbul Üniversitesi Ana binası içinde Tıp Tarih Enstitüsünde
Elini ilk defa öpmeye gittim, o zamana kadar mektuplaşıyorduk , kendisiyle,
Genç kızlara tezhip dersi veriyor, Türk sanatını öğretiyordu,
Kapıyı çaldım, izin istedim, buyurun dedi,
Kendimi tanıttım, Bayram’ım gelmiş dedi elimi öptü,
Şaşırdım dondum kaldım, yirmi iki yaşında delikanlının elini,
Yetmişlik delikanlı öpüyordu, bende eğildim ama onun çevikliğine erişemedim,
İstanbul efendiliğinin âlasını Süheyl Hoca ile Yılmaz Önge’de gördüm,
Hocanın o sıcaklığını hayatım boyunca unutmadım, unutamam…
Cerrahpaşa Tıp Fakültesine geçti, orada da ziyaret ettim,
Kâmil insan, kâmilen emekli oldu, Süleymaniye Kütüphanesi’nde,
Aziz Hemşerim Muammer Ülker’in odasında görüştüm,
Hayatı boyunca çalışmanın zevkine varan,
Millî Eğitim Bakanı İlhami Ertem zamanına yapılan bir istatistikde,
Türkiye’de en fazla yayını olan insan,
Bir ömür boyu yazdığı eserlerden tespit edilenlerin sayısı 1886.
Gece mi yazdı gündüz mü zamanı belli değil
Eşine ve çocuklarına soralım ne zaman yazdığını bu ademin.
Bütün fedakarlık Süheyl Hocadan mı.
İnsan mı, melek mi ? bilinmez, bütün çabası öğretmek,
Ancak eline kağıt kalem almazsan, not tutmazsan, olur felâket,
Kağıtlı kalemli millet olalım, bildiğimizi yazalım, sözler uçar gider,
Geriye ancak bu beyaz kağıt kalır bu hoş kubbede, derdi, rahmetli,
14 Şubat 1986’da rahmetli olduğunda,
Tâlik konusunda yurdumuzun en mütekâmili,
Necmeddin Okyay’ın en başarılı öğrencisi,
Muhterem üstadım, Prof. Uğur Derman bir tarih düşürdü,
Prof.Dr. Ahmet Güner Sayar’ın 639 sayfalık değerli bir biyografi kitabını neşretti,
Ben köşemde birşey yapamamaktan şikâyet ediyordum ki, bu fırsat çıktı,
Hiç olmazsa muhterem en büyüğümüzü bu satırlarda anmak kısmet oldu,
Şimdi Mimar Sinan Üniversitesinin eski adı Güzel Sanatlar Akademisiydi,
Hoca burada minyatür dersi verirken 1940’lı yıllarda, istiskale uğrayınca
Önce Topkapı Sarayında, sonrada İstanbul Tıp Tarihi Enstitüsünde
Ücretsiz ders veriyor muhterem Hocam,
Kızmamış, kırılmamış, kin tutmamış,
Tek kabahati,Türk kültür ve medeniyetinin her zerresine aşık Hocam,
Dostlarımı rahmetle ben anmayacağımda kimler ansın,
İşte vefâ arıyorum, gözlerim kapalı…

* * *

Süheyl Hoca denilince ilk akla gelen , en meşhur öğrencilerinden,
Gümüşsuyu Eczahanesi eski sahibi, hattat, yurdumuzun en büyük tâlik üstadı,
Rahmetli Necmettin Okyay’ın da öğrencisi,
Mimar Sinan Üniversitesi tarafından 1997’de Fahri Profesör unvanı verilen,
Eşi Çiçek Hanımefendi, hâl ve hareketi ile adına uygun, müzehhip,
Şimdi Türkpetrol Vakfı Umumî Kâtibi,
Prof.Uğur Derman, herkese derman olan, çağdaş bir İstanbul Beyefendisi,
Gerçi Önasya’da hiç yazısı çıkmadı ama, Yılmazı ve Hocayı yakından takip ederdi,
Türk Tarih Kongrelerinde ve Vakıf Haftalarında Ankara’ya teşrif ederdi.
Sohbetlerinden, hat ve tezyinat hakkındaki bilgilerinden istifade ederdik…


* * *

Ekrem Hakkı Ayverdi, Semiha Ayverdi, grubu ile gönül bağları olan,
Aslen Elazığlı İsmet Binark’ı
Millî Kütüphane Başkanlığı Okuyucu Hizmetleri Şube Müdürü iken
1966 yılı başlarında tanıdım,
Önasya’da makaleleri yayımlandı,
Millî Eğitim Bakanlığı bilgi ve görgüsünü arttırmak amacıyla
İngiltere’ye dokuz aylığına gönderdi,
Önasya’daki sohbet toplantılarının müdavimi oldu,
Millî Kütüphanede Türk Sefer ve Zaferler, Ömer Seyfettin, Süleyman Nazif,
Mevlâna bibliyografyalarını yayımladı,
Türk Kütüphaneciler Derneği’nde çalıştı, Dergilerini yayımladı,
Türk Kütüphaneciler Derneği Başkanlığını yaptı,
Hacettepe Üniversitesinde Kütüphanecilik konusunda dışarıdan öğretim görevliliği yaptı,
İslâm Konferansına bağlı İstanbul Yıldız Sarayındaki
İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi‘nde dört yıl görev yaptı,
Cumhuriyet Arşivini Ankara’da ilk defa kurdu, Daire Başkanlığına getirildi,
Başbakanlıkta eski Diyanet İşleri Başkanı Dr.Lütfi Doğan ile aynı odada oturdu,
Gelişmesi için, mimarî projelerin tatbikata uygun olması için,
Almanya, İngiltere gibi ülkelerin arşivlerini mimarlarla birlikte inceledi,
Geliştirdi, Yenimahalle’deki Devlet Arşiv Sitesi’ni kurdu,
O dönemdeki Başbakalık Müsteşar Yardımcısı Hasan Celâl Güzel ile dostluğu ,
Devlet Arşiv Sitesi’nin kurulması ve gelişmesinde büyük yararı oldu,
Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı, daha sonra Genel Müdürü oldu,
Çeşitli yayınlar yaptıktan sonra Başbakanlık Müşavirliğinden emekli oldu.
Halen Hacettepe Üniversitesi öğretim görevliliğini sürdürmekte,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Yayın Müşaviriği de yapmaktadır.


* * *

İstanbul’da kıyafet inkılâbından önce herkes püsküllü fes giyerken,
O karşı çıkmak için fesin püsküllerini kestiğini ,
Çok sonra Sayın Uğur Derman’dan duydum,
Püskülsüz meşhur İsmayıl Hakkı’yı tanıdım önce yazılarından,
Daha sonra eşini tanıdım, Yeni Adam Dergisi’nden,
1932’de İstanbul Darülfününü (Üniversitesi) Rektörüydü,
1932’de Üniversiteler kanunu çıktı,
Dar’ülfünün kaldırıldı, eski Rektör bir kenara atıldı,
Talim Terbiye Inkılâbı’nı 1912 de yayımladı,
Terbiye ve Felsefe 1930, Terbiye 1932, Pedagojide İhtilâl,
Sanat 1934, Sosyoloji 1934, Türk’e Doğru 1943, Batıya Doğru 1945,
Türklerde Eski Yazı Sanatı 1958 gibi kitapları vardı,
1942-46 arasında Afyon Milletvekilliği,
1946-50 arasında Kırşehir Milletvekilliği yaptı,
Hayatta iken, yayınlarında profesör unvanını pek kullanmadı,
Süheyl Ünver Üstadım Ankara’ya geldiğinde,
Zannedersem 1968 yılında, gidelim dedi İsmayıl Hakkı’ya, geçmiş olsun ziyaretine,
Prostattan ameliyat olmuştu, Konur Sokak sonundaki evine ziyarete gittik,
Birlikte bir kaç poz siyah-beyaz resimlerini de çekmiştim o tarihlerde,
Daha sonra kızı Önasya arkeolojisi öğrencisi olan Hatce ile tanıştım,
Bir Nisan şakasını yaptığı 1978 yılında, sözü edilen günde,
Ebediyete aktı Enver Hocan’nın dediği gibi Püskülsüz Ismayıl Hakkı,
Babasının vefatından sonra Yeni Adam’ın yayınlanmasını Hatçe Baltacıoğlu üstlendi,
Yeni Adam güzel bir kültür değeriydi,
Önasya kapandı, Ankara Sanat, Yeni Adam kapandı, Hisar kapandı,
Aylık kültür ve Sanat Dergilerinden anlayan da kalmadı.


* * *

Hayat Tarih Dergisi’ni yıllarca İstanbul’da yayımlayan,
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Büyük Üstadımız tarihçi Yılmaz Öztuna,
Konya Milletvekilliğinden önce,
Sen bu Dergi’yi nasıl çıkarıyorsun,
Boynumu kessen ben çıkaramam,
Bana moral vermeye çalışıyordu 1969’lu yıllarda.
Yıllar geçti aradan, 1987 v3 89 da tekrar görüştük,
Mimar Sinan’ın 400. Ölüm yıldönümü vesilesi ile,
Kitap siparişi veremedim, amirlerim telif bedelini yüksek buldu,
Ben hayatımı telifle kazanıyorum dedi nâzikçe, nezâketini hiç kaybetmeden,
Yüzündeki gülümseme hiç eksik olmazdı, yıllar eskitemedi,
Şarap gibi eskidikçe kıymeti arttı !
Bilgi ve becerisiyle yıllara karşı koydu, boynunu hiç mi hiç eğmedi,
Osmanlı’nın bayrağını yıllarca ayakta dimdik taşıdı...

* * *

Bayrak Dergisini yayınlayan, Ayyıldız Matbaası sahiplerinden,
Hami Kartay’ı da tanıdım, yıllarca Ayyıldız Matbaasında basıldı Önasya Dergisi,
Hami Kartay’ın odasına o devirde Başbakanlık Personel Prensipler Genel Müdürü,
Kâzım Oksay gelir ayaklarını uzatırdı,
Çok uzun boylu olduğundan kendi arkadaşları Deve Kazım derlerdi,
Rahmetli Adnan Ötüken’de emekli olduktan sonra dil konusundaki iki kitapcığını
Ayyıldız matbaasında bastırdı ve tashihlerini orada yapardı,
Türk Kültürü, Önasya, Diyanet, Hakses ve ismini şimdi hatırlayamadığım bir çok dergi,
Ayyıldız Matbaasında basılırdı, Müdürü ise o tarihlerde Aydın Işıksal idi,
Matbaacı olmasına rağmen Bayrak Dergisini devam ettiremedi,
Ayyıldız Matbaası, dizgi ve baskı makinalarını işcilere kıdem tazminatı olarak dağıtarak kapandı,
Ak saçlı, uzun boylu, daha sonra Ankara Sanayi Odası Başkanlığına getirilen,
Hami Kartay’da kağıtcılığa başladı.

* * *

Hıfzırrahman Raşit Öymen üstadım Eğitim Hareketleri adlı
Pedagojik yayın yapan dergisini iki ayda bir yayınlıyordu.
Aynı zamanda Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde pedagoji dersi veriyordu,
Benim de pedagoji hocamdı, ama hocalıktan öte sadık bir dosttu,
O zamanki Ulus Gazetesi yazarı idi oğlu Altan Öymen,
Hıfzırahman Öymen’in vefatıyla birlikte Eğitim Hareketleri Dergisi’de kapandı.

* * *


Dr.Nurettin Topçu’nun Hareket adlı felsefe Dergisi İstanbul’da yayımlanıyordu,
Felsefeci Topçu’nun vefatıyla birlikte o da mukadder sona kavuştu.

* * *

Nüzhet İslimyeli ressamdı, genç ressamlara yol göstermek istedi,
Ankara Sanat adıyla aylık bir dergi çıkarmaya başladı,
Meşrutiyet Caddesindeydi bürosu, efendi, kibardı,
Ona da talih yâr olmadı, ne kadar ısrar ettiyse de bir türlü kapanmaktan kurtulamadı,
Kültür, sanatla beraber yürümesine rağmen biz bir türlü yürütemedik bunu.
Zira erotik dergiler piyasada yok satıyor, Televoleler seyrediliyor, reytingler yükseliyor,
Kültürün ise adını, konusunu bilen yok…

* * *

Konur Sokaktaki büromun üç bina üstünde
İngilizce Daily News Gazetesini
İlhan Çevik kardeşi ile birlikte çıkarırdı,
İlknur Çevik ise o tarihlerde daha Kolejde orta okul talebesiydi,
Dış basınla, elçilikler ile birlikte çalıştıkları için fazla bir temasımız olmadı,
Selâmlaşırdık her sabah,
İlhan Çevik, yenilikciydi, ofset baskının Ankara’da yayılmasının öncüsüydü,
Önasya Dergisi’nin ilk renkli ofset kapak denemesini birlikte yaptık,
İkinci el makinanın ustası acemi ve ilk denemesi olduğu için de muvaffak olamadık,

Bu sebeple kapak baskıları için her ay İstanbul’a Ahmet Cömert’e giderdim,
Boks Federasyonu eski As Başkanlarından, Milletlerarası Boks Hakemi idi,
1968 başından 71 sonlarına kadar
Önasya’nın kapak baskıları renkli olarak
İstanbul Cömert-İş Matbaasında basıldı…
Eğinli olan rahmetli Ahmet Cömert, Sadık Dostlardan biriydi.
Bugün adına boks turnuvaları düzenlenerek hatırlanıyor…
Böylelikle boks camiası vefâ duygusunu herkesle paylaşıyor...

* * *

Merzifon’da doğduğum mahallede sokak komşumuz,
Muhalefet Partisi lideri İsmet İnönü’nün trenini 1959’da
Kayseri Himmetdede’de istasyonunda durduran o tarihte Kayseri Vali Muavini,
Sayın Şükrü Kenanoğlu, daha sonra Merkez Valisi,
Zannederim 1967’lerde Bolu Valisi,
Mahalli İdareler Genel Müdür Yardımcılığından emekli Mülkiyeli,
Merzifonlular Derneği kuruluşunda beraber çalıştık,
1965’de Önasya Merzifon Özel Sayısını yayınladık,
Oturduğu evini vefatından sonra çocuk Kütüphanesi açılmak üzere
Kültür Bakanlığına vasiyet etti,
Küçükesat Nene Hatun Caddesi 52 numaradaki evi,
Şükrü Kenanoğlu’nun kendi istedi ile, Aliş’in oğlu,
Ali Dayı Çocuk Kütüphanesi adıyla 1995 yılında hizmete girdi .
28 Ekim 1989’da vefat eden Hamdullah Şükrü Kenanoğlu,
Çocukları sever, insanların eğitimine özel önem verirdi …
Bir hemşehri olarak, yayıncı olarak beni fikren daima destekledi.
O’nu bu satırlarda anarak bir nebze vefa borcumuzu yerine getirmek istiyoruz.


* * *

27 Mayıs 1960’dan sonra Eminsu olarak bilinen,
Toplu emekliler arasında,
Hava Kuvvetlerinden bir albay olarak emekli olmuştu,
Daha sonra Kırşehir Belediye Başkanlığına getirilmişti,
1966’da San Matbaasına tanıdım kendisini,
Orta Yol Ahilik adlı kitabının dizgisini kontrol ediyordu,
1966’da matbaada başlayan dostluk, 1998’lere kadar aralıksız devam etti,
Nasılsın Ağa , diye odama gelir, ahilik için bugün ne yaptın ? diye sorardı,
Bütün işi, Ahi Evran-ı Veli ve Ahilikti,
Birkaç Ahi Komisyonunda birlikte çalıştık,
Yaşamı ona bağlı idi, zaten ahilik aşkı olmasaydı, bu yaşa geleceğini sanmazdım,
Ahiliği günümüze getiren, yaşatanların başında, halkın içinden geliyordu,
Kocatepe’den O’nu da uğurladık bir öğle namazından sonra…
Adı neydi diye sormadınız, Ahi Refik Soykut’u…


* * *
Ahilik konusunda ilk ciddi kitabı yazan,
Kısa boylu, kısa ak saçlı, tonton mu tonton,
Ankara İlâhiyat Fakültesi Türk İslâm Tarihi Kürsüsü Başkanı,
Burdurlu, Güler Bilecen’in eniştesi,
Prof. Dr. Neşet Çağatay’ı anmadan hiç olur mu ?
Türk Tarih Kurumu Üyesi, Konya Selçuklu Üniversitesi Kurucu Rektörü,
Yüksek Öğretim Kurulu Başkan Yardımcısı,
Türk Sanatı Kongresi Yürütme Kurulu Üyesi,
İslâmiyet Öncesi Arap Tarihi Uzmanı,
Neşet Çağatay’ın herkese iyiliği çoktur,
Ancak kader onu güldürmedi, İkinci eşi Belkıs Çağatay intihar etti,
Hoca prostattan İbn-i Sina Hastahanesine yattı,
17 Kasım 2000’de vefat etti ve cenazesi Isparta Eğridir Yenice Köyü’ne gönderildi.
Eşi Belkıs Abla’nın yanında, Eğridir Gölü’nün kıyısında ebediyyen uyuyor şimdi.
1975 Budapeşte Türk Sanatları Kongresine ,
Eşi ve daha ilkokula giden kızı ile gelmişti,
Gezide, gece tarihi bir şatoda birlikte konaklamıştık,
1987 Kahire, 1996 Geneve, Türk Sanatları Kongrelerinde beraberdik kendisiyle.



* * *

Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü Arkeolog Hikmet Gürçay’a gelince,
O ben kâtiplikten Genel Müdürlüğe basamakları birer birer çıka çıka yükseldim, derdi,
Dokumacılık, keçecilik gibi etnografik konulara meraklıydı,
Saat kuleleri, Atatürk heykellerinin resimlerini topluyordu , geniş bir makale için,
Ayrıca müzelerimizi ve ören yerlerini tanıtan bir seri makalesi,
Önasya’da yayınlanıyordu,
Arabaların arkasındaki yazılara da meraklı idi, güzel sözleri topluyordu,
Ancak 1978’de Genel Müdürlük görevinden alınması ona çok dokundu,
Altı ay yaşadı, bağırsak düğümlenmesi sebebiyle vefat etti,
Notları, dokümanları maalesef, galiba hep çöpe gitti.


* * *

Mahmut Akok çok iyi çizim yapardı,
Perspektif resmi serbest kalemle iyi döktürürdü,
Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğünde
E cetvelinde çalışırdı, fazla maaş almak için,
Herkes kazısına davet ederdi, iyi çizim elde etmek için Mahmut Akok’u,
Ocaktan yetişmişti, belki de diploması yoktu,
Belki sonradan, dışardan okul bitirmişti,
Mabedlerin, külliyelerin, perspektifleri sanki canlı gibi dururdu,
Müzelerin teşhir sistemini o ayarlardı,
Şekip Kristalin, vitrinde önder idi, onun zihninde,
İç mimarlık, dekorasyon, hep onun elinde,
Washington Camisinin Kütahya çinilerini o monte ettirdi,
Kudüs Kubbetü’l Sahra çinilerini Mimar Kemâlettin Bey’den sonra yine o restore etti,
1982 yılı idi, Asker Genel Müdür Yardımcım
Tuggeneral Alâettin Gürtuna’yı ikna ettim,
Mahmut Akok için 80. yaş armağanı için,
Yazılarını bir araya fotokopi ile topladım, tekrar aynen basmak için,
Çizimleri Mimarlık Tarihi dersleri için çok faydalı olurdu,
Lâkin, bazı kimseler ona taş koydu,
Yapamadım, yaptıramadım, o nefis çizimler hebâ oldu,
Bandırma’da 1901 yılında dünyaya gelen Mahmut Akok,
27 Kasım 1993 tarihinde Ankara’da Bahçelievler semtinde ebedî âleme göç etti.
Numune olsun diye çizimlerini gelecek nesillere mimarî miras olarak bırakıp gitti.
Alaydan yetişme müzecilerimizi öksüz bırakıp gitti.
Oğlu çizimlerini Cd’lere yükledi, pazar aramaya çıktı şimdi.


* * *

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni, Avrupa Müzeleri arasına sokan,
Mahmut Paşa Bedestenini güzel bir müze haline getiren,
Devletin yetişemediği yerlerde dernek ve vakıfları devreye sokan,
Konyalı Arkeolog Raci Temizer’i de unutmayalım,
Zira yanında 45 gün çalıştım, 19 Ocak 1978’den 7 Mart 1978’e kadar,
Şube Müdür Vekilliğinden arkeolog olarak değil de düz memur olarak atanmamı
Bu işleri bilenlerin takdirlerine bırakırken,
Raci Temizer’in elinden gelen her türlü desteği verdiğini unutamam.
O dönemde, Müze’de Doğu Mermerci, Ahmet Tırpan, Cahit Günbattı, Cem Karasu,
İle birlikte çalıştık, şimdi Cahit Dil Tarih’te Dekan Yardımcısı, Cem profesör,
Ahmet Tırpan Selçuk Üniversitesi’nde Arkeoloji Bölümünde başkan oldu.
Raci Temizer emekli olduktan sonra,
Anadolu Medeniyetlerini Araştırma ve Tanıtma Vakfını
Mehmet Önder, Osman Aksoy, Gürkan Toklu ve İnci Bayburtluoğlu ile birlikte
6 Haziran 1984’de kurdu, Bahçelievler’deki binasını satın aldı,
Vakıf ve dernek kanalı ile de Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nü fiilen destekledi.
Mahmut Paşa Bedesteni, eski Ankara ipeğinin, satıldığı bir merkezdi.
Aslı vakıf olan bina, vakıfların Ankara’da yeni işhanları yapılması dolayısıyla restore edilememiş,
1932’de harap halde iken Millî Eğitim Bakanlığına müze binası olarak tahsis edilmiş,
İlk defa Eti Müzesi adıyla hizmete girmiş, daha sonra
Anadolu Medeniyetleri Müzesi adını almıştır.
Zannedersem Raci Temizer 1949 yılında Müzeye Müdür olarak atanır ve
Yaş haddine kadar görevine devam eder.

* * *

Ali Saim Ülgen’in Türk Tarih Kurumu için hazırladığı
Mimar Sinan eserleri çizimleri de ayrı bir hikâye,
Yıllarca Türk Tarih Kurumu Arşivlerinde kimseye gösterilmedi,
Yalnız üzerinde Boğaziçi Üniversitesi’nden
Prof.Dr.Aptullah Kuran Hocamız çalıştı,
12 Eylül’deki Asakeri dönem ortalarında konuyu ben ortaya attım,
O zamanki Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.Dr. Yaşar Yücel’i ikna ettim,
Vakıflar Genel Müdürlüğü ile ortaklaşa yayınlayalım dedim,
Yönetimden geçti, sonra başkaları el attı,
Türk Tarih Kurumu yayınladı,
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde uzun yıllar Mütehassıs Müşavirlik yapan,
Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nu o kurdurdu,
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Öğretim Görevlisi olarak Sanat Tarihi Dersleri verdi,
Bu şekilde de Ali Saim Ülgen adı artık ebedileşti, işte vefâ…
Yüksek Mimar Mühendis Ali Saim Ülgen Menderes’in sağ kolu idi,
İstanbul’un yeni caddeleri açılırken, o yönlendirirdi,
Vatan Caddesi, Bayazıt Meydanı onun eseri,
27 Mayıs 1960 İhtilâlinden sonra, çocuğu yaştaki kolejli,
Onu yargıladı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını yok ettiği için,
Halbuki o bütün gücü ile o kanunun çıkarılmasını Vakıflarda istemişti,
Tasarıyı da o hazırlamıştı, Teklif de Devlet Bakanlığından gelmişti,
İşte kader, Süleymaniye Camisi Kubbesinden düşerek kaburgaları kırılan
Vakıflar Mütehassıs Müşaviri Ali Saim Ülgen,
1960 da Prof. Dr. Doğan Kuban tafından yargılanır,
Prof.Dr.Doğan Kuban ben ona isteseydim ceza verirdim, akladım diye de övünür,
1963 yılında bir kalp krizi ile II. Vakıf İş Hanındaki lojmanda,
Yani Dairenin bir kat üstünde, bir sabah ebediyete ulaşır o müthiş Adam,
Sanat Tarihi Öğretim Üyesi Rahmetli Yüksek Mimar Ali Saim Ülgen.
1986 Nisan ayında bir anma günü düzenlemiştim,
Türkiye Vakıflar Bankası Konferans Salonunda,
Türk Tarih Kurumundan projelerini alarak sergilemiştim,
Hüsrev Tayla, Yılmaz Önge, Güler Bilecen, birer konuşma yapmışlardı,
Eski restoratörler Ruhi Aydın, Yusuf Erdoğan alkışlamışlardı,
Yeni nesiller kim ki bu demişlerdi, dinleyinde öğrenin eskileri, eskilerden,
İleride siz de hatırlayın, geçmişleri…


* * *


Rahmetli Başbakan Menderes’i, 27 Mayıs 1960 Cuma günü görenlerden biriyim.
Sabah 6.30 da radyodan duyduk ihtllâli, sokaklara döküldük,
O gün Kütahya Lisesi, tatile giriyordu, okula koştuk,
İhtilâli ilk defa öğreniyoruz, bir başı bozukluk, herkes birbirine soruyor ne olacak ?
Derken saat 09.30’da, Kütahya Lisesi tam karşınındaki Vilâyet Makamı merdivenlerinde,
Askerlik Hocamız Albay Feramuz ortada Başbakan Adnan Menderes, sağda Vali,
Sanki ihtilâli Menderes yaptırmış gibi mütebessim bir çehre, saçlar arkaya taranmış,
Üzerinde gri çizgili bir takım elbise, gözlerinde güneş gözlüğü,
Vali ve Askerlik hocamız esas duruşta, bindiler bir cipe, doğru hava alanı yolunda…
Sonradan öğrendik, Eskişehir- Kütahya karayolunda yakalamışlar Başbakanı,
Getirmişler Vilâyet Konağına, sonu ise hepimizin mâlumu maalesef kaybettik O’nu …
1946 ile 1960 arasında Parlemento’da görev alan,
Zamanın Başbakanı merhum Adnan Menderes,
Köylümüze çarığını çıkartmış, tarlasına traktörü sokmuş,
Enflasyonla yaşamayı milletine öğretmiş,
Eğitime,önem vermiş, Nato ülkesi haline gelmemize sebep olmuş,
İsmet Paşa ile çekişmelerinin,1959’da Tahkikat Komisyonu kurulması dışında,
Ülkesi yararına çalışmış, rüşvete bulaşmamış,
1960 Yassıada Mahkemelerinde bebek, köpek gibi davalara konu olmuş,
19 Eylül 1961’de Yassıada’da idam sehpasında canını vermiş,
Turgut Özal zamanında iade-i itibar yapılarak naaşı İstanbul’a getirilerek,
İstanbul’da bir anıt-mezara gömülmüş,
Bir vatan evlâdıdır.

* * *

27 Mayıs 1960’da Millî Birlik Komitesi Üyesi olan Muzaffer Özdağ,
Daha sonra Komite üyeliğinden çıkartılarak dış temsilciliklere gönderilmiş,
Milletvekili olarak daha sonra Parlemento’ya seçilmiş,
Türk kültürü ile uğraşan, ülkücü camia mensubu olup,
Önasya’da birkaç yazısı da yayımlanmıştır.
Hukuk Fakültesini bitirip, hukukçu olarak serbest hayata atılmış,
6 Şubat 2002 tarihinde sabaha karşı Ankara’da ebediyete intikal etmiştir.

* * *
Türk siyasi hayatının duayeni olan Osman Bölükbaşı,
1946’da siyasi hayata atılmış, 1954’lü yıllardan itibaren cezaevi ile tanışmış,
1960 İhtilâlinden sonra miting meydanlarını dolduran,
Dosyalı muhalefet adıyla ünlenen, hitabeti kuvvetli,
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisini kuran ve Parlementoya giren,
1970’lerde aktif politikadan çekilmesini bilen,
92 yaşında iken, 6 Şubat 2002 sabahı
Ankara’da ebediyete intikal eden Osman Bölükbaşı,
20. Yüzyılın ikinci yarısına ülkemiz siyasi hayatına damgasını vurmuş,
Bir iki sefer görüştüğüm ender şahsiyetlerin başındadır.

* * *

İsmet Paşa ile şahsen hiç görüşmedik.
Gazeteci sıfatı ile birkaç basın toplantısında bulundum,
İyi bir asker olmasına karşılık, siyaset âleminde kendini yetiştiren,
İleri görüşlü, işine geldiğini duyar, işine gelmediğini hiç duymaz,
Bu sebeple adı sağır İsmet’e çıkmıştır,
Geldi İsmet, gitti kısmet derlerse de,
Gelecek nesilleri borca sokmadan devleti idare etmenin yollarını aramış,
Ortanın solu politikasından neticede kendisi de istifa etmiş,
Demirperdenin yıkılışını görmeden ebedî aleme göç etmiştir.
Yirminci yüzyıl Türkiye’sine, Atatürk’le birlikte İnönü ailesi damgasını vurmuştur.


* * *


Prof.Dr.Semavi Eyice’yi 1965 yılında Merzifon Sayısı çıkardığım zaman tanıdım,
Dergi altı ayı doldurdu, Basın İlân Kurumu Reklâm Yönetmeliği gereği,
Dergi incelemeye alındı, Semavi Beyefendiye göndermişler,
Hoca da müsbet rapor verince , Önasya Dergisi Resmî ilân almaya başladı,
Bu şekilde münasebetlerimiz başladı, o tarihlerde doçentti,
Prof.Dr. Semavi Eyice, Dergiyi muntazam olarak takip etti,
Tarih Kurumuna konferans için geldiğinde bizde Hocayı izlemeye başladık,
Çok iyi bir arşivi vardı, herkesten önce bir şey çıkınca o görmek isterdi,
Rahmetli Yılmaz Önge bana taşbaskısı bir Silsilenâme fotokopisi vermişti,
Ben de bundan bir yerde bahsettim, benim neden haberim yok diye ,
Yılmaz’ı haşlamasını bir türlü unutamadım,
Hocanın şimdi gözleri pek iyi görmüyor, ama yine de boş durmuyor,
Herşeyden haberli,
Ancak önemli olan bir şey daha var ki,
Prof.Dr. Semavi Eyice ile kimse karşı karşıya gelemez,
Kim olursa olsun, cevabını o saniyede alır, sözünü kongrede kimse kesemez,
Herkes yirmi dakika konuşurken o, en az 45 dakika konuşur ve dinletir,
Bildiğini iyi bilir ve müdafaasını çok iyi yapar,
Bu sebeple kimse onu jüride istemez, zira iyi hırpalanacağını bilir,
Üniversitede kendisine asistan dayanmaz, çabuk pes ettirir,
Bizans sanatından Türk sanatına geçen Nilüfer Sultanlar bu sebeple çoktur,
Bizans ve Türk Sanatında Prof.Dr.Semavi Eyice ilmi ile duayendir.
Gözleri artık iyi görmüyor, feri tükendi,
Arşiv ve kütüphane kurmak kolay iş değil, oldukça zahmetli ve pahalı,
Kitap koyacak yer bulmakta, muhafaza etmekte masraflı,
Meşhur âlimlerin Kütüphanelerinin sonunu iyi bildiği için,
Değerlendirecek bir evlâdı bulunmadığı için,
Sahhafların eline düşmemesi için,
Kütüphanesini birbuçuk milyon dolara satlığa çıkardı
Bilmem satın alan olur mu
Sabancı ile Koç bakmış, Kanada talipmiş kütüphaneye.
Allah sağlıklı ömürler versin, Yazılarını okumaktan eksik etmesin...



* * *


Prof.Dr.Oktay Asnalapa yaşca esas Türk Sanatında duayen ama,
Alçak gönüllülüğü, toleransı, iddiacılığı olmayan, ilk hocalarımızdan biridir.
Prof.Dr.Emil Boş’un talebesi olan ve Avusturya-Alman ekolüne mensup olan,
Oktay Aslanapa, ileri yaşına rağmen hâlâ kongre kongre dolaşır,
Her kongre veya seminerde perhizi bozması karşılığında rahatsızlanır,
Ancak, bizi hiçbir zaman yalnız bırakmaz, her zaman, her yerde yanımızdadır.
Tecrübesiyle, bilgisiye daima bize yol gösterici olur, az, öz, kısa konuşur.


* * *

Aynur Durukan’ı 1976’da Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nde tanıdım,
Kültür Bakanlığında doktorasını yaptı, Hacettepe Üniversitesine geçti,
Doçent ve profesör oldu, makaleler yayınladı,
Neye kızdı bilinmez, genç yaşta emekli olup, İstanbul’a yerleşti,
Çok yoruldum, aralıksız çalıştım, benim de dinlenmeye hakkım yok mu dedi.
Ortaçağ konusunda, Selçuk konusunda iyi uzmandı,
Türkiye’de Vakıf Abideler konusunda 1983’de müşterek çalışmamız oldu,
Prof.Dr.Semiha Yıldız Ötüken Başkanlığında,
O tarihlerde doçent idi, Yıldız Hanım,
Dr. Aynur Durukan, Dr. Hakkı Acun, Dr.Sacit Pekak,
Yeşil Bursa’nın ilçelerindeki vakıf abide ve eski eserleri köylere kadar tespit ettiler,
Üç yıl boyunca çalıştılar, para kazanmak bir tarafa,
Ceplerinden takviye etmek zorunda kaldılar.
Bazen lokanta bulamadıklarından aç da kaldılar,
Peynir-domates ekmeğe talim ettiler,
Amaç ilim yapmaktı, vakıf eser kurtarmaktı, açlıkta ne zarar,
Yıldız Hoca, Avusturya disiplini ile çalışırdı,
Gündüz arazi çalışmaları, gece onların yazıları, plân krokileri,
Etrafındaki üç genci muma çevirdi, Yıldız Hocahanım,
Prensip, azim, fedâkârlık, yayın zevki nedir onlara bunu öğretti,
Ekipte önce İbrahim Numan ve Mehmet Tuncer de vardı,
Hazırlık safhasında tez çekildiler o saftan, arkalarına bakmayarak,
Bu disiplinli çalışma ortaya çıkınca pişman olduklarını pek sanmam,
Bazen ağlandı, bazen sızlandı, zor şartlar altında çalışırken Valilerden destek geldi,
İş bitti, yayın çıktı, bütün sıkıntılar geride kaldı,
Hâlâ o tatlı günleri neşeyle, muhabbetle, sevgi ve saygı ile anarlar…
Bâki kalan bu kubbede hoş bir sedâ ile kütüphanedeki güzelim kitaplar…


* * *


Prof.Dr.Metin Sözen’i doktorluğunda tanımıştım,
Türk mimarlık Tarihinde Semavi Eyice’den sonra,
En fazla ürün veren, kongre ve seminerlere katılan ilim damlarının arasında
Her halde ikinci veya üçüncü sırayı alır Metin Hoca…
Söz verdiği seminere mutlaka bir gün de olsa gelir, gelemezse mazeretini bildirir,
Çevre ve şehircilik üzerine bu günlerde fazla eğilir..
Türk Sanatı ve Tarihi konusunda araştırmacılara kaynak olmak üzere
Bilgi Bankası kurulmasını tasarladı ve İstanbul’da IX. Türk Sanatları Kongresinde
Genç elemanları bir salonda topladı.
Türk sanatı üzerine duplicate çalışmaların arttığı,
Gereksiz yere çift çalışma yapıldığı,
Herkesin ne ile uğraştığı daha önceden bilinirse, bunun önüne geçileceği,
Doktora ve doçentlik tezlerinde bile aynı konu iki öğretim üyesi tarafından işlendiği,
TAÇ vakfında bu çalışmaların birleşebileceği,
Ankara’da Sadi Bayram, İzmir’de Prof.Bekir Deniz’in merkez yapılacağı,
Bu arkadaşlara her sanat tarihi ile uğraşanların rahatça uğrayabileceği,
Türk sanatı ve restorasyonu ile uğraşan herkesin, bu merkezlere uğrayarak,
Çalıştığı konular ile bibliyografya ve biyografilerinin bir nüshasını teslim etmeleri
Oybirliği ile kararlaştırılmışsa da,
Maalesef tatbikatta bu öneriyi işletemedik.
Ankara’da sadece bu satırların yazarı ile Erzurum’dan Prof.Dr.Hamza Gündoğdu
Bibliyografyasını ve çalıştığı konuları Prof. Dr. Metin Sözen’e bildirdi,
Böylelikle tasarlanan proje hayata geçirilemedi,
Kabahat ise hepimizin, Türk sanatı ile uğraşanların.

Mimar Sinan ve diğer vakıf abide ve eski eserler için de
Proje ve bilgi bankası oluşturulmasını Vakıf Haftalarında üniversite temsilcilerine
Teklif ettimse de yine sonuç alamadığımı bu satırlarda belirtmekten kendimi alamayacağım…


* * *

Millî Eğitim Bakanlığı Yayımlar Genel Müdürü Kemal Or’u
Önasya Dergisi yayımlarken tanıdım.
Adnan Ötüken’in önerisi ile Bakanlık abone olmuştu Dergimize,
Daha sonra Devlet Planlama Müşteşarlığı Sosyal Planlama Dairesine
Geçti Konyalı Kemal Abi, Milletvekilliği de yaptı daha sonra.
Gülmezdi, biraz gururluydu, belinden rahatsızdı, bu sebeple dik yürürdü.


* * *

Dr.Leylâ Elbruz, eski Genel Müdürlerimizdendi,
Devlet Planlâma Teşkilâtı Müşteşarlığında Sosyal Planlama Başkanıydı.
1985’te Vakıflar Genel Müdürlüğüne atandı,
Hazer Denizi’nin güney kıyılarından, Elbruz Dağlarından galiba rahmetli eşi göç etmişti,
Elburuz soyadını gururla dimdik taşırdı, uzun boylu, elâ gözlüydü,
O tarihlerde altmışının üstünde, ak saçlı, dürüst, çalışkan, mert bir
Hanımefendi olarak tanıdım,
Sonra öğrendim ki, meşhur Halide Edip Adıvar’ın üvey torunuydu,
Ünlü matematikçi Salih Zeki’nin Âyet Sayar adlı oğlundan.
Dr.Adnan Adıvar tarafından yetiştirildi dört yaşından beri Dr.Leylâ Elbruz.
Çok severdi bu satırların yazarını, beraber seyahatlere gittik,
Kültür varlıklarımızı , vakıfları tanımak ve korumak için,
Yakınında isterdi beni, dört ay atlattım,
Şekeri vardı, bazen verdiği emirleri unuturdu,
Verdiğiniz emirleri takip için isterseniz not tutun dediğimizde,
Tam bir İstanbul Hanımefendi olgunluğuyla, haklısın Sadi dediğini unutamam,
Halı sanatımızı çok severdi,
Cumhuriyet’in Başkent’i Ankara’da bir halı müzesi açmak için,
Birlikte çok uğraştık, ama muvaffak olamadık,
Eski Hukuk Mektebi olan Ankara Müftülük binası,
Kocatepe Camii altı ( Şimdiki Beğendik), Hacıbayram yolunda Ulus Oteli,
Bina arandı ama bulamadık veya kiracıyı tahliye ettiremedik,
Genel Müdürlük binasına sığmıyoruz, yeni ek bina satın alalım dedi,
Komisyonlar kuruldu, çalıştılar,
Tam ihale günü, Komisyon teşkil onayını bakandan almamız lâzımdı olmadı,
İhaleyi fesh ettiler,
Akar Toprak fonundaki nakit paralarda bankaya sermaye artırmasına gitti,
Dr.Leylâ Elbruz, inandığı konulardan taviz vermemek için,
Genel Müdürlükteki süresi iki yıla üç gün kala,
İstifa etmek cür’etini gösterdi,
6400 ek göstergenin makam tazminatını da maalesef kaybetti.
Ama üzülmüyor. ben doğruların kadınıyım, inatcıyım,
İnandığım konulardan asla taviz vermem diyordu…
Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun da üyesi idi.


* * *

Prof.Dr.Yılmaz Önge’yi ise , size eski yazılarımda tanıtmıştım,
14 Ekim 1935’de doğan Yılmaz Önge,
1959’da İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık ve Mühendislik Fakültesinden
Mezun olup,1961’de Vakıflar Genel Müdürlüğüne,
Mütehassıs Müşavir Ali Saim Ülgen’in yanına girmişti,
1966 başında, Vakıflar Genel Müdürü Feramuz Berkol tanıştırdı,
Kendi geldi büroma, yazılarını getirdi, alçak gönüllüğün timsaliydi,
Dostluğumuz ilerledi, kardeş gibi olduk,
Çalıştı, Mimar Orhan Cezmi Tuncer’inde yetişmesinde katkısı oldu,
Orhan Cezmi Tucer, Yılmaz Önge’nin yerine Mütehassıs Müşavir,
12 Eylül 1980’den önce Mustafa Ernam’ın Genel Müdürlük zamanında,
Gazi Üniversitesi Mimarlık Fakültesine doktor olarak geçti,
Anadolu Selçuklu Künbetleri adlı üç ciltlik dev projeli eseri cebinden yayınladı,
Doçentliğini aldı, profesör oldu, şimdi de emekli ,
Yılmaz Önge; Dr.Zafer Bayburtlu’nun da önderi idi, o da profesör oldu,
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Kürsüsünde,
Doktorasını Prof.Dr.Oluş Arık’tan tanmamladı sayın Önge,
Önasya Dergisi’nde aylık yazılarını hiç kaytarmadı,
İlâhiyat Fakültesi Türk Sanatları Kürsüsünde,
Prof.Dr.Halûk Karamagaralı’ya asistan oldu,
Konya Selçuk Üniversitesinde doçent ve profesör oldu,
Önasya’daki makalelerini hiç aksatmadı,
Türk kültür ve Medeniyetine imzasını attı,
28 Mart 1992’de ebediyete uğurladık kardeşimiz Yılmazımızı,
Konya’dan gitti cenazesi İstanbul Zincirlikuyu’ya,
Babasının çok önceden aldığı aile kabristanına,
İyi uykular dilerken vakit geçirmeden,
Onuncu Vakıf Haftası Seminerlerinden birini ayırdım, aziz hatırasına,
Yılmaz Önge Restorasyon Semineri yapıldı 10 Aralık 1992 tarihlerinde,
Üç oturum yapıldı, restorasyonlar anlatıldı,
Yayını yapıldı 1993 yılında, O’nu da yad ettik bugün de,
Oğlu Mustafa Mimar oldu, babasının izinde,
Şimdi Orta Doğu Teknik Üniversitesi Restorasyon Bölümünde Mastır yapıyor,
Prof.Dr.Ayşıl Tükel Yavuz önderliğinde,
Eşi Ergül Önge, doktorasını verdi, yıllardır Yardımcı Doçent olarak çalışıyor.
Seneler seneleri kovalıyor, yetişmek ne mümkün,
Giden geri gelmiyor, üzüntü, keder çare değil.
Dünya dönüyor, hayat devam ediyor, biz de buna uyuyoruz, uymak mecburiyetindeyiz.


* * *


1966 yılında Feramuz Berkol ile Vakıflar camiasına ayak attığımda,
1971 yılına kadar basın-yayın danışmanlığını fahri olarak yaptığımda,
Vatanî görevimden sonra memuriyete ayak bastığımda nice Genel Müdürler tanıdım...
Başta Feramuz Berkol, sadece bana bağlısın dedi,
Prof.Dr.Necmettin Erbakan’ın eniştesi Prof.Dr. Osman Çataklı aşırı dindardı,
Şener Yılmaz kıdemli Başmüfettiş, Erdil Olcay müfettiş olmasına rağmen kültüre meraklı,
Fuat Ünver Mülkiyeli, yeni birşeylet yapma çabasında,
Mustafa Ernam Başbanlık Müsteşarlığından Vakıflara geldiği için mağrur,
Tümgeneral Galip Yiğitgüden ise aske, disiplinini benimseyen tatlı sert,
Necmettin Vangöl Hukukcu, Leylâ Elbruz sosyal plânlamacı,
Şener Macun mülkiyeli, Fadıl Ünver Kızılaycı, politikacı,
Mehmet Gültekin Petrol Ofisi, Nazmi İşeri kimyacı,
Konyalı, atlet Mustafa Keten ayakları yere değmez plânlamacı,
Meslektaşım Arkeolog Dr. Nurettin Yardımcı farfaracı,
Otuz yıl içinde bir düzineden fazla genel müdür değiştiren bir kurum,
Dokuz yüz yıllık bu tarihî müessese nasıl rantabl olabilir ?
Millî Eğitim, Sağlık, Bayındırlık, Kültür Bakanlıklarının görevlerini
Sekizyüzyıl yapan ve bunları bünyesinden çıkaran,
Protokolde Bakanlar Kurulunda Sadrazamdan sonra ilk gelen Nazır,
Diyanet İşlerini asırlarca yürüteni dinî, hayrî , kültürel ve sosyal bir kuruluş,
Ülke ekonomisinin büyük çarkı,
Türkiye Vakıflar Bankasının % 75’inin sahibi, bugün ne haldedir, yarın ne olacak kimbilir...


* * *


Kültür ve medeniyetimize hayat veren çınarlar, pınarlar,
Tarihin karanlık sayfalarını lüks lambası ile aydınlatanlar,
Ne rahmetli Fuat Köprülü, ne Osman Turan, ne Mükrimin Halil Yinanç,
Ne Osman Hamdi, Hayrullah Örs, Nuri Pere, Mükerrem Kâmil Su,
Ne de Evliya Çelebi ile Kanuni Sultan Süleyman,
Hepsi gitti bu dünyadan güzel yazıları, eserleri bize bırakarak,
Tanıdığım ünlü çınarlardan muhtelif yıllarda ;
Enver Behnan Şapolyo, Bekir Sıtkı Oransay, Hâmir Zübeyr Koşay,
Cengiz Orhonlu, Emin Bilgiç, Ahmet Edip Uysal, Nejdet Sançar, Zeki Sofuoğlu,
Feridun Nafiz Uzluk, Şehabettin Uzluk, Suut Kemâl Yetkin, Bekir Sıtkı Baykal, Bekir Kütükoğlu,
Adnan Ötüken, Mehmet Altay Köymen, Emel Esin, Fethi Tevetoğlu, Süheyl Ünver,
Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, Yılmaz Önge, Ekrem Hakkı Ayverdi,
Şerare Yetkin, Katherina Otto Dorn, Güner İnal, Zafer Bayburtluoğlu,
Abdülmecit Doğru, Fevziye Abdullah Tansel, Orhan Şaik Gökyay, Ahi Refik Soykut,
Orhan Alsaç, Faruk Sumer’i de ebediyete yolcu ettik,
Bu yalan dünyada neleri yazıp bıraktılarsa, onunla avunacağız,
Bizden öncekileri hep rahmet ve minnetle anacağız,
İsimlerini unuttuğumuz birçok zevat var, onlarda bizi affedecekler elbet,
Türk kültürü kimleri bu kara toprağa uğurlamadı ki,
En güzel, en sevdiğimiz meyve ve sebzeleri bize bu toprak vermiyor mu ?
Bazı yazarları dilimizin döndüğü, gücümüzün yettiği nispette, hatırlamaya, anmaya çalıştık,
Her fert aynı şeyi yaparsa bu fani dünyada,
Hiç birimiz unutulmayız, unutmayalım da,
Haklı-haksız bir gün mahşer önünde hepimiz buluşacağız,
Birbirimize sarılıp, ağlayacağız, birbirimizden aldığımız güçle ,
Ay yıldızlı Bayrağı hep beraber doruklarda dalgalandıracağız,
Gücümüzün yettiği nispette, ölene kadar …



Ankara, 29.01.2002

Sadi Bayram































































VEFÂ ARIYORUM, GÖZLERİM KAPALI !

( Tanıdığım Çınarlar ve Bazı Kısa Hatıralar )
Kültür ve Medeniyetimizden Yapraklar
Sadi BAYRAM



Vefâ arıyorum gözlerim kapalı,
Güneş batmak üzere, ufuk kızıl renginde,
Ankara akşamları bazen grup güzelliği ötesinde,
Ahmet Haşim’i hatırladım her nedense,
Felsefe, etik, estetik, güzelden anlamak benim işim değil,
Yediyıl üniversitede sanat tarihi, Türk el sanatları dersleri verdimse de,
Ama benimki ne şiir, ne nesir, yeni bir üslup,
Acaba Ziya Gökalp’in Alageyiğinden mi esinlendim,
Fevziye Abdullah Tansel’den mi ?
Şiir gibi konuşan rahmetli Nihat Sami Banarlı’yı da unutmayalım,
Birden aklıma geldi, vefâlı dostlarımı anmam gerek,
Amacım kimseyi üzmek veya yüceltmek değil,
Gerçekleri dile getirmek ve hatırlamak,
Genç nesillere bazı çınarları tanıtmaya çalışarak,
40 yıllık geçmişe bir göz atmak,
Önasya Mecmuası’nı yayımlarken tanıdığım çınarlar arasında gezinirken,
Vefât edenleri de rahmet ve minnetle anmak, sağ olanlara Allah’tan uzun ömür dilemek,
Elimden başka bir şey de gelmez, her birinin adına bir anıt dikemem ki,
Vakıf ta yapamam, zira zengin değilim ki,
Ancak, bâki kalan bu kubbedeki hoş sedâları anarak, ruhlarını şâd edebilirim,
İlim adamlarından aldığımız ışığı doğru olarak, gelecek nesillere yansıtabilirim.


* * *

Dil ve Tarih -Coğrafya Fakültesinde İngilizce Hocam,
Alçak gönüllülüğün, İstanbul efendililiğinin sembolu,
Aslı bir köy öğretmeninin çocuğu,
Kalbi İngiliz Kraliçesinden daha saf ve temiz,
İngilizce tercümelerimi yapardı bana ücretsiz,
Önasya Dergisini 1965 yılında yayımlamaya başlarken,
O zaman doçentti Fakültemizde,
Profesör oldu değişmedi, her nedense,
İmtihanda hoşgörülü idi, sana lisan lâzım Sadi, derdi,
Lisandan sınıf geçirdi, lâkin pes demedi,
Artık benim dersimle ilgin kalmadı, bu kültür Mecmuasını çıkardıkça,
Bu lisan sana lâzım, zira yabancılara kendi kültürümüzü de tanıtıyorsun,
İkili temaslar için bu sana lâzım, yakında Fakülte memurları ve asistanlar için,
Lisan laboratuvarı kuruyorum, öğle tatilinde ders vereceğim,
Mutlaka seni de istiyorum, herhangi bir ücret de vermeyeceksin, diyordu.
Birkaç ay devam ettim bu kurslara, moderndi,
Ancak ticari işlerim daha fazla devama müsaade etmedi,
Hacettepe Üniversitesi kuruluşunda orada da ders verirdi,
İngiliz Dili ve Edebiyatını iyi bilirdi,
Amerikan aksanı ve edebiyatına hâkimdi,
Kimdi bu hoca diyeceksiniz, saygıdeğer Hocam,
Prof.Dr.Ahmet Edip Uysal, soyadı gibi munis, Türk folkloruna aşık,
Türk Halk kültürünü İngilizceye çevirip, zaman zaman yayınlayan ,
Türk halk hikâyelerini Barbara Walker ile Amerika’ya tanıtan Edip,
On parmağında on marifet, spirtüalizm uzmanı,
Motosikletle Ankara-İskenderun seferini yapabilen moto-cross meraklısı,
Eşi bir hanımefendi, dal gibi bir kızı var , o tarihlerde daha on-on bir yaşlarında,
Bize çay-kahve ikram eder, nazik, güler yüzü ile,
Paris Caddesindeki o gönülleri zengin kimselerin oturduğu muhteşem evde,
Girişten bir kat alta inerdik, arka cepheden ikinci kat,
Paraya hiç değer vermezdi O mütevazi insan,
Zira, gönlü zengindi, herkesin eğitimine yardımcı olmam gerekir, derdi,
Zaman geçti, seneler geçti, Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesine gitti,
Emekli oldu, eşi öldü, tekrar evlendi, Balıkesir’e yerleşti, felç geçirdi O insanlık âbidesi,
Vefat ettiğini duydum üç sene önce,
Ne cenazesinde bulunabildim,
Ne bir başsağlığı verebildim, İskenderun’da bulunan evli kızına,
Yeni eşini tanımıyordum, şimdi düşünüyorum,
Acaba biz O’na lâyık mıyız? vefâ nerede, dostluk-ahbaplık nerede?
Kendi kendime isyan ediyorum !
Vefâ duygusunu arıyorum, gündüz elimde fenerle…

* * *

Dr.Fethi Tevetoğlu, AP Samsun Senatörü, Grup Başkan Vekili,
Sonhavadis Gazetesinde tanıdım, çocuk doktoru olan o meşhur kişiyi,
Önasya Mecmuasının üçüncü sayısını çıkarıyordum,
Dr.Tevetoğlu’nun Atatürk’le ilgili bir yazısını okudum, beğendim,
Kasım sayısını Cumhuriyetimizin kurucusu büyük öndere ayırmıştım,
O yazıyı da iktibas etmek için izin istedim Tevetoğlu’ndan,
Memnun olurum, gel seninle tanışalım delikanlı, dedi,
Komünizm karşıtı kitaplarını imzalayarak verdi,
Türkçü, milliyetçiydi, gençliğinde Kopuz adlı Dergiyi Samsun”da çıkarmıştı,
Dergiciliğin dertlerini tecrübesinden çok iyi biliyordu,
Bu sebeple de bana yardımcı olmak istiyordu.
Dostluk o dostluk, beni hemen o zamanın Kültür Müsteşarı,
Her zaman rahmet ve minnetle andığım Adnan Ötüken’e götürdü,
Uzun boylu, enli vücutlu o dev adam, 22 yaşındaki delikanlının fikirlerini,
Dünya görüşünü beğendi ki, çıkardığım Dergiye büyük miktarda abone oldu,
Ve ben başladım, onların izinden gitmeye,

* * *

Konya Mevlâna Müzesi Müdürlüğünden 1964 yılında,
Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğüne gelen Mehmet Önder’i tanıyordum,
O vesile ile Hikmet Gürçay’ı tanıdım, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı,
Eski Eserler ve Müzeler Müşaviri Phil.Dr.Hâmit Zübeyr Koşay’ı tanıdım,
Millî Kütüphane Başkanı Dr. Müjgân Cunbur, aynı yerde Atsız’ın kardeşi
Nejdet Sançar, Zeki Sofuoğlu, Alparslan Türkeş, Prof.Dr. Emin Bilgiç,
Vakıflar Genel Müdürü Feramuz Berkol’u ve müşaviri Yılmaz Önge’yi tanıdım,
Konur Sokak on numaralı yazıhanemde dostlarım artık eksik olmuyordu.


* * *

Sosyal Antropolog Prof.Dr.İsmail Kılıç Kökten’den kazı hikâyeleri,
Mahmut Akok’tan o zamanki Dekanımız daha sonraki Rektörümüz
Prof.Dr.Tahsin Özgüç’ten araştırma metotları,
Hocamız Ord.Prof.Dr.Ekrem Akurgal’dan Türkiye’ye beş ciddi arkeolog yeter,
Siz ne yapacaksınız hanımefendiler masalı,
10 Aralık 2001’de kaybettiğimiz o zaman Doçent olan Dr.Baki Öğün’den
Eski Yunan seramikleri, kırmızı figür, siyah figür ve mitolojisi,
Doç.Dr.Yusuf Boysal’dan arkaik Yunan Heykelleri,
Prof.Dr.Samim Sinanoğlu’ndan Yunan Edebiyatı Tarihi,
Prof.Dr.Suat Sinanoğlu’ndan Roma Edebiyatı Tarihi,
Doç.Dr.Rüçhan Arık’tan Batı Resim Sanatı,
Prof.Dr.Katherina Otto-Dorn ile Dr.Gönül Öney’den İslâm Sanatı, derslerini gördük.
Fransızca profesörlerinden, rahmetli Rağıp Akyavaş’ın kızı Dr.Beynun Akyavaş’dan
Çengelköy’ün ismet ve dostluğunun tadına vardım, tercümelerindeki akıcılıkta,
Tatlı bir ruh gizemi vardı…
Etnoloji profesörümüz Dr.Nermin Erdentuğ ise, tam bir Osmanlı kadınıydı,
Türkmenliği ile, cüssesi ile, hiddeti ile, aceleciliği ile, evindeki hakimiyetiyle..
Önasya Dergisi’ne güzel yazılar yazdı.
O zamanki Sayıştay üyesi, daha sonraki Anayasa Mahkemesi üyesi,
Hisar Dergisi kurucusu, şair Ermenekli rahmetli Mehmet Çınarlı hiç unutulur mu ?
Yayın hayatında otuz yıl aralıksız aylık dergiyi o çıkardı, benden çok fazla dayandı,
Ama arkasında da Başbakanlık Müsteşarı rahmetli şair Munis Faik Ozansoy vardı


* * *

Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü o tarihlerde Tunus Caddesi başındaydı,
Başında da rahmetli Prof.Dr.Ahmet Temir vardı,
Yıllarca sürdü dostluğumuz, hep bana yardımda bulunurdu,
Yol gösterirdi, fazla makalelerinden verirdi, Süheyl Ünver’i de o tanıştırmıştı.
Büyük Türkistan, Türk Dünyasının birbiri ile teması en büyük hâyâli idi.
Kazanlıydı, yurdu o tarihlerde komünizm pençesinde eriyordu,
Prof. Dr. Ahmet Temir ise Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Moğolca öğretiyordu...


* * *


Prof.Dr.Laslo Rasonyi ise Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Macarca dersleri veriyordu,
Rasonyi; Cumhuriyetimizin kurucusu Aziz Atatürk tarafından ülkemize davet edilmiş,
1939 yılında Tarihte Türkler kitabı ile literatürümüze girmiş müstesna bir insandı.
Yaşlandığı için gçzleri fazla iyi gçrmüyordu, asistanları kendisine yardımcı oluyorlardı,
1968”li yıllarda ülkesine döndü, birkaç Tarih Kurumu toplantısına geldi, ve Tanrısına kavuştu...

* * *

Önasya Mecmuası denildiğinde akla gelen ilk isimler ,
Erdoğan Tan ile Muzaffer Özkan’dır.
İkisi de benim can dostlarımdır,
Fedakârlık, çalışma, azim onlardadır,
Maddenin mânâya dönüştüğü bunlarladır,
Tashih, düzenleme,postalamada her an yardımcılarımdır,
Saç ayağının biri bensem, diğer ikisi onlardır,
Kardeşim Şadi Bayramoğlu, Mecmuanın Genel Yayın Müdürüdür,
Maddi-manevi desteği ile umumi vekâletnâmesi bendedir,
Yazın Marmaris-Datça’da, kışın Dallas’da, şimdi gününü gün ediyor,
Yeğenlerim Armağan kara toprakta, Şafak bilgisayarın başında network ağı kuruyor.
Derginin tarihçesine gelince,
26 Haziran 1965 yılında, Zafer Çarşısı üzerindeki pastahanede kavakların dibindeki bir masada, Temelini Erdoğan Tan ile beraber attım, bir akşam üstü.
9 Eylül 1965’de ilk sayımı, İzmir Fuarı Özel Sayısını yayınladım,
İzmir’in Kurtuluş günü ile birlikte, yeni bir yaş günü ortaya çıktı.
Fakülteden mezun olduk, yayın hayatına devam ettik,
Önasya Mecmuası’nı aylık olarak aralıksız 78 sayı yayınladık,
Mart 1972’de yayınına ara verdik.




* * *

Rahmetli Üstadım tarihci, gazeteci, yazar,
Enver Behnan Şapolyo’ya gelince,
O’nun bende başka bir yeri var,
Millî Mücadele’de İnebolu Cephesi’nden Ankara’ya gelmiş,
Hâkimiyet-i Milliye’de muhabirlik yapmış,
Konya Babalık Gazetesinde muharrirlik yapmış,
Çankaya Köşkünde Özel Kalem Müdürü ahbabı olduğu için,
Köşke sık gidermiş, bir gün Atatürk O’na doğum gününü sormuş,
Enver Behnan da 19 Mayıs 1919 Paşam , cevabını Atatürk çok beğenmiş,
İşte benim doğum günüm demiş,
İsmet Paşa’nın oğluna Gazi Lisesinde tarih dersi okutmuş,
Şakacıktan bir gün kulağını da çekmiş,
Konservatuar’da tarih dersi yaparken Atatürk dersine girmiş,
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Viyana Muhasarasını dinlemiş ve
Bu konuda büyük Atatürk, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’yı övmüştür.
Enver Behnan Şapolyo ismine bakarak, tanımayanlar kim derlerdi,
1932’de Türk Soyadları kitabını yazan Hocanın Soyadı,
Eski bir Türk Kahramanının adıydı,
Liselerde tarih kitapları okunan, tarihi romanları da bulunan, rahmetli Hocam,
Vatanî görevimi Erzurum’da yaparken 1 Haziran 1972’de ebediyete göçtü,
Karşıyakaya kaldırmışlar, hastalığında beni çok istemiş rahmetli,
Eşi, yokluğuna ancak dokuz ay dayanabildi hasretine,
Kütüphanesi konusunda eşi ve çocuklarının bilgisi vardı vasiyetine,
Yılmaz Önge, İsmet Binark’la bendeniz de şahittim vakfına,
Ankara Millî Kütüphanede bir seksiyon açılacaktı, rahmetlinin ismiyle,
Dr.Müjgân Cunbur Hanımefendiye gittim, kitapları alması için,
Evde duruyor, ben alırsam, bahçeye çadır altına konacak, kütüphanede yer yok,
Ayşim evleniyor, evi boşaltmak gerek, kitapların gitmesi lâzım,
Sadi Bayram neylesin, bir vasiyeti yerine getirememekten üzgün,
Derken İzmir Millî Kütüphanesine verelim demiş kızı, müstakbel kayınpederi,
Tuzcuoğlu ben bedava taşırım dediyse de, olmamış,
Bir gün büyük kızı Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesine telefon etmişler,
Bir kamyon dayanmış kapıya, asistanlar yağma etmişler kitapları,
El yazmaları kızlarına vasiyetti, bir oda dolusu vitrinleriyle birlikte kütüphane,
Kitap sayısı, kayıt nafile,
Büromda daktilo ile Peygamberler Tarihi Kitabı için Hocanın söyleyip benim yazdığım,
Kendi kaleminden Enver Behnan Şapolyo Biyografisi,
Diye yazdığım ve Hocaya bir kopyasını verdiğim yazı, bir kaç sene sonra başka imza ile
Yeni Adamda aynen çıkmasın mı ?
Noktası ve virgülü tamamen aynı, ne diyelim ki, sadece Hatçeye serzenişte bulundum,
Klüp sigarası içerdi rahmetli, her büfede bulunmazdı sigarası, duhan eyvallah derdik,
Her Pazartesi ve Perşembe günleri saat onyedide, memleket saat ayarı gibi
Teşrif eder, Bekir Sıtkı Oransay, Yılmaz Önge, İsmet Binark,
Bazen Orhan Cezmi Tuncer biraz sonra mesai çıkımı gelirler,
Saat yirmiye kadar sohbet meclisi , rahle-i tedris devam eder,
Ankara’ya teşriflerinde Ord.Prof.Dr. Ahmet Süheyl Ünver’de katılır bu kervana,

Enver Hoca’nın bende hakkı çoktur,
Önasya Dergisi çıkarmaya başlarken,
İlk yazım Merzifon’lu Kara Mustafa Paşa olacak dedi ve yazdı,
Yanına Atatürk ile Merzifonlu Kara Mustafa hatırasını ekledi,
Daha sonra ahiliği bana O öğretti,
Türk Kültür Tarihi adlı altın yapraklar serisini o başlattı,
Önasya Mecmuası’nın orta sahifesini hep ona ayırdık,
Daha sonra yazdığı Peygamberler Tarihi ile Önasya Yayınevine başladık,
Önasya Ajansını kurdum, fakat iş yapamadım,
Sermayeyi kediye yükledim, yayına ara verdim.
Erzurum Milletvekili ve Basın-Yayından sorumlu Devlet Bakanı Sayın Turan Bilgin,
Sırtımı sıvazlıyordu, yayına devam için,
Beyefendi devam et diyor, Basın Yayın Genel Müdürü kıdemli Gazeteci,
Meşhur Kılıç Ali’nin oğlu, eski Tercüman yazarı, Altemur Kılıç,
Önasya’nın eski sayılarından on cilt alalım, belki bir miktar faydası olur diyordu,
Olmadı, olamadı, aradan bir yıl geçti Vatani görev geldi, yayına ara verildi.
Polatlı Topçu ve Füze Okulunda Yedek Subay adayı iken yine de Önasya’yı çıkardım,
Lâkin, kurrada Erzurum’u çekince Önasya’yı noktalamak zorunda kaldım,
Büromu 15 Nisan 1972’de kapatara kderin bir uykuya daldım,
Hâlâ, yayına ara verdim diyorum, ancak derin uykudan bir türlü uyanamadım,
Şimdi memuriyetteyim, emekli olunca belki uyanırız,
Eskiden kendi kesemden harcamaları yapardım,
Şimdi devlet adına yayın yapıyorum, yayından bir türlü kopamadım,
Vakıflar Dergisi, Millî Kültür, Dünya Edebiyatından Seçmeler,
Vakıf ve Kültür, müteferrik yayınlar, ancak eski heyecan yok,
Gençliği, ülküdaşlığı, önceki şevk ve heyecanı bulmak biraz zor …
Konur Sokak on numaradaki büromu çok arıyorum,
Lâkin, Maliye Hazinem tamtakır, evlâd-ı ayal daha ele bakar,
Çalışmam gerekiyor ölünceye kadar…

* * *


Prof.Dr.Bahaeddin Ögel’den Türk Mitolojisini dinledim,
Prof.Dr.Mehmet Altay Köymen’le Sultan Melik Şah ile Alparslan’ı konuştum,
Çok sıkıldığında, bir tavla atalım mı Sadi , derdi rahmetli Köymen.


* * *

Fevziye Abdullah Tansel Ankara İlâhiyat Fakültesinde ders verirdi,
Sümer Sokağa geçmeden önce Sıhhıye’de otururdu,
Evinin her tarafı kitap ve notlarla ile doluydu,
Bir gün kanalazizasyon tıkanıp taşmış, etraf batmış, açmak için gelen işçi;
Bu kitapları siz mi okuyorsunuz, kaç para kazanıyorsunuz diye sorduğunda,
657 Sayılı Personel Kanununa tabi Hoca, gerçeği söyleyince,
Ben senin ayda aldığın parayı üç günde kazanıyorum, diyerek güldüğünü anlatmıştı.
Ziya Gökalp üzerinde çok çalışan ve Prof. Dr. Fuat Köprülü’nün asistanı olan
Fevziye Abdullah Tansel, büyük bir arşiv kurdu,
Bekâr olarak ebediyete intikal etti,
Hayâli, İstanbul Çemberlitaş Köprülü Kütüphanesine taşımaktı Arşivi’ni,
Rahmetli Ekrem Hakkı Ayverdi de isterdi kütüphanesinin bir seksiyonunu ona ayırmak,
Türkpetrol Vakfı’nın da düşüncesi Tansel Kütüphanesini aydınlara açmak,
1984’deki vasiyetiyle, Tansel Kütüphanesi merkezi İstanbul’da olan Türkpetrol Vakfına gitti,
Sümer Sokaktaki ev her halde şimdi kiraya gitti,
Geliriyle yüksek okul öğrencilerine burs veriliyor,
Yakında notları ve kitapları tasnif ediliyor,
Cebeci mezarlığına 5 Ağustos 1988’de ebedî uykusuna gitti ,
Fevziye Abdullah Tansel adını şimdi acaba kaç kişi bilir.
Osmanlıca derslerini verdiği öğrencilerinin kalplerinde,
Kütüphanelerin tozlu raflarında yaşıyor şimdi,
Makyaj nedir bilmeyen, kalbi nurlu,
İlimden vakit bulamayıp da kendine bakmadığı için,
Zafiyet geçiren Dr.Fevziye Abdullah Tansel.


* * *

Kültürümüzün dev çınarlarından,
Rahmetli İbrahim Hakkı Konyalı’nın gerçeğe yakın abartmalarından,
Konya Tarihi, Tarih Hazinesi, Karaman Tarihi gibi eserlerin ardından,
Sultan II.Selim’in Hünkâr Kasrı’ndaki Vakıf Kütüphanesi’nden,
Konya Babalık Gazetesi sütunlarında da yazıları olan,
Sedat Simavi ile Dergi yarışına giren,
Yedi Tepe ile Tarih Hazinesi’ni boy ölçüştüren,
İkinci Dünya Savaşı sırasında, Akdeniz’de , Ege’de Tahtel Bahir gibi düzmece yazılarla,
Müttefik Devletleri ayağa kaldıran,
Osmanlı’nın sarıklısı, Cumhuriyetin sakalsızı,
Daktilo ile yazamaz, sanki eli yazı makinası,
Eski eser sevgilisi, tarih aşığı,
Zaman ve mekâna iyi uyabilen,
Günlük maişetini sadece yazılardan kazanan, emekli maaşı olmayan,
Bir İbrahim Hakkı Konyalı tanıdım, daha 1952 yıllarında, İlkokul çağında,
Tarih Hazinesi adlı bir Dergi çıkarırdı İstanbul’da,
Rahmetli babam meraklı idi, Hazret-i Mevlâna’ya,
Ankara’ya iş için giden Marangoz Remzi Usta’ya sipariş etti Dergiyi,
Remzi usta Derginin eski sayısını bulamamış kitapçılarda,
Ciltli, on iki sayısını birden almış Derginin rahmetli Babama iyilik olsun diye,
O devirde on iki lira iyi para idi,
Babam makaleyi okudu, ama cüzdanın şişliği çabuk indi,
Bir şey diyemedi, parayı hemen ödedi,
Canı burnundan geldiği belli idi,
Remzi usta O’nun müridi idi,
Öğrencisine bu konuda bir şey diyemez idi,
Ben hemen istedim Babamdan o Dergiyi,
Tarih zevki ile o zaman tanıştım,
Hâlâ saklarım o Dergiyi kütüphanemde benim ilk kitabım,
Özel bir yeri vardır Kütüphanemdeki diğer kitaplar arasında,
1966 yılında Vakıflarda şahsen tanıma fırsatı buldum meşhur İbrahim Hakkı Konyalı’yı,
Dergi çıkardığımı söyleyince hemen ilgilendi,
Bu işi iyi bildiğinden kendi de bir dergi sevendi,
Yazarlarımın arasında Enver Hoca adını duyunca hemen yazıhaneme geldi,
Sonra kahve bahane, tatlı dil şahane, hatıralar, hatıralar,
Konya Babalık Gazetesindeki hatıraları,
Enver Behnan Şapolyo ile Sedat Simavi’nin bürosunda karşılaşmaları,
Sedat Simavi ile Şair-i âzam üstad Necip Fazıl Kısakürek anıları…


* * *

Şimdi sıra geldi, başka bir Konyalıya,
Hazret-i Mevlâna aşığı, Türk kültür ve medeniyetine ömrünü adamış Önder,
Dr. Mehmet Önder’e gelince, O da Konyalı,
Konyalılar ilmi , siyaseti iyi bilir,
Aslı tarihçidir, ancak kendini Türk sanatına verir,
1950’de Konya Mevlâna Müzesine asistan olur,
Soyadı gibi Konya’da her şeyde önder olur,
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından dokuz aylığına İran’a gönderilir,
İran’da Farsçasını ilerletir,
Konya’ya gelen Devlet büyüklerine Selçuk eserlerini gösterir,
Konya Çeşmeleri, Mevlana Güldesteleri, Konya Maarif Tarihi,
Bunlar eserlerinden sadece birkaçı,
Seyahatnâmelerde Konya, Mevlâna Şiirleri Antolojisi,
Gönüller Sultanı Mevlâna, Nasreddin Hoca, Şehir Adları derken,
Şehrin tepesindeki incisi, Sultan Alâattin Camisi incelemeleri,
Halıları, kilimleri, eski eserleri, sahte duvarları derken,
Konya Alâattin Camiinde duvara gömülü bir sandık bulur,
Sandığı hemen omuzlar önder, Valinin karşısında kendini bulur,
Sandık Heyet huzurunda açılır,
İçinde fersude olmuş yazmalar çıkar,
Kader, kısmet, talih hep onunla beraber,
Rüstem Duyuran’dan sonra,
1964’de Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü olur,
Ötüken Ormanlarından gelen,
Almanya’da Dr. Sadi Irmak gibi tıp yerine, kütüphanecilik tahsil eden,
Yurdumuzda Millî Kütüphaneyi 1949 yılında ilk defa kuran,
Türk kültürüne aşık, Koca heybetli Adnan Ötüken,
Tarafından kendine yardımcı seçilir, Mehmet Önder,
Terfian yükselir önder, Devlet Bürokrasisinde,
Bakanlığın Kültür Müsteşar Yardımcısı olur,
Konya-Hadimli, Hadim’ül Türkmeneyn, yurt kültürüne hizmet için,
Binbir Temel eseri Dr.Fethi Tevetoğlu, Adnan Ötüken ve Önder liderliğinde,
Yayın hayatına girer Türklerin önderliğinde,
Kültürümüzün mihenk taşlarına ait yetmişe yakın eser yayınlanır,
Her biri birer özet, kültürümüzü tanıtmak için gençlere,
Fiatına dikkat edilir, her kesimin kesesine uygun,
Beş liraya satılırdı kitapcılarda,
Subvanse edilirdi eserler, halka ucuza satmak için,
Amerika malî yardımı kesti, Maliye diretti, ödenek için,
Derken iktidar değişti, Bin Temel Eser yayını durduruldu,
Komünizme karşı kıyasıya mücadele ediyordu, canım Anadolu,
Tarihin derinliklerinden esinlenerek,
Amerika da bu işi teşvik ediyordu,
Malî desteği öne sürerek,
Zira kuzeyde ve güneyde Komünizm propagandası oldukça zorlu,
Solcuyu sağcıya karşı kullanarak birbirine yedirmeli,
Büyük devletlerde sanki haberi yokmuş gibi , dışarıdan seyretmeli,
Panzehir olarak milliyetçiliğin desteklenmesi gerekli,
Starteji uzmanlarının düsturları belli.
Batılı devletlerin isteği, petrol ve değerli madenlerin bulunduğu bölgelerde
Hegemonya kurmak, veya ele geçirmek,
Kuzey Mezopotamya’da, on dokuzuncu asrın ortalarında araştırma yapan,
Ünlü İngiliz Doğu Hind Kumpanyası elemanı,
Entelajans elemanı, sonra arkeolog meşhur Sir ünvanını alan Landsberger,
Arabistan’da Birinci Dünya Savaşı esnasındaki Lawrens’in amacı aynı değil mi ?
Kuzey Irak’taki kargaşanın, Güney-Doğu olaylarının aslı bu değil mi ?
Millî eserleri okumak ve okutmak, halkı aydınlanmak güzel şey,
Dede Korkut Masallarından ibret çıkarmak ne güzel şey,
Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, Türklerin Soy Kütüğü,
Yayınlanan eserler tarihimizin derinliklerinden geliyordu,
Derhal bir sponsor ortaya çıktı, yayın politikası zaten millî idi,
Rahmetli hemşerim Kemal Ilıcak Tercüman’la devam etti,
Bu yararlı dizi yeniden can buldu, hacmi küçüldü,
Aynı boyda yayınlandı ama kağıdı üçüncü hamur oldu,
Bin Temel eserin adı, Binbir Temel Eser’e döndü,
Yedibuçuk liraya satıldı bu eserler, herkesim alabiliyordu,
Seksen altının üzerinde eser yayınladı birbirinden güzel,
Ancak, eski lezzet ve iştah kalmadı, kültürümüze değer veren yok,
Birkaç sene sonra firene basıldı, Gazeteye kredi yok,
Borç batağına saplanmıştı aziz hemşerim Kemal Ilıcak,
Tefecilerin birinden alıp-birine borcunu edâ ediyordu,
Biraz da müsrif gibi para harcıyordu,
Trakya’ya epeyce sınaî yatırım yaptı, ticarete soyundu,
Aldığı kredileri hortumcular uçuruyordu,
Nihayet battı Bulvar Gazetesi, sıra geldi Tercüman’a,
Demirel yardım edeyim dedi, daha da batırdı,
İlksan denemesi ortalığı kavurdu,
Araştırma, tahkikat, ortalık berbart,
Verdiysem ben verdim, dediyse de Başbakan Demirel,
Kemal Ilıcak’ın kalbi dayanamadı bu müthiş kargaşaya,
Sonunda bir kalp krizi geldi, ebediyete intikal etti,
Bir namazlık saltanat sonunda unutuluverdi,
Türk kültürüne hizmeti çoktu rahmetlinin….
Yavuz Donat, Güneri Civaoğlu, Uğur Reyhanlı,
Hep o ocakta yetişti veya kendini buldu.,
Gerçi bildiğim kadarı ile Güneri Civaoğlu Brüksel’ Nato’dan gelmişti Tercüman’a,
Türk okuru tanımıyordu ki kendisini.
Tercüman Gazetesi yayın hayatı boyunca hep Türk milliyetçiliğini savunurdu,
Kazandığı paraları Kemal Abi, Artin ve Mişon’a savururdu,
Zira almıştı tefeciden borç, borç borcu karşılamıyordu,
Her halde yakınları kendine bir İlksan’ı buldu,
O da yolun sonunu getirdi,
Eşi, oğlu bugün apayrı bir âlem, bizi ilgilendirmez,
Bir gün öğle tatilinde ziyarete gitmiştim Kemal Abiye,
Kız kardeşinin bizzat sarıp pişirdiği yaprak dolmasını bana da ikram etti,
Lezzetini unutamam, ama biraz sonra borcu tahsil için Vitali girdi,
Ben odadan çıkmak zorunda kaldım ve vedâlaştım,
Borç yiğidin kamçısı derler de sakın inanma,
Banka kredilerine kanıp da borçlanma,
Yüzde yüzelli kazanamazsan faiz bütün kazancını götürür,
Bütün sermayen kediye yüklenir, kazancın maalesef toz olur….


* * *


Mehmet Önder’den bahsediyorduk,
Binbir Temel esere daldık,
Aradan çok zaman geçti, birden 90’lı yıllara kendimizi kaptırdık,
Gerilere gidelim, 68’li yıllara,
Günümüzde koyu kapitalist olanların bir kısmı Lenin hayranı, aşırı solcu, Maocu,
Bugün 68 kuşağı diye övünürler, hâlâ da solu el altından desteklerler,
Maziden de ders almışa benzemezler,
27 Mayıs 1960 ihtilâlinden sonra sol ve sağ bir uçurum halini almaya başladı,
Her ikisine de genç Türkiye Cumhuriyetini parçalamak isteyen devletler yardımcı oluyordu,
Bazı kişiler Amerika’da Özel Harp kurslarında, Çin Seddine, komünizme karşı yetiştirildiler,
Bir kısmı da Moskova’da Lenin, Karl Maxs hayranı olarak yatiştirilip, ortaya salındılar,
Bu arada Mao boş durmadı, bu pastadan bir parça da o almak istedi,
Türkiye ‘de bölücülük tohumları hızla atıldı ve yeşermeye başladı,
Bu sıralarda Kültürümüzün, bürokrasinin başında, siyasilere yön veren,
Dev cüsseli, sözünü budaktan sakınmayan, ülkesini seven bir kitap aşığı vardı,
Almanya’da Sadi Irmak Tıp Fakültesine girerken, O kütüphaneciliği tercih ederken,
Ankara’da 1949 yılında ilk Millî Kütüphaneyi kuran ve Genel Müdürü olan,
Türk kültür ve medeniyetinde Bin Temel eseri hayata geçiren,
Rahmetli Adnan Ötüken Kültür Müsteşarlığı görevinden İlhami Ertem zamanında,
Sözleri yerine getirilmediği için masaya yumruk vurarak istifa edince,
Yardımcısı Mehmet Önder Kültür Müsteşarlığına getirildi,
Daha sonraları 12 Mart Muhtıra Hükümeti iş başına geçti,
Mehmet Önder Bakanlık Müşavirliğine atandı,
Galiba Cahit Külebi Müsteşar Yardımcılığına geldi,
Amerika’dan Şair Talat Halman Kültür Bakanlığına getirildi,
Beyin Kabinesi fazla iş yapamadı,
Çünkü Türkiye’nin gerçekleri farklıydı,
Kabinedekilerin bir kısmı yurt dışında çalışmıştı,
Sayın Ecevit’in aşırı karşı çıkmasına rağmen, Boğaziçi Köprüsü yapıldı,
Büyük bir şaşaa ile açıldı,
Köprüyü yaptıran ve yapılmasına büyük emek veren,
Eski Başbakan Süleyman Demire ise,l açılışa maalesef davet edilmedi,
Seçim oldu, Ecevit ve Erbakan Koalisyonla iktidara geldi,
Nikos Samson Kıbrıs’da darbe yaptı, Makarios kaçtı ve sonunda öldü,
Kıbrıs’ta Birinci ve İkinci Barış Harekatı yapıldı,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kuruldu,


Önder Federal Almanya’ya Kültür Ateşesi olarak tayin edildi,
Yurt Dışındaki Türk Eserlerini, Atatürk’ün Yurt Gezilerini, yayınladı,
Dört yıl kaldıktan sonra döndü ülkeye,
Kültür Bakanlığı Müşavirliğinden emekli oldu,
Arkasından Devlet Bakanlığında Genel Sekreterlik görevini ifa etti,
Yaptığı iş kendini tatmin etmedi,istifa etti.
Mehmet Önder, hemen İş Bankası Kültür ve Sanat Danışmanı olarak,
Kültür ve Sanat Dergisini üç ayda bir, kırk sayı yayınladı,
Antika ve Eski Eserler Klavuzu kitabını,
Anadolu’yu Aydınlatanlar kitaplarını yayınladı,
Boş duramazdı Sayın Önder, bugüne kadar binin üzerinde makale,
Yüzü aşkın kitabı yayınlandı, ne zaman yazdı derseniz,
Uykusundan tasarruf ederek diyeceğim sizlere.


Kurucusu olduğu Türk Folklor Kurumu ile
Üyesi olduğu Atatürk Kültür Merkezi,
On iki Ocak iki bin iki yılı bir Cumartesi günü saat onüçotuzda,
Yetmiş beşinci yaş yıldönümünü Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
Dil Kurumu Konferans Salonunda mütevazi bir törenle kutladılar,
Konyalılar ekseriyette idi törende, dostları yalnız bırakmadı,
Yargıtay Başkanı Üstad Sami Selçuk,
Atatürk Dil ve Tarih Yüksek kurum Başkanı Prof.Dr.Sadık Kemal Tural,
Atatürk Kültür Merkezi çiçeği burnunda, dört günlük yeni Başkanı,
Prof.Dr.Taciser Onuk, Milletvekilleri, dostları, kızları yalnız bırakmadı,
Eşi rahatsız olduğu için maalesef törene gelemedi,
Ankara karla kaplı, yollar buzlu, hava soğuk mu soğuk,
Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün kıdemli-emekli Genel Müdürü,
Ankara, Geleneksel Türk El Sanatları, Türk Şaheserleri, Vatan, Millet Bayrak Sevgisi,
Karahisari’nin tıpkı basım Kur’an-ı Kerimi,
Nail Tan ile Konyalı Sayın Mehmet Özel’in eseri,
Önceki Vakıflar Genel Müdürü yine Konyalı Mustafa Keten,
Aziz ve muhterem dostum Nail Tan, Prof.Dr.Meliha Anbarcıoğlu,
Prof.Dr.Zeynep Korkmaz, Dr.İrfan Ünver Nasrettinoğlu, Prof.Dr.Saim Sakaoğlu,
Toplu Konut eski Genel Müdürü Dr.Kâmil Uğurlu ,
Mevlâna Müzesi kıdemli Müdürü Erdoğan Erol,
Halk Kültürleri Araştırma Geliştirme Genel Müdürlüğü’nden
Osman Nahya’nın eşi, yılların araştırmacısı ,
Kültür Bakanlığına küskün Zümrüt Nahya ,
Mesleki Eğitim Fakültesi’nden seramikçi Deniz Ayda,
Atatürk Kültür Merkezi’nden Dr.Azize Yasa,
Pakistan Büyükelçiliği Basın Ateşesi Sayın Ahmet Asrar,
Afyon Milletvekili Müjdat Kayayerli, Önderle beraberdi,
İrfan Ünver Nasrettinoğlu’nun Oturum Başkanlığını yaptığı toplantıda,
Atatürk Yüksek Kurum Başkanı Prof.Dr.Sadık Kemal Tural, Müjdat Kayayerli,
Taciser Onuk, Nali Tan, Saim Sakaoğlu ve Kâmil Uğurlu,
Hayatı, eserleri ve yaşamına ait veciz birer konuşma yaptılar.
Ankara And Sokağında ikâmet eden büyüğümüz Dr. Mehmet Önder hakkında,
Gözlerim aradı, Konya Turizm Derneği Başkanı Şair Fevzi Halıcı’yı
Dr.Mehmet Önder’le aralarında su hiç sızmazdı,
Kendi Adalet Partisinden eski bir senatördü,
Oğlu şimdi Sosyal Demokrasi Partisi Grup Başkanı, aynı zamanda bilgisayarcı,
Baba oğul birbirlerine siyaseten tezat şimdi,
Bizi ilgilendirmez, herkesin fikrine saygılı olalım,
Nezâket kurallarını hiç aksatmayalım,

Selçuk Üniversitesi Mehmet Önder’e on yıl önce Fahrî doktor pâyesi verdi,
Bütün kitaplarını Mevlâna Enstitüsü’ne hediye etti,
İlim yapacaklar, onun kütüphanesinden de yararlanacaklar,
Konya’dan kazandığını, tekrar Konya’ya emanet edenler,
Çift başlı Selçuk Kartalını semâya sürenler,
Çift başlı kartal, güç, kuvvet, hâkimiyet, uzak görüşlülük sembolu,
Selçuk Kartalı, Anadolu Beylikleri, Akkoyunlu-Karakoyunlu, Hamitoğulları,
Dülkadir, Menteşe, Candaroğulları, Tacettinoğulları, Bayramoğulları,
Germiyanoğulları, Aydınoğulları, Karamanoğulları, Osmanoğulları,
Artık Cumhuriyetle, millî kültürle barışmalı,
Aslında Karaman Beyi ile Selçuk Sultanı hiç küs olur mu ?
Anadolu Beylikleri aynı kan, aynı can, hepsi de kardeş, hepsi de Türkmen,
Osman Gazi’yi, Selçuk Sultanı Uç Beyi olarak Domaniç’e görevlendirdi,
Üç tuğ ile tabıl ve âlemi Selçuk Sultanı II. Mes’ut gönderdi,
Cumhuriyet , Osmanlı kökleriyle kuvvetlendi, yetmiş dokuz yıldan beri,
Bin yıldan beri Anadolu’dayız, etrafımız düşman kuvvetleri ile sarılı,
Bütün ülke, tek bir yumruk, tek bir ses, Ankara demokrasinin vazgeçilmez kalesi,
Güney-kuzey, doğu ile batı, Edirne’den Kars’a; Samsun’dan Antalya,
Bütün yaz bizi bekliyor güzel iklimli Sakarya,
Dicle, Fırat, Aras, Yeşil Irmak, Kızılırmak,
Meriç, Gediz, Menderes, Göksu, Manavgat, Seyhan, Ceyhan,
Hepsi denizlerde birleşir, tek vücut olarak Okyanuslara ulaşır,
Tarihte kurulan 16 Türk Devleti gibi, Göktürkler’den Cumhuriyet’e,
Oğuz Han’dan Atatürk’e, Atatürk’den Ahmet Necdet Sezer’e,
Daha binlerce yıl, tarihte altın harflerle Türk’ün adı yazılı kalacaktır.


* * *

Kuzeyin yıldızı, Kazanlı Hâmit Zübeyr Koşay ile 1966 yılında,
Dr.Mehmet Önder, Hikmet Gürçay vasıtasıyla tanıdım,
Demirperdedeki ülke özlemiyle, Büyük Türkistan hasretiyle, birbirimize ısındık,
Beş yaşında ana ocağı Başkırdistan’ın Ufa ili Kazan şehrinden ayrılmış,
Müftü olan Dedesi tahsil için, Türkiye Türkçesi öğrenmek için Selâniğe yatılı göndermiş,
O yıllarda Sultan II. Abdülhamit Selânik’te köşkte göz hapsindeymiş,
Kendi adı da Abdülhâmit olduğu için, arkadaşları matrağa almaya başlamış,
O da Abdül’ü atmış, Hâmit’i kullanmaya başlamış,
Selâniğin düşmesi ile İstanbul’a zorlu bir vapur yolculuğuyla gelebilmiş,
İzgü Mescit o konunun bir hikâyesidir artık,
Vatanım derken, Selâniğin düşman işgaline uğramasını bir türlü hazmedememiş,
Öğretmen okulu ve İttihad-ı Terakki’den burslu olarak Macaristan’a giden Hâmit,
Prof. Nemeth’den Budapeşte’de Türkoloji okumuş,
Birinci Dünya Savaşı’nda bursu kesilmiş, Fakülteyi tamamlayıp,
Doktorasını da bitiren üstad, 1924’de Berlin’e geçer,
Bir sene Fakültede misafir öğrenci kaldıktan sonra,
Ankara’ya döner ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Hars Müdürü olur,
Hars Müdürünün bugünkü karşılığı Kültür olduğuna göre,
Türkiye’nin belki Ziya Gökalp’ten sonra ilk Kültür Bakanıdır.
Teşkilat onunla başlar, ilk raporu kütüphanecilikle ilgilidir,
Daha sonra Antikiteler Müdürü, Eski Eserler Genel Müdürü,
Atatürk’ün emri ile 1929 yılından itibaren Türk Tarihinin Ana Kaynakları
Serisi yazılma komisyonunda görev alır,
Türk Tarih Kurumu Kurucu Üyesi olur,
1932 ‘de Tarih Kurumu Kurucu üyesi sıfatıyla Dolmabahçe Sarayı’nda ,
Cumhuriyetimizin Kurucusu aziz Atatürk ile aynı masada oturma şerefine nail olur,
Ahlatlıbel’de ilk Türk hafiridir,
1935’de Alacahöyük’ün kahramanıdır, Remzi Oğuz Arık ile birlikte,
Hitit mezarında bulduğu amblemler, Ankara Üniversitesi’nin,
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin, Eti Büskivilerinin,
Eski Turizm Bakanlığının, Ankara şehrinin eski amblemidir.
Kurucusu olduğu, 1929 yılınde temeli Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından
Ulusal Müze olarak temeli atılan, Atatürk’ün geçici Kabri görevini üstlenen,
Etnografya Müzesi’nde 1962 yılında Müdür olmaktan çekinmez,
O devirde dava da yoktu, kadrosu da yıllarca Genel Müdürlük yapmasına rağmen ,
Üçüncü derece idi…
Benim tanıdığımda Müzeler Genel Müdürlüğü Müşaviri idi.
İcomos, Türk Folklor Kurumu, Alman Arkeoloji Entitüsü üyesi,
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü asli Üyesi,
Emekli olmasına rağmen Müşavir olarak görevini sürdürüyordu.
Önasya’da çeşitli makaleleri yayınlandı,
Türkiye’de ilk Açık Hava Halk Müzeleri kurulması için çalıştı,
İzgü Mescit, Çıncık, The History of a Postsherd From the Neolithic Age,
Makaleler ve İncelemeler adlı kitaplarını ,
Bu satırların yazarı yayına hazırladı.
Kapak kompozisyonlarını da arkadaşım Zafer Bayburtluoğlu çizdi.
Fakülte’den sınıf arkadaşım, Önasya Mecmuası’ndan ülküdaşım, dostum, arkadaşım,
Erdoğan Tan ile birlikte 1977’den 1987 yılında vefatına kadar,
Her Cumartesi günü, muntazaman, bazan Salı ve Çarşamba akşamları,
Türk Hafriyat Tarihini müştereken hazırlamaya çalıştık,
Gençliğimizi o kitaba adadık,
Birçok belgeyi de İstanbul’dan çalışmalara katılan,
El yazısı ile yeni harflere çevirip M. Zarif Orgun’da gönderiyordu,
Senede Onbeş gün gelip, Hâmit Koşay’ın evinde misafir oluyor, konuları tartışıyorduk.
Hayatımın en büyük kazığını Hâmit Bey’in vefatından sonra yedim.
Evin bir ferdi gibi senelerce girip-çıktığım evden, bu satırlara aktaramayacağım
Durumlarla karşılaştım.
Bir daha müşterek çalışma yapmamaya bin bir tövbe ettim,
Hâmit Beyin öz çocuğu hiç olmadı,
Hâmit Zübeyr Koşay’ın yeğeni, Korkut Özal’ın damadı,
Sanki büyük para kazanacakmış gibi devreye girdi,
Kim telif ücretinden para kazanmış ki,
Eseri, Kültür Bakanlığı Kütüphane ve Yayımlar Genel Müdürlüğü basacak,
Turgut Özal Çankaya’da Köşk’te Cumhurbaşkanı, şahsî avukatı, davada bize karşı,
Mutahhar Başoğlu, Prof.Dr.Emin Bilgiç, Raci Temizer,
Karşı tarafta ise, ilk yazısını Önasya’da neşrettim,
Kültür Bakanlığı Kütüphane ve Yayımlar Genel Müdürü Hasan Duman,
Şahit olarak geldiler adliyeye,
Hâkim Zarif Orgun, Erdoğan Tan ve bu satırların yazarına % 15’er hak verdi,
% 55’de rahmetlinin varislerine, karşılıklı temyiz ettik kararı,
1992 yılında yetkililerin sanki dosyadan haberi yok,
Belgeleri büsbütün inkâr etti veya göremedi,haklarımız yendi,
Adalet ve telif hakları sorunu, işte cennet vatanım, kimi kime şikâyet edeyim,
Haksız olanlar Allah’ından bulsun derim !…

* * *


Bekir Sıtkı Oransay’a gelince,1966 yılında Hâmit Zübeyr tanıştırmıştı bize,
Önasya ailesi olarak, kendi içimizde biz ona Prof.Combibi derdik,
Türk literatürüne fazla inanmazdı, yabancı kaynaklara hakimdi,
Almanca ve İngilizcesi iyi idi,
Koyulhisarlı’ydı, Sivas Sultanisinde okurken,
O da 1917 yılında İttihad-ı Terakki Cemiyeti tarafından,
Burslu olarak Berlin’e gönderilir,
Birinci Dünya Savaşı sebebiyle bursu kesilir,
Elektrik mühendisliği tahsil eder,
Berlin’de evlenir, 1932 yılına kadar orada alır,
Ankara İlâhiyat Fakültesinde doktorasını tamamlayan Prof.Dr.Gültekin Oransay,
O’nun oğludur, kızı Özümerzifonlu bir hemşerim ile evlidir,
1932 yılında Türkiye’ye döner ve Sanayi Bakanlığına müşavir olur,
Elektrik İdaresi ile ilgili bütün ana işlemlerde onun imzası vardır,
1948’de Vehbi Koç ile İngiltere ve Amerika’da araştırma seyahati yapar,
Arçelik’in kuruluşunu iyi bilir, Hulki Alisbah ile dosttur, Sümerbank’tan tanır,
Türkiye’nin sanayileşmesi, Anadolu ‘nun antik çağı şehirleri üzerinde çalışır,
El Tanrı, başlıca meselelerinden biridir,
Bu sebeple Hâmit Zübeyr Koşay’la arası iyidir,
Hergün saat 17’de büroma muntazam gelir, saat 18.55’de 19 ajansını dinlemek için,
Hemen çıkardı, zaten evi çok yakında olan Karanfil Sokaktaydı,
İki katlı bahçeli evde, gülleri özeldi, çiçeğe ve yetiştirilmesine meraklı idi,
Bahçede her cins ağaç bulunurdu, Kızılay’da kayısıyı dalından koparırdık,
Bekir Sıtkı Oransay 1974’lü yıllarda vefat etti,
Prof.Dr. Gültekin Oransay İzmir Ege Üniversitesi Konsaervatuarına gitti,
Karanfil Sokaktaki o muhteşem kütüphane,
Nadide çiçek ve ağaçları bulmak bugün ne mümkün,
Şimdi yerinde yeller esiyor, altı katlı bürolarda sekreterler çalışıyor.


* * *

Prof.Dr.Emin Bilgiç’i Fakültede öğrencilik yıllarında tanıdım,
Zaman zaman yazılarını yayınladım,
Selçuklu Tarih ve Medeniyetini Araştırma Enstitüsünü kurmuştu,
Konferans ve sergilerde beraber oluyorduk,
Daha sonra Kültür Müsteşarı oldu, beni göreve davet etti,
Millî Kültür Dergisini kurduk, onbir sayısını yayınladık,
Prof.Dr.Kenan Akyüz liderliğinde, bütün yetki de bende,
Dünya Edebiyatından Seçmeler Dergisini üç ayda bir,
Prof.Dr.Yaşar Önen liderliğinde Kültür Bakanlığında yayınladık,
En büyük sorumlu ise , yine Müsteşarımız Prof.Dr.Emin Bilgiç,
Her zaman beni destekledi, Müsteşar Yardımcısı ile kavga etti, beni korudu,
Afyon Milletvekili Şair Osman Atilla’ya bir oda verilmesi için,
1978 Ocağında , daha Ecevit Hükûmeti güven oyu almadan,
Emin Bilgiç’in sağ kolu diye Dergiler Şube Müdür vekili iken,
Raci Temizer’in yanına Anadolu Medeniyetleri Müzesine memur olarak tayin ettiler,
47 gün sonra, 7 Mart 1978’de Vakıflar Genel Müdürlüğü
Arşiv ve Yayın Dairesi Başkan Yardımcılığı’na atandım.
Aynı insanlar altı ay sonraki yayınlarım için,
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşiv ve Yayın Dairesine teşekkür mektubu yolladılar,
1980’de tekrar Müsteşar oldu Emin Bilgiç, görevine dön dedi,
Hoca ben siyasi değilim, dama taşı hiç, ben yerimden memnunum,
Bekledi dört ay, ama bende takat yok, politikaya bulaşmam,
Verirlerse imkânı, Vakıflarda yine yayın çıkarırım, kültürüme bir nebze hizmet ederim.


Ödemiş Müzesi arsasını ve eşyalarını veren koleksiyoner dostumuz,
Mutahhar Şerif Başoğlu, Müze inşaatını Kültür Bakanlığının verdiği müteahhit kaçmış,
İnşaat yarım kalmış, tamamlamak ve hizmete açmak,
Mutahhar Başoğlu’nun en büyük hayâli,
Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü Hikmet Gürçay,
Müsteşar Prof.Dr. Emin Bilgiç dostumuz devrede,
Tespit kararından sonra yeni müteahhide verilir inşaat,
Bunun için bizi Ödemişe, Kirazlı Yaylaya davet etti Mutahhar Başoğlu,
Beraber gittik Prof.Dr.Emin Bilgiç’le yerinde incelemek için,
Birgi Ulu Camii Kur’an-ı Kerimi çalınmıştı, onu kurtarmak için,
Çok ağır konuştum Mutahhar Başoğlu’na Emin Beyefendi’nin yanında,
Prof.Bilgiç, bütün nezaketiyle yeter Sadi dedi bana,
Sonunda bulundu eser, o tarihlerdeki Belediye Başkanının evinin önüne
Bir sabah ezanı vakti kapı önüne konulmuş eser,
Söz verdik, Ödemiş Müzesi’ne konulacak eser,
Ancak bu sefer de biz sözümüzü yerine getiremedik, bürokrasi sebebiyle,
Mutahar Başoğlu’nun Ödemiş Müzesi hizmete Kültür Bakanlığı tarafından açıldı,
Mutahhar Başoğu yıllar önce bıraktığı Yenice sigarasını nihayet tellendirdi,
Birkaç sene sonra da ebediyete göç etti,
1327 tarihli Kur’an-ı Kerim’in hikâyesi Konya IV. Selçuklu Seminerinde yayınlandı,
Mutahhar Başoğlu ile Kaya Bengisu’nun bu konudaki gayreti de yabana atılmazdı,
Müze ve Kur’an konusunda, sanat konusunda, her yönü ile Kaya Beyefendiye,
Eşi İlhan Hanım da onun birinci yardımcısıydı, asistanıydı.


* * *


Ordinaryüs Profesör Doktor Ahmet Süheyl Ünver hiç unutulur mu ?
Eli yüzbin defa öpülesice hiç el öptürür mü ?
İstanbul Üniversitesi Ana binası içinde Tıp Tarih Enstitüsünde
Elini ilk defa öpmeye gittim, o zamana kadar mektuplaşıyorduk , kendisiyle,
Genç kızlara tezhip dersi veriyor, Türk sanatını öğretiyordu,
Kapıyı çaldım, izin istedim, buyurun dedi,
Kendimi tanıttım, Bayram’ım gelmiş dedi elimi öptü,
Şaşırdım dondum kaldım, yirmi iki yaşında delikanlının elini,
Yetmişlik delikanlı öpüyordu, bende eğildim ama onun çevikliğine erişemedim,
İstanbul efendiliğinin âlasını Süheyl Hoca ile Yılmaz Önge’de gördüm,
Hocanın o sıcaklığını hayatım boyunca unutmadım, unutamam…
Cerrahpaşa Tıp Fakültesine geçti, orada da ziyaret ettim,
Kâmil insan, kâmilen emekli oldu, Süleymaniye Kütüphanesi’nde,
Aziz Hemşerim Muammer Ülker’in odasında görüştüm,
Hayatı boyunca çalışmanın zevkine varan,
Millî Eğitim Bakanı İlhami Ertem zamanına yapılan bir istatistikde,
Türkiye’de en fazla yayını olan insan,
Bir ömür boyu yazdığı eserlerden tespit edilenlerin sayısı 1886.
Gece mi yazdı gündüz mü zamanı belli değil
Eşine ve çocuklarına soralım ne zaman yazdığını bu ademin.
Bütün fedakarlık Süheyl Hocadan mı.
İnsan mı, melek mi ? bilinmez, bütün çabası öğretmek,
Ancak eline kağıt kalem almazsan, not tutmazsan, olur felâket,
Kağıtlı kalemli millet olalım, bildiğimizi yazalım, sözler uçar gider,
Geriye ancak bu beyaz kağıt kalır bu hoş kubbede, derdi, rahmetli,
14 Şubat 1986’da rahmetli olduğunda,
Tâlik konusunda yurdumuzun en mütekâmili,
Necmeddin Okyay’ın en başarılı öğrencisi,
Muhterem üstadım, Prof. Uğur Derman bir tarih düşürdü,
Prof.Dr. Ahmet Güner Sayar’ın 639 sayfalık değerli bir biyografi kitabını neşretti,
Ben köşemde birşey yapamamaktan şikâyet ediyordum ki, bu fırsat çıktı,
Hiç olmazsa muhterem en büyüğümüzü bu satırlarda anmak kısmet oldu,
Şimdi Mimar Sinan Üniversitesinin eski adı Güzel Sanatlar Akademisiydi,
Hoca burada minyatür dersi verirken 1940’lı yıllarda, istiskale uğrayınca
Önce Topkapı Sarayında, sonrada İstanbul Tıp Tarihi Enstitüsünde
Ücretsiz ders veriyor muhterem Hocam,
Kızmamış, kırılmamış, kin tutmamış,
Tek kabahati,Türk kültür ve medeniyetinin her zerresine aşık Hocam,
Dostlarımı rahmetle ben anmayacağımda kimler ansın,
İşte vefâ arıyorum, gözlerim kapalı…

* * *

Süheyl Hoca denilince ilk akla gelen , en meşhur öğrencilerinden,
Gümüşsuyu Eczahanesi eski sahibi, hattat, yurdumuzun en büyük tâlik üstadı,
Rahmetli Necmettin Okyay’ın da öğrencisi,
Mimar Sinan Üniversitesi tarafından 1997’de Fahri Profesör unvanı verilen,
Eşi Çiçek Hanımefendi, hâl ve hareketi ile adına uygun, müzehhip,
Şimdi Türkpetrol Vakfı Umumî Kâtibi,
Prof.Uğur Derman, herkese derman olan, çağdaş bir İstanbul Beyefendisi,
Gerçi Önasya’da hiç yazısı çıkmadı ama, Yılmazı ve Hocayı yakından takip ederdi,
Türk Tarih Kongrelerinde ve Vakıf Haftalarında Ankara’ya teşrif ederdi.
Sohbetlerinden, hat ve tezyinat hakkındaki bilgilerinden istifade ederdik…


* * *

Ekrem Hakkı Ayverdi, Semiha Ayverdi, grubu ile gönül bağları olan,
Aslen Elazığlı İsmet Binark’ı
Millî Kütüphane Başkanlığı Okuyucu Hizmetleri Şube Müdürü iken
1966 yılı başlarında tanıdım,
Önasya’da makaleleri yayımlandı,
Millî Eğitim Bakanlığı bilgi ve görgüsünü arttırmak amacıyla
İngiltere’ye dokuz aylığına gönderdi,
Önasya’daki sohbet toplantılarının müdavimi oldu,
Millî Kütüphanede Türk Sefer ve Zaferler, Ömer Seyfettin, Süleyman Nazif,
Mevlâna bibliyografyalarını yayımladı,
Türk Kütüphaneciler Derneği’nde çalıştı, Dergilerini yayımladı,
Türk Kütüphaneciler Derneği Başkanlığını yaptı,
Hacettepe Üniversitesinde Kütüphanecilik konusunda dışarıdan öğretim görevliliği yaptı,
İslâm Konferansına bağlı İstanbul Yıldız Sarayındaki
İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi‘nde dört yıl görev yaptı,
Cumhuriyet Arşivini Ankara’da ilk defa kurdu, Daire Başkanlığına getirildi,
Başbakanlıkta eski Diyanet İşleri Başkanı Dr.Lütfi Doğan ile aynı odada oturdu,
Gelişmesi için, mimarî projelerin tatbikata uygun olması için,
Almanya, İngiltere gibi ülkelerin arşivlerini mimarlarla birlikte inceledi,
Geliştirdi, Yenimahalle’deki Devlet Arşiv Sitesi’ni kurdu,
O dönemdeki Başbakalık Müsteşar Yardımcısı Hasan Celâl Güzel ile dostluğu ,
Devlet Arşiv Sitesi’nin kurulması ve gelişmesinde büyük yararı oldu,
Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı, daha sonra Genel Müdürü oldu,
Çeşitli yayınlar yaptıktan sonra Başbakanlık Müşavirliğinden emekli oldu.
Halen Hacettepe Üniversitesi öğretim görevliliğini sürdürmekte,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Yayın Müşaviriği de yapmaktadır.


* * *

İstanbul’da kıyafet inkılâbından önce herkes püsküllü fes giyerken,
O karşı çıkmak için fesin püsküllerini kestiğini ,
Çok sonra Sayın Uğur Derman’dan duydum,
Püskülsüz meşhur İsmayıl Hakkı’yı tanıdım önce yazılarından,
Daha sonra eşini tanıdım, Yeni Adam Dergisi’nden,
1932’de İstanbul Darülfününü (Üniversitesi) Rektörüydü,
1932’de Üniversiteler kanunu çıktı,
Dar’ülfünün kaldırıldı, eski Rektör bir kenara atıldı,
Talim Terbiye Inkılâbı’nı 1912 de yayımladı,
Terbiye ve Felsefe 1930, Terbiye 1932, Pedagojide İhtilâl,
Sanat 1934, Sosyoloji 1934, Türk’e Doğru 1943, Batıya Doğru 1945,
Türklerde Eski Yazı Sanatı 1958 gibi kitapları vardı,
1942-46 arasında Afyon Milletvekilliği,
1946-50 arasında Kırşehir Milletvekilliği yaptı,
Hayatta iken, yayınlarında profesör unvanını pek kullanmadı,
Süheyl Ünver Üstadım Ankara’ya geldiğinde,
Zannedersem 1968 yılında, gidelim dedi İsmayıl Hakkı’ya, geçmiş olsun ziyaretine,
Prostattan ameliyat olmuştu, Konur Sokak sonundaki evine ziyarete gittik,
Birlikte bir kaç poz siyah-beyaz resimlerini de çekmiştim o tarihlerde,
Daha sonra kızı Önasya arkeolojisi öğrencisi olan Hatce ile tanıştım,
Bir Nisan şakasını yaptığı 1978 yılında, sözü edilen günde,
Ebediyete aktı Enver Hocan’nın dediği gibi Püskülsüz Ismayıl Hakkı,
Babasının vefatından sonra Yeni Adam’ın yayınlanmasını Hatçe Baltacıoğlu üstlendi,
Yeni Adam güzel bir kültür değeriydi,
Önasya kapandı, Ankara Sanat, Yeni Adam kapandı, Hisar kapandı,
Aylık kültür ve Sanat Dergilerinden anlayan da kalmadı.


* * *

Hayat Tarih Dergisi’ni yıllarca İstanbul’da yayımlayan,
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Büyük Üstadımız tarihçi Yılmaz Öztuna,
Konya Milletvekilliğinden önce,
Sen bu Dergi’yi nasıl çıkarıyorsun,
Boynumu kessen ben çıkaramam,
Bana moral vermeye çalışıyordu 1969’lu yıllarda.
Yıllar geçti aradan, 1987 v3 89 da tekrar görüştük,
Mimar Sinan’ın 400. Ölüm yıldönümü vesilesi ile,
Kitap siparişi veremedim, amirlerim telif bedelini yüksek buldu,
Ben hayatımı telifle kazanıyorum dedi nâzikçe, nezâketini hiç kaybetmeden,
Yüzündeki gülümseme hiç eksik olmazdı, yıllar eskitemedi,
Şarap gibi eskidikçe kıymeti arttı !
Bilgi ve becerisiyle yıllara karşı koydu, boynunu hiç mi hiç eğmedi,
Osmanlı’nın bayrağını yıllarca ayakta dimdik taşıdı...

* * *

Bayrak Dergisini yayınlayan, Ayyıldız Matbaası sahiplerinden,
Hami Kartay’ı da tanıdım, yıllarca Ayyıldız Matbaasında basıldı Önasya Dergisi,
Hami Kartay’ın odasına o devirde Başbakanlık Personel Prensipler Genel Müdürü,
Kâzım Oksay gelir ayaklarını uzatırdı,
Çok uzun boylu olduğundan kendi arkadaşları Deve Kazım derlerdi,
Rahmetli Adnan Ötüken’de emekli olduktan sonra dil konusundaki iki kitapcığını
Ayyıldız matbaasında bastırdı ve tashihlerini orada yapardı,
Türk Kültürü, Önasya, Diyanet, Hakses ve ismini şimdi hatırlayamadığım bir çok dergi,
Ayyıldız Matbaasında basılırdı, Müdürü ise o tarihlerde Aydın Işıksal idi,
Matbaacı olmasına rağmen Bayrak Dergisini devam ettiremedi,
Ayyıldız Matbaası, dizgi ve baskı makinalarını işcilere kıdem tazminatı olarak dağıtarak kapandı,
Ak saçlı, uzun boylu, daha sonra Ankara Sanayi Odası Başkanlığına getirilen,
Hami Kartay’da kağıtcılığa başladı.

* * *

Hıfzırrahman Raşit Öymen üstadım Eğitim Hareketleri adlı
Pedagojik yayın yapan dergisini iki ayda bir yayınlıyordu.
Aynı zamanda Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde pedagoji dersi veriyordu,
Benim de pedagoji hocamdı, ama hocalıktan öte sadık bir dosttu,
O zamanki Ulus Gazetesi yazarı idi oğlu Altan Öymen,
Hıfzırahman Öymen’in vefatıyla birlikte Eğitim Hareketleri Dergisi’de kapandı.

* * *


Dr.Nurettin Topçu’nun Hareket adlı felsefe Dergisi İstanbul’da yayımlanıyordu,
Felsefeci Topçu’nun vefatıyla birlikte o da mukadder sona kavuştu.

* * *

Nüzhet İslimyeli ressamdı, genç ressamlara yol göstermek istedi,
Ankara Sanat adıyla aylık bir dergi çıkarmaya başladı,
Meşrutiyet Caddesindeydi bürosu, efendi, kibardı,
Ona da talih yâr olmadı, ne kadar ısrar ettiyse de bir türlü kapanmaktan kurtulamadı,
Kültür, sanatla beraber yürümesine rağmen biz bir türlü yürütemedik bunu.
Zira erotik dergiler piyasada yok satıyor, Televoleler seyrediliyor, reytingler yükseliyor,
Kültürün ise adını, konusunu bilen yok…

* * *

Konur Sokaktaki büromun üç bina üstünde
İngilizce Daily News Gazetesini
İlhan Çevik kardeşi ile birlikte çıkarırdı,
İlknur Çevik ise o tarihlerde daha Kolejde orta okul talebesiydi,
Dış basınla, elçilikler ile birlikte çalıştıkları için fazla bir temasımız olmadı,
Selâmlaşırdık her sabah,
İlhan Çevik, yenilikciydi, ofset baskının Ankara’da yayılmasının öncüsüydü,
Önasya Dergisi’nin ilk renkli ofset kapak denemesini birlikte yaptık,
İkinci el makinanın ustası acemi ve ilk denemesi olduğu için de muvaffak olamadık,

Bu sebeple kapak baskıları için her ay İstanbul’a Ahmet Cömert’e giderdim,
Boks Federasyonu eski As Başkanlarından, Milletlerarası Boks Hakemi idi,
1968 başından 71 sonlarına kadar
Önasya’nın kapak baskıları renkli olarak
İstanbul Cömert-İş Matbaasında basıldı…
Eğinli olan rahmetli Ahmet Cömert, Sadık Dostlardan biriydi.
Bugün adına boks turnuvaları düzenlenerek hatırlanıyor…
Böylelikle boks camiası vefâ duygusunu herkesle paylaşıyor...

* * *

Merzifon’da doğduğum mahallede sokak komşumuz,
Muhalefet Partisi lideri İsmet İnönü’nün trenini 1959’da
Kayseri Himmetdede’de istasyonunda durduran o tarihte Kayseri Vali Muavini,
Sayın Şükrü Kenanoğlu, daha sonra Merkez Valisi,
Zannederim 1967’lerde Bolu Valisi,
Mahalli İdareler Genel Müdür Yardımcılığından emekli Mülkiyeli,
Merzifonlular Derneği kuruluşunda beraber çalıştık,
1965’de Önasya Merzifon Özel Sayısını yayınladık,
Oturduğu evini vefatından sonra çocuk Kütüphanesi açılmak üzere
Kültür Bakanlığına vasiyet etti,
Küçükesat Nene Hatun Caddesi 52 numaradaki evi,
Şükrü Kenanoğlu’nun kendi istedi ile, Aliş’in oğlu,
Ali Dayı Çocuk Kütüphanesi adıyla 1995 yılında hizmete girdi .
28 Ekim 1989’da vefat eden Hamdullah Şükrü Kenanoğlu,
Çocukları sever, insanların eğitimine özel önem verirdi …
Bir hemşehri olarak, yayıncı olarak beni fikren daima destekledi.
O’nu bu satırlarda anarak bir nebze vefa borcumuzu yerine getirmek istiyoruz.


* * *

27 Mayıs 1960’dan sonra Eminsu olarak bilinen,
Toplu emekliler arasında,
Hava Kuvvetlerinden bir albay olarak emekli olmuştu,
Daha sonra Kırşehir Belediye Başkanlığına getirilmişti,
1966’da San Matbaasına tanıdım kendisini,
Orta Yol Ahilik adlı kitabının dizgisini kontrol ediyordu,
1966’da matbaada başlayan dostluk, 1998’lere kadar aralıksız devam etti,
Nasılsın Ağa , diye odama gelir, ahilik için bugün ne yaptın ? diye sorardı,
Bütün işi, Ahi Evran-ı Veli ve Ahilikti,
Birkaç Ahi Komisyonunda birlikte çalıştık,
Yaşamı ona bağlı idi, zaten ahilik aşkı olmasaydı, bu yaşa geleceğini sanmazdım,
Ahiliği günümüze getiren, yaşatanların başında, halkın içinden geliyordu,
Kocatepe’den O’nu da uğurladık bir öğle namazından sonra…
Adı neydi diye sormadınız, Ahi Refik Soykut’u…


* * *
Ahilik konusunda ilk ciddi kitabı yazan,
Kısa boylu, kısa ak saçlı, tonton mu tonton,
Ankara İlâhiyat Fakültesi Türk İslâm Tarihi Kürsüsü Başkanı,
Burdurlu, Güler Bilecen’in eniştesi,
Prof. Dr. Neşet Çağatay’ı anmadan hiç olur mu ?
Türk Tarih Kurumu Üyesi, Konya Selçuklu Üniversitesi Kurucu Rektörü,
Yüksek Öğretim Kurulu Başkan Yardımcısı,
Türk Sanatı Kongresi Yürütme Kurulu Üyesi,
İslâmiyet Öncesi Arap Tarihi Uzmanı,
Neşet Çağatay’ın herkese iyiliği çoktur,
Ancak kader onu güldürmedi, İkinci eşi Belkıs Çağatay intihar etti,
Hoca prostattan İbn-i Sina Hastahanesine yattı,
17 Kasım 2000’de vefat etti ve cenazesi Isparta Eğridir Yenice Köyü’ne gönderildi.
Eşi Belkıs Abla’nın yanında, Eğridir Gölü’nün kıyısında ebediyyen uyuyor şimdi.
1975 Budapeşte Türk Sanatları Kongresine ,
Eşi ve daha ilkokula giden kızı ile gelmişti,
Gezide, gece tarihi bir şatoda birlikte konaklamıştık,
1987 Kahire, 1996 Geneve, Türk Sanatları Kongrelerinde beraberdik kendisiyle.



* * *

Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü Arkeolog Hikmet Gürçay’a gelince,
O ben kâtiplikten Genel Müdürlüğe basamakları birer birer çıka çıka yükseldim, derdi,
Dokumacılık, keçecilik gibi etnografik konulara meraklıydı,
Saat kuleleri, Atatürk heykellerinin resimlerini topluyordu , geniş bir makale için,
Ayrıca müzelerimizi ve ören yerlerini tanıtan bir seri makalesi,
Önasya’da yayınlanıyordu,
Arabaların arkasındaki yazılara da meraklı idi, güzel sözleri topluyordu,
Ancak 1978’de Genel Müdürlük görevinden alınması ona çok dokundu,
Altı ay yaşadı, bağırsak düğümlenmesi sebebiyle vefat etti,
Notları, dokümanları maalesef, galiba hep çöpe gitti.


* * *

Mahmut Akok çok iyi çizim yapardı,
Perspektif resmi serbest kalemle iyi döktürürdü,
Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğünde
E cetvelinde çalışırdı, fazla maaş almak için,
Herkes kazısına davet ederdi, iyi çizim elde etmek için Mahmut Akok’u,
Ocaktan yetişmişti, belki de diploması yoktu,
Belki sonradan, dışardan okul bitirmişti,
Mabedlerin, külliyelerin, perspektifleri sanki canlı gibi dururdu,
Müzelerin teşhir sistemini o ayarlardı,
Şekip Kristalin, vitrinde önder idi, onun zihninde,
İç mimarlık, dekorasyon, hep onun elinde,
Washington Camisinin Kütahya çinilerini o monte ettirdi,
Kudüs Kubbetü’l Sahra çinilerini Mimar Kemâlettin Bey’den sonra yine o restore etti,
1982 yılı idi, Asker Genel Müdür Yardımcım
Tuggeneral Alâettin Gürtuna’yı ikna ettim,
Mahmut Akok için 80. yaş armağanı için,
Yazılarını bir araya fotokopi ile topladım, tekrar aynen basmak için,
Çizimleri Mimarlık Tarihi dersleri için çok faydalı olurdu,
Lâkin, bazı kimseler ona taş koydu,
Yapamadım, yaptıramadım, o nefis çizimler hebâ oldu,
Bandırma’da 1901 yılında dünyaya gelen Mahmut Akok,
27 Kasım 1993 tarihinde Ankara’da Bahçelievler semtinde ebedî âleme göç etti.
Numune olsun diye çizimlerini gelecek nesillere mimarî miras olarak bırakıp gitti.
Alaydan yetişme müzecilerimizi öksüz bırakıp gitti.
Oğlu çizimlerini Cd’lere yükledi, pazar aramaya çıktı şimdi.


* * *

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni, Avrupa Müzeleri arasına sokan,
Mahmut Paşa Bedestenini güzel bir müze haline getiren,
Devletin yetişemediği yerlerde dernek ve vakıfları devreye sokan,
Konyalı Arkeolog Raci Temizer’i de unutmayalım,
Zira yanında 45 gün çalıştım, 19 Ocak 1978’den 7 Mart 1978’e kadar,
Şube Müdür Vekilliğinden arkeolog olarak değil de düz memur olarak atanmamı
Bu işleri bilenlerin takdirlerine bırakırken,
Raci Temizer’in elinden gelen her türlü desteği verdiğini unutamam.
O dönemde, Müze’de Doğu Mermerci, Ahmet Tırpan, Cahit Günbattı, Cem Karasu,
İle birlikte çalıştık, şimdi Cahit Dil Tarih’te Dekan Yardımcısı, Cem profesör,
Ahmet Tırpan Selçuk Üniversitesi’nde Arkeoloji Bölümünde başkan oldu.
Raci Temizer emekli olduktan sonra,
Anadolu Medeniyetlerini Araştırma ve Tanıtma Vakfını
Mehmet Önder, Osman Aksoy, Gürkan Toklu ve İnci Bayburtluoğlu ile birlikte
6 Haziran 1984’de kurdu, Bahçelievler’deki binasını satın aldı,
Vakıf ve dernek kanalı ile de Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nü fiilen destekledi.
Mahmut Paşa Bedesteni, eski Ankara ipeğinin, satıldığı bir merkezdi.
Aslı vakıf olan bina, vakıfların Ankara’da yeni işhanları yapılması dolayısıyla restore edilememiş,
1932’de harap halde iken Millî Eğitim Bakanlığına müze binası olarak tahsis edilmiş,
İlk defa Eti Müzesi adıyla hizmete girmiş, daha sonra
Anadolu Medeniyetleri Müzesi adını almıştır.
Zannedersem Raci Temizer 1949 yılında Müzeye Müdür olarak atanır ve
Yaş haddine kadar görevine devam eder.

* * *

Ali Saim Ülgen’in Türk Tarih Kurumu için hazırladığı
Mimar Sinan eserleri çizimleri de ayrı bir hikâye,
Yıllarca Türk Tarih Kurumu Arşivlerinde kimseye gösterilmedi,
Yalnız üzerinde Boğaziçi Üniversitesi’nden
Prof.Dr.Aptullah Kuran Hocamız çalıştı,
12 Eylül’deki Asakeri dönem ortalarında konuyu ben ortaya attım,
O zamanki Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.Dr. Yaşar Yücel’i ikna ettim,
Vakıflar Genel Müdürlüğü ile ortaklaşa yayınlayalım dedim,
Yönetimden geçti, sonra başkaları el attı,
Türk Tarih Kurumu yayınladı,
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde uzun yıllar Mütehassıs Müşavirlik yapan,
Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nu o kurdurdu,
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Öğretim Görevlisi olarak Sanat Tarihi Dersleri verdi,
Bu şekilde de Ali Saim Ülgen adı artık ebedileşti, işte vefâ…
Yüksek Mimar Mühendis Ali Saim Ülgen Menderes’in sağ kolu idi,
İstanbul’un yeni caddeleri açılırken, o yönlendirirdi,
Vatan Caddesi, Bayazıt Meydanı onun eseri,
27 Mayıs 1960 İhtilâlinden sonra, çocuğu yaştaki kolejli,
Onu yargıladı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını yok ettiği için,
Halbuki o bütün gücü ile o kanunun çıkarılmasını Vakıflarda istemişti,
Tasarıyı da o hazırlamıştı, Teklif de Devlet Bakanlığından gelmişti,
İşte kader, Süleymaniye Camisi Kubbesinden düşerek kaburgaları kırılan
Vakıflar Mütehassıs Müşaviri Ali Saim Ülgen,
1960 da Prof. Dr. Doğan Kuban tafından yargılanır,
Prof.Dr.Doğan Kuban ben ona isteseydim ceza verirdim, akladım diye de övünür,
1963 yılında bir kalp krizi ile II. Vakıf İş Hanındaki lojmanda,
Yani Dairenin bir kat üstünde, bir sabah ebediyete ulaşır o müthiş Adam,
Sanat Tarihi Öğretim Üyesi Rahmetli Yüksek Mimar Ali Saim Ülgen.
1986 Nisan ayında bir anma günü düzenlemiştim,
Türkiye Vakıflar Bankası Konferans Salonunda,
Türk Tarih Kurumundan projelerini alarak sergilemiştim,
Hüsrev Tayla, Yılmaz Önge, Güler Bilecen, birer konuşma yapmışlardı,
Eski restoratörler Ruhi Aydın, Yusuf Erdoğan alkışlamışlardı,
Yeni nesiller kim ki bu demişlerdi, dinleyinde öğrenin eskileri, eskilerden,
İleride siz de hatırlayın, geçmişleri…


* * *


Rahmetli Başbakan Menderes’i, 27 Mayıs 1960 Cuma günü görenlerden biriyim.
Sabah 6.30 da radyodan duyduk ihtllâli, sokaklara döküldük,
O gün Kütahya Lisesi, tatile giriyordu, okula koştuk,
İhtilâli ilk defa öğreniyoruz, bir başı bozukluk, herkes birbirine soruyor ne olacak ?
Derken saat 09.30’da, Kütahya Lisesi tam karşınındaki Vilâyet Makamı merdivenlerinde,
Askerlik Hocamız Albay Feramuz ortada Başbakan Adnan Menderes, sağda Vali,
Sanki ihtilâli Menderes yaptırmış gibi mütebessim bir çehre, saçlar arkaya taranmış,
Üzerinde gri çizgili bir takım elbise, gözlerinde güneş gözlüğü,
Vali ve Askerlik hocamız esas duruşta, bindiler bir cipe, doğru hava alanı yolunda…
Sonradan öğrendik, Eskişehir- Kütahya karayolunda yakalamışlar Başbakanı,
Getirmişler Vilâyet Konağına, sonu ise hepimizin mâlumu maalesef kaybettik O’nu …
1946 ile 1960 arasında Parlemento’da görev alan,
Zamanın Başbakanı merhum Adnan Menderes,
Köylümüze çarığını çıkartmış, tarlasına traktörü sokmuş,
Enflasyonla yaşamayı milletine öğretmiş,
Eğitime,önem vermiş, Nato ülkesi haline gelmemize sebep olmuş,
İsmet Paşa ile çekişmelerinin,1959’da Tahkikat Komisyonu kurulması dışında,
Ülkesi yararına çalışmış, rüşvete bulaşmamış,
1960 Yassıada Mahkemelerinde bebek, köpek gibi davalara konu olmuş,
19 Eylül 1961’de Yassıada’da idam sehpasında canını vermiş,
Turgut Özal zamanında iade-i itibar yapılarak naaşı İstanbul’a getirilerek,
İstanbul’da bir anıt-mezara gömülmüş,
Bir vatan evlâdıdır.

* * *

27 Mayıs 1960’da Millî Birlik Komitesi Üyesi olan Muzaffer Özdağ,
Daha sonra Komite üyeliğinden çıkartılarak dış temsilciliklere gönderilmiş,
Milletvekili olarak daha sonra Parlemento’ya seçilmiş,
Türk kültürü ile uğraşan, ülkücü camia mensubu olup,
Önasya’da birkaç yazısı da yayımlanmıştır.
Hukuk Fakültesini bitirip, hukukçu olarak serbest hayata atılmış,
6 Şubat 2002 tarihinde sabaha karşı Ankara’da ebediyete intikal etmiştir.

* * *
Türk siyasi hayatının duayeni olan Osman Bölükbaşı,
1946’da siyasi hayata atılmış, 1954’lü yıllardan itibaren cezaevi ile tanışmış,
1960 İhtilâlinden sonra miting meydanlarını dolduran,
Dosyalı muhalefet adıyla ünlenen, hitabeti kuvvetli,
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisini kuran ve Parlementoya giren,
1970’lerde aktif politikadan çekilmesini bilen,
92 yaşında iken, 6 Şubat 2002 sabahı
Ankara’da ebediyete intikal eden Osman Bölükbaşı,
20. Yüzyılın ikinci yarısına ülkemiz siyasi hayatına damgasını vurmuş,
Bir iki sefer görüştüğüm ender şahsiyetlerin başındadır.

* * *

İsmet Paşa ile şahsen hiç görüşmedik.
Gazeteci sıfatı ile birkaç basın toplantısında bulundum,
İyi bir asker olmasına karşılık, siyaset âleminde kendini yetiştiren,
İleri görüşlü, işine geldiğini duyar, işine gelmediğini hiç duymaz,
Bu sebeple adı sağır İsmet’e çıkmıştır,
Geldi İsmet, gitti kısmet derlerse de,
Gelecek nesilleri borca sokmadan devleti idare etmenin yollarını aramış,
Ortanın solu politikasından neticede kendisi de istifa etmiş,
Demirperdenin yıkılışını görmeden ebedî aleme göç etmiştir.
Yirminci yüzyıl Türkiye’sine, Atatürk’le birlikte İnönü ailesi damgasını vurmuştur.


* * *


Prof.Dr.Semavi Eyice’yi 1965 yılında Merzifon Sayısı çıkardığım zaman tanıdım,
Dergi altı ayı doldurdu, Basın İlân Kurumu Reklâm Yönetmeliği gereği,
Dergi incelemeye alındı, Semavi Beyefendiye göndermişler,
Hoca da müsbet rapor verince , Önasya Dergisi Resmî ilân almaya başladı,
Bu şekilde münasebetlerimiz başladı, o tarihlerde doçentti,
Prof.Dr. Semavi Eyice, Dergiyi muntazam olarak takip etti,
Tarih Kurumuna konferans için geldiğinde bizde Hocayı izlemeye başladık,
Çok iyi bir arşivi vardı, herkesten önce bir şey çıkınca o görmek isterdi,
Rahmetli Yılmaz Önge bana taşbaskısı bir Silsilenâme fotokopisi vermişti,
Ben de bundan bir yerde bahsettim, benim neden haberim yok diye ,
Yılmaz’ı haşlamasını bir türlü unutamadım,
Hocanın şimdi gözleri pek iyi görmüyor, ama yine de boş durmuyor,
Herşeyden haberli,
Ancak önemli olan bir şey daha var ki,
Prof.Dr. Semavi Eyice ile kimse karşı karşıya gelemez,
Kim olursa olsun, cevabını o saniyede alır, sözünü kongrede kimse kesemez,
Herkes yirmi dakika konuşurken o, en az 45 dakika konuşur ve dinletir,
Bildiğini iyi bilir ve müdafaasını çok iyi yapar,
Bu sebeple kimse onu jüride istemez, zira iyi hırpalanacağını bilir,
Üniversitede kendisine asistan dayanmaz, çabuk pes ettirir,
Bizans sanatından Türk sanatına geçen Nilüfer Sultanlar bu sebeple çoktur,
Bizans ve Türk Sanatında Prof.Dr.Semavi Eyice ilmi ile duayendir.
Gözleri artık iyi görmüyor, feri tükendi,
Arşiv ve kütüphane kurmak kolay iş değil, oldukça zahmetli ve pahalı,
Kitap koyacak yer bulmakta, muhafaza etmekte masraflı,
Meşhur âlimlerin Kütüphanelerinin sonunu iyi bildiği için,
Değerlendirecek bir evlâdı bulunmadığı için,
Sahhafların eline düşmemesi için,
Kütüphanesini birbuçuk milyon dolara satlığa çıkardı
Bilmem satın alan olur mu
Sabancı ile Koç bakmış, Kanada talipmiş kütüphaneye.
Allah sağlıklı ömürler versin, Yazılarını okumaktan eksik etmesin...



* * *


Prof.Dr.Oktay Asnalapa yaşca esas Türk Sanatında duayen ama,
Alçak gönüllülüğü, toleransı, iddiacılığı olmayan, ilk hocalarımızdan biridir.
Prof.Dr.Emil Boş’un talebesi olan ve Avusturya-Alman ekolüne mensup olan,
Oktay Aslanapa, ileri yaşına rağmen hâlâ kongre kongre dolaşır,
Her kongre veya seminerde perhizi bozması karşılığında rahatsızlanır,
Ancak, bizi hiçbir zaman yalnız bırakmaz, her zaman, her yerde yanımızdadır.
Tecrübesiyle, bilgisiye daima bize yol gösterici olur, az, öz, kısa konuşur.


* * *

Aynur Durukan’ı 1976’da Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nde tanıdım,
Kültür Bakanlığında doktorasını yaptı, Hacettepe Üniversitesine geçti,
Doçent ve profesör oldu, makaleler yayınladı,
Neye kızdı bilinmez, genç yaşta emekli olup, İstanbul’a yerleşti,
Çok yoruldum, aralıksız çalıştım, benim de dinlenmeye hakkım yok mu dedi.
Ortaçağ konusunda, Selçuk konusunda iyi uzmandı,
Türkiye’de Vakıf Abideler konusunda 1983’de müşterek çalışmamız oldu,
Prof.Dr.Semiha Yıldız Ötüken Başkanlığında,
O tarihlerde doçent idi, Yıldız Hanım,
Dr. Aynur Durukan, Dr. Hakkı Acun, Dr.Sacit Pekak,
Yeşil Bursa’nın ilçelerindeki vakıf abide ve eski eserleri köylere kadar tespit ettiler,
Üç yıl boyunca çalıştılar, para kazanmak bir tarafa,
Ceplerinden takviye etmek zorunda kaldılar.
Bazen lokanta bulamadıklarından aç da kaldılar,
Peynir-domates ekmeğe talim ettiler,
Amaç ilim yapmaktı, vakıf eser kurtarmaktı, açlıkta ne zarar,
Yıldız Hoca, Avusturya disiplini ile çalışırdı,
Gündüz arazi çalışmaları, gece onların yazıları, plân krokileri,
Etrafındaki üç genci muma çevirdi, Yıldız Hocahanım,
Prensip, azim, fedâkârlık, yayın zevki nedir onlara bunu öğretti,
Ekipte önce İbrahim Numan ve Mehmet Tuncer de vardı,
Hazırlık safhasında tez çekildiler o saftan, arkalarına bakmayarak,
Bu disiplinli çalışma ortaya çıkınca pişman olduklarını pek sanmam,
Bazen ağlandı, bazen sızlandı, zor şartlar altında çalışırken Valilerden destek geldi,
İş bitti, yayın çıktı, bütün sıkıntılar geride kaldı,
Hâlâ o tatlı günleri neşeyle, muhabbetle, sevgi ve saygı ile anarlar…
Bâki kalan bu kubbede hoş bir sedâ ile kütüphanedeki güzelim kitaplar…


* * *


Prof.Dr.Metin Sözen’i doktorluğunda tanımıştım,
Türk mimarlık Tarihinde Semavi Eyice’den sonra,
En fazla ürün veren, kongre ve seminerlere katılan ilim damlarının arasında
Her halde ikinci veya üçüncü sırayı alır Metin Hoca…
Söz verdiği seminere mutlaka bir gün de olsa gelir, gelemezse mazeretini bildirir,
Çevre ve şehircilik üzerine bu günlerde fazla eğilir..
Türk Sanatı ve Tarihi konusunda araştırmacılara kaynak olmak üzere
Bilgi Bankası kurulmasını tasarladı ve İstanbul’da IX. Türk Sanatları Kongresinde
Genç elemanları bir salonda topladı.
Türk sanatı üzerine duplicate çalışmaların arttığı,
Gereksiz yere çift çalışma yapıldığı,
Herkesin ne ile uğraştığı daha önceden bilinirse, bunun önüne geçileceği,
Doktora ve doçentlik tezlerinde bile aynı konu iki öğretim üyesi tarafından işlendiği,
TAÇ vakfında bu çalışmaların birleşebileceği,
Ankara’da Sadi Bayram, İzmir’de Prof.Bekir Deniz’in merkez yapılacağı,
Bu arkadaşlara her sanat tarihi ile uğraşanların rahatça uğrayabileceği,
Türk sanatı ve restorasyonu ile uğraşan herkesin, bu merkezlere uğrayarak,
Çalıştığı konular ile bibliyografya ve biyografilerinin bir nüshasını teslim etmeleri
Oybirliği ile kararlaştırılmışsa da,
Maalesef tatbikatta bu öneriyi işletemedik.
Ankara’da sadece bu satırların yazarı ile Erzurum’dan Prof.Dr.Hamza Gündoğdu
Bibliyografyasını ve çalıştığı konuları Prof. Dr. Metin Sözen’e bildirdi,
Böylelikle tasarlanan proje hayata geçirilemedi,
Kabahat ise hepimizin, Türk sanatı ile uğraşanların.

Mimar Sinan ve diğer vakıf abide ve eski eserler için de
Proje ve bilgi bankası oluşturulmasını Vakıf Haftalarında üniversite temsilcilerine
Teklif ettimse de yine sonuç alamadığımı bu satırlarda belirtmekten kendimi alamayacağım…


* * *

Millî Eğitim Bakanlığı Yayımlar Genel Müdürü Kemal Or’u
Önasya Dergisi yayımlarken tanıdım.
Adnan Ötüken’in önerisi ile Bakanlık abone olmuştu Dergimize,
Daha sonra Devlet Planlama Müşteşarlığı Sosyal Planlama Dairesine
Geçti Konyalı Kemal Abi, Milletvekilliği de yaptı daha sonra.
Gülmezdi, biraz gururluydu, belinden rahatsızdı, bu sebeple dik yürürdü.


* * *

Dr.Leylâ Elbruz, eski Genel Müdürlerimizdendi,
Devlet Planlâma Teşkilâtı Müşteşarlığında Sosyal Planlama Başkanıydı.
1985’te Vakıflar Genel Müdürlüğüne atandı,
Hazer Denizi’nin güney kıyılarından, Elbruz Dağlarından galiba rahmetli eşi göç etmişti,
Elburuz soyadını gururla dimdik taşırdı, uzun boylu, elâ gözlüydü,
O tarihlerde altmışının üstünde, ak saçlı, dürüst, çalışkan, mert bir
Hanımefendi olarak tanıdım,
Sonra öğrendim ki, meşhur Halide Edip Adıvar’ın üvey torunuydu,
Ünlü matematikçi Salih Zeki’nin Âyet Sayar adlı oğlundan.
Dr.Adnan Adıvar tarafından yetiştirildi dört yaşından beri Dr.Leylâ Elbruz.
Çok severdi bu satırların yazarını, beraber seyahatlere gittik,
Kültür varlıklarımızı , vakıfları tanımak ve korumak için,
Yakınında isterdi beni, dört ay atlattım,
Şekeri vardı, bazen verdiği emirleri unuturdu,
Verdiğiniz emirleri takip için isterseniz not tutun dediğimizde,
Tam bir İstanbul Hanımefendi olgunluğuyla, haklısın Sadi dediğini unutamam,
Halı sanatımızı çok severdi,
Cumhuriyet’in Başkent’i Ankara’da bir halı müzesi açmak için,
Birlikte çok uğraştık, ama muvaffak olamadık,
Eski Hukuk Mektebi olan Ankara Müftülük binası,
Kocatepe Camii altı ( Şimdiki Beğendik), Hacıbayram yolunda Ulus Oteli,
Bina arandı ama bulamadık veya kiracıyı tahliye ettiremedik,
Genel Müdürlük binasına sığmıyoruz, yeni ek bina satın alalım dedi,
Komisyonlar kuruldu, çalıştılar,
Tam ihale günü, Komisyon teşkil onayını bakandan almamız lâzımdı olmadı,
İhaleyi fesh ettiler,
Akar Toprak fonundaki nakit paralarda bankaya sermaye artırmasına gitti,
Dr.Leylâ Elbruz, inandığı konulardan taviz vermemek için,
Genel Müdürlükteki süresi iki yıla üç gün kala,
İstifa etmek cür’etini gösterdi,
6400 ek göstergenin makam tazminatını da maalesef kaybetti.
Ama üzülmüyor. ben doğruların kadınıyım, inatcıyım,
İnandığım konulardan asla taviz vermem diyordu…
Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun da üyesi idi.


* * *

Prof.Dr.Yılmaz Önge’yi ise , size eski yazılarımda tanıtmıştım,
14 Ekim 1935’de doğan Yılmaz Önge,
1959’da İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık ve Mühendislik Fakültesinden
Mezun olup,1961’de Vakıflar Genel Müdürlüğüne,
Mütehassıs Müşavir Ali Saim Ülgen’in yanına girmişti,
1966 başında, Vakıflar Genel Müdürü Feramuz Berkol tanıştırdı,
Kendi geldi büroma, yazılarını getirdi, alçak gönüllüğün timsaliydi,
Dostluğumuz ilerledi, kardeş gibi olduk,
Çalıştı, Mimar Orhan Cezmi Tuncer’inde yetişmesinde katkısı oldu,
Orhan Cezmi Tucer, Yılmaz Önge’nin yerine Mütehassıs Müşavir,
12 Eylül 1980’den önce Mustafa Ernam’ın Genel Müdürlük zamanında,
Gazi Üniversitesi Mimarlık Fakültesine doktor olarak geçti,
Anadolu Selçuklu Künbetleri adlı üç ciltlik dev projeli eseri cebinden yayınladı,
Doçentliğini aldı, profesör oldu, şimdi de emekli ,
Yılmaz Önge; Dr.Zafer Bayburtlu’nun da önderi idi, o da profesör oldu,
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Kürsüsünde,
Doktorasını Prof.Dr.Oluş Arık’tan tanmamladı sayın Önge,
Önasya Dergisi’nde aylık yazılarını hiç kaytarmadı,
İlâhiyat Fakültesi Türk Sanatları Kürsüsünde,
Prof.Dr.Halûk Karamagaralı’ya asistan oldu,
Konya Selçuk Üniversitesinde doçent ve profesör oldu,
Önasya’daki makalelerini hiç aksatmadı,
Türk kültür ve Medeniyetine imzasını attı,
28 Mart 1992’de ebediyete uğurladık kardeşimiz Yılmazımızı,
Konya’dan gitti cenazesi İstanbul Zincirlikuyu’ya,
Babasının çok önceden aldığı aile kabristanına,
İyi uykular dilerken vakit geçirmeden,
Onuncu Vakıf Haftası Seminerlerinden birini ayırdım, aziz hatırasına,
Yılmaz Önge Restorasyon Semineri yapıldı 10 Aralık 1992 tarihlerinde,
Üç oturum yapıldı, restorasyonlar anlatıldı,
Yayını yapıldı 1993 yılında, O’nu da yad ettik bugün de,
Oğlu Mustafa Mimar oldu, babasının izinde,
Şimdi Orta Doğu Teknik Üniversitesi Restorasyon Bölümünde Mastır yapıyor,
Prof.Dr.Ayşıl Tükel Yavuz önderliğinde,
Eşi Ergül Önge, doktorasını verdi, yıllardır Yardımcı Doçent olarak çalışıyor.
Seneler seneleri kovalıyor, yetişmek ne mümkün,
Giden geri gelmiyor, üzüntü, keder çare değil.
Dünya dönüyor, hayat devam ediyor, biz de buna uyuyoruz, uymak mecburiyetindeyiz.


* * *


1966 yılında Feramuz Berkol ile Vakıflar camiasına ayak attığımda,
1971 yılına kadar basın-yayın danışmanlığını fahri olarak yaptığımda,
Vatanî görevimden sonra memuriyete ayak bastığımda nice Genel Müdürler tanıdım...
Başta Feramuz Berkol, sadece bana bağlısın dedi,
Prof.Dr.Necmettin Erbakan’ın eniştesi Prof.Dr. Osman Çataklı aşırı dindardı,
Şener Yılmaz kıdemli Başmüfettiş, Erdil Olcay müfettiş olmasına rağmen kültüre meraklı,
Fuat Ünver Mülkiyeli, yeni birşeylet yapma çabasında,
Mustafa Ernam Başbanlık Müsteşarlığından Vakıflara geldiği için mağrur,
Tümgeneral Galip Yiğitgüden ise aske, disiplinini benimseyen tatlı sert,
Necmettin Vangöl Hukukcu, Leylâ Elbruz sosyal plânlamacı,
Şener Macun mülkiyeli, Fadıl Ünver Kızılaycı, politikacı,
Mehmet Gültekin Petrol Ofisi, Nazmi İşeri kimyacı,
Konyalı, atlet Mustafa Keten ayakları yere değmez plânlamacı,
Meslektaşım Arkeolog Dr. Nurettin Yardımcı farfaracı,
Otuz yıl içinde bir düzineden fazla genel müdür değiştiren bir kurum,
Dokuz yüz yıllık bu tarihî müessese nasıl rantabl olabilir ?
Millî Eğitim, Sağlık, Bayındırlık, Kültür Bakanlıklarının görevlerini
Sekizyüzyıl yapan ve bunları bünyesinden çıkaran,
Protokolde Bakanlar Kurulunda Sadrazamdan sonra ilk gelen Nazır,
Diyanet İşlerini asırlarca yürüteni dinî, hayrî , kültürel ve sosyal bir kuruluş,
Ülke ekonomisinin büyük çarkı,
Türkiye Vakıflar Bankasının % 75’inin sahibi, bugün ne haldedir, yarın ne olacak kimbilir...


* * *


Kültür ve medeniyetimize hayat veren çınarlar, pınarlar,
Tarihin karanlık sayfalarını lüks lambası ile aydınlatanlar,
Ne rahmetli Fuat Köprülü, ne Osman Turan, ne Mükrimin Halil Yinanç,
Ne Osman Hamdi, Hayrullah Örs, Nuri Pere, Mükerrem Kâmil Su,
Ne de Evliya Çelebi ile Kanuni Sultan Süleyman,
Hepsi gitti bu dünyadan güzel yazıları, eserleri bize bırakarak,
Tanıdığım ünlü çınarlardan muhtelif yıllarda ;
Enver Behnan Şapolyo, Bekir Sıtkı Oransay, Hâmir Zübeyr Koşay,
Cengiz Orhonlu, Emin Bilgiç, Ahmet Edip Uysal, Nejdet Sançar, Zeki Sofuoğlu,
Feridun Nafiz Uzluk, Şehabettin Uzluk, Suut Kemâl Yetkin, Bekir Sıtkı Baykal, Bekir Kütükoğlu,
Adnan Ötüken, Mehmet Altay Köymen, Emel Esin, Fethi Tevetoğlu, Süheyl Ünver,
Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, Yılmaz Önge, Ekrem Hakkı Ayverdi,
Şerare Yetkin, Katherina Otto Dorn, Güner İnal, Zafer Bayburtluoğlu,
Abdülmecit Doğru, Fevziye Abdullah Tansel, Orhan Şaik Gökyay, Ahi Refik Soykut,
Orhan Alsaç, Faruk Sumer’i de ebediyete yolcu ettik,
Bu yalan dünyada neleri yazıp bıraktılarsa, onunla avunacağız,
Bizden öncekileri hep rahmet ve minnetle anacağız,
İsimlerini unuttuğumuz birçok zevat var, onlarda bizi affedecekler elbet,
Türk kültürü kimleri bu kara toprağa uğurlamadı ki,
En güzel, en sevdiğimiz meyve ve sebzeleri bize bu toprak vermiyor mu ?
Bazı yazarları dilimizin döndüğü, gücümüzün yettiği nispette, hatırlamaya, anmaya çalıştık,
Her fert aynı şeyi yaparsa bu fani dünyada,
Hiç birimiz unutulmayız, unutmayalım da,
Haklı-haksız bir gün mahşer önünde hepimiz buluşacağız,
Birbirimize sarılıp, ağlayacağız, birbirimizden aldığımız güçle ,
Ay yıldızlı Bayrağı hep beraber doruklarda dalgalandıracağız,
Gücümüzün yettiği nispette, ölene kadar …



Ankara, 29.01.2002

Sadi Bayram
Ankara,
































Yazar : Sadi BAYRAM
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • O'nun Ardından ( Kayseri )
  • Bush Ve Kerry Mücadelsinde ırak
  • Tarihten Gereken Dersleri Aldık Mı ?
  • Aziz Ve Muhterem Dostum Yolun Nereye ?
  • Bektaşi Nutku ( Kendini Bil Ki Tanrıyı Bilesin ! )
  • Hoş Geldin Sayın Husseın Barack Obama
  • Kendini Bil Oğul 1
  • Canım Merzifon
  • Benim De Hayallerim Vardı !
  • Talih Ve Tarih
  • Avrupa Birliği Ve Türkiye
  • Milemyum Rüyası ( Osmanlı Devleti'nin 700. Kuruluş Yıldönümü Vesilesiyle)
  • Tarih Ve Günümüz Türkiyesi'nden Damlalar
  • Hayat Bu Kardeşim
  •