TÜRK-ISLAM KÜLTÜR VE MEDENİYETİ - TURK'S AND ISLAMİC CİVİLİZATİOAN, FOUNDATİONS, ART,HİSTORİCAL ART, HİSTORY
MONUMENTUM ANYCRANUM, HASAN PAŞA VAKFI, ŞEYHÜLİSLAM ANKARAVİ MEHMED EFENDİ VAKFI VE SULU HAN'IN HİKAYESİ
Osmanlı Dönemindeki Cumhuriyetin Başkenti ANKARA’ya genel bir bakış :

MONUMENTUM ANCYRANUM,
HASAN PAŞA’NIN VAKFI,
ŞEYHÜLİSLAM ANKARAVİ MEHMED EMİN EFENDİ VAKFİYESİ,
ve
ANKARA SULU HAN HİKAYESİ

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde eski mesai arkadaşlarımdan,
rahmetli Hayrettin Ersal, Prof.Dr.Zafer Bayburtluoğlu ve Ahmet Hamdi Karabacak’ın aziz hatıralarına,
Monumentum Ancyranum,
Hasan Pasa, Sheikh’ul Islam Ankaravi Mehmed Foundations and the
Story of Ankara Sulu Inn ,
(Summary)
By, Sadi BAYRAM
Modern Capital of the Republic of Turkey Ankara, inhabited since the ancient history treated, the cradle of several cultures has made. Meanwhile, the Roman Emperor Augustus, stated that ''work'' Res Gestae of has been scratched in the inner wall face of Augustus Temple as old Greek. Young generations to remember, the theme is the Sulu Han and Sheikhulislam Ankaravi Mehmed Efendi built by the current chain devoted Mosque, near Dar'ül-kura and school at the Augustus Temple Complex-Hacıbayram be around, Hacıbayram by Akmedrese serve as the house of God as a temple of the protection, work in the former Ottoman protectionin 1400’s, cultural and economic indicators will be the subject of the environment we have been included.
Ankara, is an old Ahi city, of commercial and economic life in the Ottoman era inns and bazaar will reflect us.
Sultan II. In 1508 Hasan Pasha Akşehir'de Bayazıd'ın Beylerbeyi Mosque in Ankara today to come and imâretine Han, known as Sulu has dedicated work to build by.
We're learning from Tapu Tahrir Books, dated 1522, 81 districts in Ankara, the 69 Muslim, 3 Christian, 1 Jewish, Muslim and Christian are mixed in 8. According to Travelogues to hear from Evliya Çelebi, Ankara has three tails queens and its annual income is 263,400 guruş.
Hasan Pasha in the years of 1650 revenue fell foundations, foundations in order to protect the tenants of shops, charter has been removed Hasan Pasha Han Foundation belongs to the Sulu and thereby be destroyed once the idea of revenue 13.09.1673 at discoveries prepared for repairs, but repairs to cause financial failure has not been realized.
Hasan Pasha in Ankara annual income of 12,246 foundations guruş, an expense is 15,000 guruş. For failing to meet the income and expenditure, Sheikhulislam Ankaravi Mehmed Efendi couple letting 105,000 in cash guruş, 3000 penny cost of the annual rent was the foundation on this issue will of the sultan out, the foundation acquired.
Mehmed Efendi, the foundation on 24/05/1686 Ankaravi Şeyhülislâm was established, adjacent to the young Sulu Han Han has built then, Sulu Han court developed in the Mansion Masjid, 1 school, 1 dar'ül-kurra, 2 madrasahs, 4-han (Sulu, Penbe , Pit, Milk inns), 2 baths, 72 shops, 25 fountains in Ankara 1 mill, 3 ties, 3 has dedicated the garden.
According to the record information registered Zincirli Masque 29.11.1679 Ankara from whether made before, was opened for worship. That mosque was built prior to charter.
Canonical Numbered 28 of 183 Registered page 55 of the information in order, on 05/05/1801 Sulu Han court order only for the sale of yarn and coffee will be removed, Han has been trying to keep the economy vibrant
In addition, in cases similar to foundations by giving, by twenty in the last quarter of a century with the restoration activities re-opened today in activities are underway.
Cumhuryetimizin başkenti Ankara’nun tarihi oldukça eski olup, bir kısım tarihçilere göre ismi Ancyria=Gemi çapası anlamına gelmektedir. Ancak gemi ile Ankara’nın bir bağlantısı yoktur. Galatların Karadeniz’de M.Ö. 235 yıllarında elde ettiği deniz zaferi ganimeti olarak gemi çapasının Ankara’ya getirildiği söylenir. Eski paralarda da bu çapa görülmektedir.

Angurt Türkçemizde yaban ördeğidir. Eymir Gölü, Gölbaşı’nda bugün de var olan bir göl olduğu gibi, Gençlik Parkı’nın bulunduğu saha, Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar eskiden bataklıktı. Ank=kuş anlamına gelmektedir. Ra ise yer anlamını taşır. Bu bakımdan kuş-kent anlamına da geldiği bir varsayımdır. Hitit metinlerinde geçen Ankuwa ise bugün Alişar olduğu anlaşılmıştır.

Ankara’ya Romalılar Neocoros da denilmiş, Arap coğrafyacılar da Zat’üs-selâsil, Selâsil, Engürü, Engüriye demişlerdir.

Ankara isminin Selçuklular’daki devamı konusundaki bir başka hipoteze göre de; Orta Asya’da Baykal Gölüne dökülen ANGARA Irmağı kenarından Malazgirt Meydan Muharebesi ile Ankara’ya yerleşen halk tarafından ismin bugünkü mahalli şiveye göre sürdürüldüğünü farz edebiliriz. Bir başka yaklaşım ise, Soğuk iklim hayvanlarından uzun tüylü Ankara Tavşanı ile uzun tüylü Ankara Tiftik Keçisinin Baykal gölü kenarından gelmesi, Baykal gölü çevresinde yapılacak araştırmalarla gün yüzüne çıkabilir zannediyorum. Anadolu Selçuklu döneminden günümüze intikal eden Ankara halkının genlerinde diğer Anadolu şehirlerinden fazla bir Mogol-Orta Asya etkisi olduğu söylenebilir. İlhanlı dönemindeki Mogol nüfuzu bunda önemli rol oynar.

Ankara; Friğ ve Galatlar’ın döneminde gelişmiş, M.Ö. 547’de Persler’in baskınına uğramış, Satrablık olmuş, bir ara Lidyalılar’ın eline geçmiş, Kayseri-Ninive-Sus ile Gordion-Ankara Sart yolu üzerinde olması dolayısyla şehir zenginleşmiştir. Büyük İskender Hindistan’a giderken Gordion yoluyla buraya uğramıştır. M.Ö. 323’de Büyük İskender’in ölümü üzerine Ankara ve havalisi Antinogos’un eline geçmiş, M.Ö. 281’de Selefkoslar’ra geçer şehir. M.Ö. 278’de Trakya’dan gelen Galatlar şehre hakim olup, Tektosağlar Ankara’ya yerleşti. Galatlar Bergama Krallığı ile savaştı, Romalılar’dan yardım istedi. Bergama Kralı II. Attalos’un ölümünden sonra, vasiyeti üzerine Ankara ve havalisi Romalılar’ın eline geçti. Bir müddet otonom idare edildikten sonra Augustus zamanında Roma vilâyeti haline dönüştü.

Ankara Roma vilâyeti olunca, şehri tekrar tahkim ettiler, sur dışında Roma Hamamı inşa edildi. Bugün Hacıbayram Külliyesinin bulunduğu tepe, eski bir Friğ tümülüsü olup, Men-Ay mabedinin burada olduğu düşünülmektedir. Bu tepede Roma İmparatoru adına mermerden bir mabet yapılmıştır.

Roma İmparatoru Augustus’un bizzat kaleme aldığı ve ölümünden önce Vesta rahiplerine teslim ettiği, daha sonra da Senatoda okunup tasvip edilen metin, yerine geçen oğlu İmparator Tiberius tarafından Augustus’un mezarı başına dikilen iki sütün üzerine kazıtıldı. Daha sonra aynı metin üç tunç levhaya kazınarak Ankara, Psidia’nın başşehri Antinochia‘ya ( bugünkü Yalvaç ) ve Uluborlu’ya gönderildi.

Galatyalılar latinceyi bilmediklerinden, Res Gestae’nin Grekçe tercümesini Augustus mabedinin güney-doğu duvarına kazıttılar. Roma’daki kopya daha sonraları kayboldu. Dünyada Monumentum Ancyranum olarak anılır . Augustus’un yaptığı işleri belirten 35 bölüm, 4 ek pragraf olan Manumentum Ancyranum’un taşa hak edilmiş izlerini bugün de görünebilmektedir.

Osmanlı Döneminde Akmedrese olarak hizmet gören ve bir müddet Hacı Bayram-ı Veli’nin de ders verdiği Augustus Mabedini; Alman Elçisi Hans Dernschwam , Amasya’ya da Kanunî Sultan Süleyman’ı ziyarete giderken, Ankara’yı da görmüş ve Ankara mabedinin krokisini seyahatnamesine çizmiştir. Charles Texier ise yine mabedi görmüş ve birkaç görünümünü ve bazı detayları gravür tarzında çizmiştir.

Bu gün de kullandığımız Ağustos ayına ismini veren, Roma İmparatorunun adına yapılan Augustus Mabedi; Türkler’in Anadolu’ya giriş yıllarında Selçuklular Döneminde de asırlarca muhafaza edilmiş, Ankaralılar tarafından ve Erken Osmanlı Döneminde Hacı Bayram-ı Veli tarafından korunmuştur. Konumuz olan Sulu Han, Şeyhülislam Ankaravi Mehmed Efendi’nin inşa ettirdiği camiye çok yakın olması ve o civarda hamamı olması dolayısıyla, konunun önemine binaen, aslı kaybolmuş, Cumhuriyetimizin Başkenti Ankara’da hâlâ ayakta duran Augüst Mabedi’nin duvarlarına kazınmış Augustus’un yaptığı işleri belirten metni Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ndeki rahmetli hocam, Prof.Dr.Hâmit Dereli tarafından tercüme edilen Res Gestae’yi aynen aşağıya alıyoruz.
RES GESTAE

Tanrısal Augustus'un arz küresini Ro¬ma halkının hakimiyeti altına almak için başardığı işleri, Roma Devleti ve halkı için yaptığı masrafları gösteren belgenin bir sureti aşağıdadır. Asıl belge, Roma’da dikili iki sütun üzerine hakk edilmiştir.

I.
On dokuz yaşımda kendi özel kararım ve özel masraflarımla bir ordu kurdum. Bu ordu ile devleti, altında ezilmekte olduğu partinin tahakkü¬münden kurtararak yeniden hürriyetine kavuşturdum.
Bunlardan dolayı Senato beni onur¬landıran kararlarıyle, C. Pansa ile L. Hirtius'un konsüllükleri zamanında üyeleri arasına kabul etti. Aynı zaman¬da konsüllük yapmış olanlarla birlikte oy verme hakkını bahşettiği gibi İm¬perium da verdi. .
Devletin bir zarara uğramasını ön¬lemek için propraetor sıfatı ile be¬nim de konsüller ile birlikte tedbir al¬mamı emir buyurdu.
Aynı yıl her iki konsülde savaş¬ta ölünce halk beni konsül yaptı ve devlete yeniden düzen verecek üç ki¬şiden biri olarak seçti.

II.
Babamı öldürenleri sürgüne gön¬derdim. Bu suretle kanuna uygun şe¬kilde kurulmuş mahkemeler vasıtasiy¬le cinayetlerinin intikamını aldım. Son¬radan devlete karşı harp açtılarsa da onları savaş meydanında iki defa yen¬dim.

III.
Bütün dünya üzerinde, karada ve denizde, iç ve dış savaşlara giriştim. Muzaffer olunca sağ kalan bütün yurt¬taşlara merhamet gösterdim. Tehlike¬sizce affedilmesi mümkün olan yabancı milletleri yok etmektense muhafaza etmeyi tercih ettim.
Beş yüz bin kadar Romalı yurttaş bana asker yemini ile bağlandılar. Hiz¬metleri sona erince bunların üç yüz binden biraz fazlasını kolonilere yer¬leştirdim. Yahut kendi municipiumlarına gönderdim. Hepsine de tarafım¬dan satın alınmış arazi yahut arazi yerine kendi servetimden para verdim;
Üç sıra kürekli gemilerden daha küçük olanları hesaba katılmamak şartıyle altı yüz gemi zaptettim.
IV.
İki defa ovatio zafer alayı yap¬tım, üç kere de curulis zaferi kut¬ladım, yirmi bir defa imparator diye selamlandım. Sonradan Senato’nun şe¬refime yapılmasına karar verdiği bir¬çok zafer alaylarını kabul etmedim. Aynı suretle her savaşta adadığım. adakları yerine getirirken defne dalın¬dan çelenkleri Copitolium'a koydum. Tarafımdan veya himayem altındaki legatlar tarafından karada ve denizlerde kazanılan zaferlerden dolayı Senato elli beş defa ölümsüz tanrılara supplicatio yapılmasına karar ver¬di. Zafer alaylarında arabamın önünden dokuz kral ile kral çocuğu gidiyordu. Bu satırları yazmakta olduğum zaman on üç defa konsül olmuştum. Tribun'¬luk yetkimi otuz yedi yıldır kullanı¬yordum

v.
M. Marcellus ile L. Arruntius'un konsullükleri zamanında hem yok¬luğum sırasında, hem de Roma’da bu¬lunduğum vakit halk ve Senato tara¬fından teklif edilmiş. olmasına rağmen diktatörlüğü kabul etmedim. Son dere¬ce büyük bir yiyecek kıtlığında, zahi¬re tedariki ödevini üzerime almaktan çekinmedim. Bunu o kadar başarıyla idare ettim ki birkaç gün içinde har¬cadığım para ile bütün milleti korku¬dan ve maruz kaldığı felaketten kur¬tardım. Aynı zamanda her yıl yenilen¬mek üzere hayat kaydı şartiyle verilen konsüllük vazifesini kabul etmedim.
VI.
M. Vincus ile Q. Lucretius'un ve yine P. ile Cn. Lentulus'un ve üçüncü bir defa Paulus Fabius Maxi¬mus ile Q. Tubero'nun konsüllük¬leri zamanında , Senato ile Roma halkının elbirliğiyle beni en geniş yet¬kiyle kanunların ve umumi ahlakın koruyucusu olarak seçmeğe karar vermiş olmalarına rağmen, atalarımızın geleneklerine uygun olmayan bir memuriyeti kabulden çekindim.
Senatonun tarafımdan alınmasını dile¬diği tedbirleri Tribun'luk yetkime da-yanarak aldım. Bu yetkimde bana yar¬dım etmek için beş defa Senatodan bir çalışma arkadaşı istedim ve aldım.
VII.
Devlete yeniden düzen vermek üzere kurulmuş olan Üçler Meclisi’nin on sene aralıksız üyeliğini yaptım, Bu satırları yazmakta olduğum bugüne kadar tam kırk sene Princeps Senatus mevkiini işgal ettim.
Pontifex , Augur , kutsal ayinlere bakan on beş üyeden biri, di¬ni ziyaretler hazırlıyan yedi kişiden biri,: Arval Biraderler , Titii Soda¬les ' den biri ve fetialis oldum.
VIII.
Beşinci Konsüllüğümde halktan ve Senatodan aldığım emir üzerine asil-zadelerin sayısını artırdım. Üç defa Senato seçimi yaptım . Altıncı kon¬süllüğümde çalışma arkadaşım M. Ag¬rippa İle bir nüfus sayımı yaptırdım. Kırk bir senelik bir fasıladan sonra lustrum yaptım. Bu lustrum'da dört milyon altmış üç bin Romalı vatandaş sayıldı. İkinci bir defa C. Cen¬sorinus ile C. Asinius'un konsullükle¬ri sırasında, konsül yetkisi ile yalnız başıma bir lustrum yaptım. Bu ikinci lustrum'da dört milyon iki yüz otuz üç bin Romalı vatandaş sayıldı; üçün¬cü bir defa Sex. Pompeius ile Sex. Appuleius’un Konsüllükleri zamanın¬ da, yine konsül yetkisi ile oğlum Tib. Caesar çalışma arkadaşım olduğu hal¬de lustrum yaptım. Bu üçüncü lust¬rum da dört milyon dokuz yüz otuz yedi bin Romalı. vatandaş sayıldı. Ye¬ni kanunlar, yaparak atalarımın eski¬yerek riayet olunmaz hale gelmiş olan birçok geleneklerini tekrar ihya et¬tim. Bizzat kendim bizden sonra gele¬cekler için taklide değer birçok misal¬ler bıraktım.
IX.
Senato sağlığım için konsüller ve rahipler tarafından dört yılda bir adaklar sunulmasına karar verdi. Bu karara uygun olarak ben hayatta iken birçok defalar. bazan en yüksek dört Rahip Derneği tarafından, bazan da konsüller tarafından oyunlar terti¬p edildi. Bunlardan başka bütün vatandaşlar, özel olarak veya kasaba, kasa¬ba bütün tapınaklarda sağlığım için hiç durmadan kurban kestiler.

X.

Senatonun karariyle adım Sali'le¬rin ilâhilerine katıldı. Aynı za¬manda bir kanun yapılarak şahsımın kutsi sayılması ve ömrümün sonuna kadar Tribun'luk yetkisini haiz olmam karar altına alındı. Çalışma arkadaşım hayatta iken onun yerine Pontifex Maximus seçilmek istemedim. Halbuki babamın işgal ettiği bu rahip¬lik mevkiini halk bana veriyordu. Bir¬kaç sene sonra, P. Sulbicius ile C. Valgius'un konsüllükleri sırasında, iç sa¬vaşlarda bir fırsat bularak bu mevkie geçmiş olan adam ölünce rahipliği ben kabul ettim. Seçilmem için bütün İtal-ya’dan gelen kalabalık o kadar büyük¬tü ki Roma’da bu zamana kadar böyle bir toplantı hiç görülmemişti.
XI
Q. Lucretius ile M. Vinicius'un konsüllükleri zamanında Suriye¬’den dönünce kutlamak için Senato Porta Capena'da Şeref ve Fazilet Tapı¬nağı yakınında Kader ilâhesine bir sunak inşa edilmesini, Pontifex'lerle Vesta Kızlarının onun üzerinde dönüş günümün yıl dönümlerin¬de her yıl kurban kesmelerini emretti ve bu güne, ismime izafeten, Augustalia adını verdi.

XII
Aynı zamanda Senato kararıyle pra¬etorlar ve halk tribunlarından bir kıs¬mı, konsül Q, Lucretius'la birlikte ve diğer ileri gelen kimseler Campania'ya kadar beni karşılamağa gönderildiler. Bu şeref o zamana kadar benden başka kimseye nasip olmamıştı.
Tiberius Nero ile P. Quintilus'un konsülleri sırasında, İspanya ve Gal¬lia'dan, bu vilayetlerin işlerini başarı ile bitirdikten sonra dönerken, Senato dönüşümü kutlamak için Campus Mar¬tius’da Pax Augusta'ya bir sunak yaptırılması; ve orada Magistrat'¬ların rahiplerin, Vesta kızlarının her yıl bir kurban kesmeleri için emir verdi.
XIII
Atalarımız her ne zaman Roma İmparatorluğu içinde karada ve deniz¬de kazanılan zaferler sonunda sulh teessüs edecek olursa Ianus Quirinus Tapınağı kapılarının kapanmasını dile¬mişlerdi. Bunların ben doğmadan ön¬ce, Roma’nın kuruluşundan beri, yal¬nız iki defa kapandığı söyleniyordu. Benim başkanlığım esnasında Senato üç defa bu kapıların kapanması için karar çıkardı.

XIV.
Senato ve Roma halkı şahsıma kar¬şı bir şeref olmak üzere, talihin daha genç yaşta iken elimden aldığı oğulla¬rım Gaius ile Lucius Caesar'ı on beş yaşında iken Konsül yaptı ve beş yıl sonra Magistratlık hayatına girmeleri¬ne izin verdi. Senato bundan başka onların Forum'a götürüldükleri günden itibaren resmi müzakerelere iştirak etmelerini karar altına aldı. Aynı zamanda, Roma şövalyelerinin hepsi oğullarıma gümüş kalkanla mızraklar hediye ettiler, onları Principes Iuven-tutis olarak selamladılar.
XV,
Babamın vasiyetnâmesine uyarak Roma pleblerinden her ferde üç yüz sestert ödedim ve beşinci konsüllüğümde harp ganimetlerinden her şahsa dört yüz sestert verdim. Onuncu konsullüğümde ikinci defa da kendi mirasımdan her şahsa dört yüz sestert tutarında bir ihsan veridim.
On birinci konsüllüğümde kendi paramla satın aldığım zahireden on iki defa özel buğday dağıtımı yaptım. Tribun'luk yetkimi aldığımın on ikinci senesi üçüncü defa her şahsa dört yüzer sestert verdim. Bu bağışlarım hiç bir zaman iki yüz elli bin kişiden az kim¬seye nasip olmadı. Tribun'luk yetki¬min on sekizinci yılında ve on ikinci konsüllüğümde şehir pleblerinden üç yüz yirmi bin kişiden her birine alt¬mış dinarlık bir meblağ verdim. Be¬şinci konsüllüğümde harp ganimetle¬rinden kolonilerde yerleşmiş olan as¬kerlerimin her birine bin sestert dağıtıtım. Zaferimi kutlamak için dağıtılan bu bağışımı kolonilerde aşağı yukarı yüz yirmi bin kişi aldı. On üçüncü konsullüğümde umumi zahire dağıtı¬mından faydalanan pleblerden her fer¬de altmış dinar verdim. Bunu alanla¬rın sayısı iki yüz bin kişiden biraz fazlaydı. .
XVI.
.Dördüncü konsüllüğümde (M.Ö.30) ve sonra M. Crassus ile Cn. Lentulus Augur'un konsüllükleri sırasında mu¬nicipiumlara askerlerime tahsis etmiş olduğum araziye karşılık bir takım meblağlar ödedim. Bu suretle ödenen paranın yekunu İtalya toprakları için takriben altı yüz milyon sestert, eyalet arazisi için iki yüz altmış milyon sestert idi. İtalya’da veya eyaletlerde bu za¬mana kadar askeri koloniler tesis eden bütün şahıslar içinde yalnız ben ilk defa olarak bu şekilde hareket ettim. Sonradan Ti Nero ile Cn. Piso ve C. Antistius ile D. Laelius, L. Pasienus ile C. Caluisius ve L. Lentulus ile M. Mesella, L. Canius ile Q. Fabricius'un konsüllükleri zamanında. hizmetleri bittikten sonra kendi municipiumlarına gönderdiğim askerlere para mükâfatları verdim. Ve bu maksat uğruna büyük bir cömertlikle hareket ederek hemen hemen dört milyon sestert harcadım.
XVII
Dört defa devlet hazinesine kendi paramdan yardımda bulundum ve ha¬zineye bakan memurlara bizzat yüz elli milyon sestert ödedim.

M.Lapidus ile L.Aruntius'un kon¬süllükleri zamanında yirmi sene veya daha fazla hizmet etmiş askerlerime mükâfat verilmesi hakkındaki projeme uygun olarak tesis edilmiş olan askeri hazineye babamdan kalan ser¬vetimden yüz yetmiş milyon sestert yatırdım.

xvııı
Cn. ile P. Lentulus'un konsül oldukları yıldan itibaren, her ne zaman vilayetler vergileri eksik tahsil edil¬diyse, bazan yüz bin, bazan daha fazla kişiye kendi arazimden kaldırdığım zahire ile, veya kendi şahsi servetim¬den verdiğim para ile yardımda bu¬lundum .
XlV
Aşağıdaki binalar tarafımdan inşa ettirildi: Senato Binası ve yanındaki Minerva Chalkidicum Tapınağı, Palatin Tepesinde revakları ile birlikte Apollon Tapınağı, Tanrısal Julius Tapınağı, bir Lu¬percal, Flaminius Meydanı’ndaki Portik- bunun aynı yerdeki daha eski bir portiki yapan adamın ismine izafeten Octavianus adiyle anılmasına müsaade ettim, Circus, Maximus'ta bir tribün, Capitolium'da Jubiter Tonans, Jup¬piter Feretrius için birer, mabet; Aven¬tinius tepesinde Quinnus, Minerva ve Juno Regina ve Juppiter, Libertas ma¬betleri, Velia’da Sacra'nın başlangıcında Lares Mabedi, Velia'da Dei Penates Mabedi, Palatiam Tepesinde Juventas ve Magna Mater Mabedi.

Gerek Capitolium Mabedini, gerek¬se Pompeius Tiyatrosu’nu büyük mas¬raflar yaparak tamir ettirdim, her iki¬sinin üzerine de ismimi yazdırmadım. Eskiliğinden dolayı birçok yerleri ha¬rap olmaya yüz tutmuş olan su yolla¬rını tamir ettirdim ve Marcius adiyle anılan su kemerlerindeki su miktarını, kanalına yeni bir kaynak daha kata¬rak iki misline çıkardım. Babamın in¬şasına başlamış olduğu ve hemen he¬men bitirilmiş olan Forum lulium'u ve Castor Tapınağı ile Saturnus Tapına¬ğı arasında bulunan Basilicayı tamamladım. Aynı Basilica yangınla tahrip edilince arsasını genişleterek üs¬tüne oğullarımın isimleri hakkedilmek üzere yeniden inşasına başladım. Ha¬yatta iken bitiremezsem varislerimin tamamlaması için vasiyet ettim. Altın¬cı konsüllüğüm zamanında Senato’nun emriyle şehirdeki tanrılara ait seksen iki tapınağı tamir ettirdim. Bunlardan o zamanda tamiri gereken hiçbir ta¬nesini tamirsiz bırakmadım. Yedinci konsüllüğüm esnasında Roma’dan Ari¬minium'a kadar Flaminius şosesini ve Mulvius ile Minucius köprüleri müs¬tesna olmak üzere. bütün köprüleri yeniden yaptırdım.
XXI.
Kendi özel arazim üzerine ve harp ganimetIeriyle Mars Ultor Mabedini ve Augustus Forum'unu inşa ettirdim. Apollon Mabedi’ne bitişik tiyatroyu büyük bir kısmını hususi sahiplerin¬den satın aldığım arsa üzerine yaptır¬dım. Bunun üzerine damadım M. Mar¬cellus'un ismi hakk edileçekti.

Capitolium Mabedine ve tanrısal Julius Mabedine, ApolIon, Vesta ve Mars Ultor Mabedlerine harp ganimet¬Ierinden yüz milyon sestert değerinde hediyeler verdim. Beşinci konsüllü¬ğümde Aurum Coronarium ismi altında İtalya municium ve colonialarının zafer alayım, için verdikleri otuz beş bin altını iade ettim, son¬ra da, imparator olarak selamlandığı¬mın her defasında, municipium ve coloniaların eveIce olduğu gibi ay¬nı cömertlikle vermeği karar altına almış olmalarına rağmen, Aurum Coronariumu kabul etmedim.
XXII.
Üç kere kendi adıma, beş kere de oğullarım ve torunlarım adına gladya¬tör oyunları tertip ettirdim; bu oyun¬larda on bin kadar adam dövüştü. iki defa halk için kendi adıma, bir üçün¬cü defa da torunum adına her taraf¬tan çağırılmış olan atletlere bir gösteri yaptırdım. Kendi adıma dört defa, di¬ğer magisitratların yerine ise yirmi üç defa oyunlar tertip ettim.

Onbeşler Derneğini Dernek Başka¬nı olarak temsil edip M.Agrippa ça¬lışma arkadaşım olduğu halde C. Fur¬nius ile C Silanus'un konsüllükleri zamanında yüzyıl oyunları ter¬tip ettim. On üçüncü konsüllüğümde ilk defa olarak ben Mars oyunları yap¬tırdım. O vakitten sonra konsüller takibeden yıllarda muntazaman bunları yaptılar.

Yirmi altı defa halk için Circus'ta yahut Forum'da yahut amphiteatr da kendi adıma veya oğullarım yahut da torunlarım adına Afrika vahşi hay¬vanlariyle gösteriler yaptırdım. Bu gösterilerde üç bin beş yüz kadar hayvan öldürüldü.
XXIII.

Halk için Tiber Nehrinin öte ya¬nında şimdi Caesar'lar Koruluğu’nun bulunduğu yerde bir deniz savaşı gös¬terisi yaptırdım. Bu iş için bin sekiz yüz kadem uzunluğunda ve bin iki yüz kadem genişliğinde bir yerin top¬rağı kazıldı. Burada hepsi iki veya üç çifte kürekli olan otuz kadar tığlı gemi ve diğer birçok küçük gemi birbirle¬riyle dövüştüler. Harp eden filolar üze¬rinde, kürekçilerden başka, üç bin ka¬dar savaşçı vardı. .
XXIV.
Zaferlerimden sonra Asya eyaleti¬nin bütün şehirlerinde bulunan ma¬betlere harp esnasında hasmımın mabetlerden çalarak şahsi tasarrufuna geçirdiği tezyinatı tekrar koydum. Ayakta yahut at üzerinde yahut harp arabası üzerine oturmuş vaziyette şe¬hirde dikilmiş seksen kadar gümüş heykelimi bizzat kendim yık¬tırdım ve bunlardan hasıl olan para ile ApolIon Mabedi’ne kendi adıma ve beni bu heykellerle onurlandırmış olanların adına, altından hediyeler koydum.
xxv.
Denizleri korsanlardan kurtardım ve sulha kavuşturdum. Bu savaşta efendilerinin ellerinden kaçarak devlete karşı silaha sarılmış olan otuz bin kadar köleyi cezalandırmak üzere efendilerine teslim ettim. Bütün İtalya kendiliğinden bana sadakat yemini etti ve Actium Zaferiyle neticelenen mu¬harebede benim başkomutan olmamı istedi. Aynı şekilde Gallia, İspanya, Afrika, Sicilya ve Sardunya eyaletleri de bana yemin ettiler.

O zamanda sancağım altında askerlik hizmetini yapmakta olanlar ara¬sında yedi yüzden fazla senatör vardı. Bunların içinden, o tarihten önce ve¬ya sonra bu satırların yazılmakta ol¬duğu zamana kadar, seksen üçü konsül oldular ve yüz yetmiş kadarı ra¬hipliklere seçildiler.
XXVI.
Roma halkının, imparatorluğumuza boyun eğmiyen komşu kabileIere biti¬şik bütün eyaletlerinin topraklarını ge¬nişlettim. Gallia ve Ispanya eyaletlerin¬de Germania'da, Gades'ten Elbe'nin ağzına kadar Okyanusla çevrilmiş olan bütün bölgelerde barış tesis ettim. Ad¬riyatik Denizinin hemen yakınlarındaki bölgeden Tirenyen Denizi’ne kadar Alpler’de dahi asayişi temin ettim. Hiç¬bir kabile lüzumsuz yere tarafımızdan hücuma uğramadı. Donanmam Okya¬nus boyunca Ren Nehri ağzından Do¬ğuya, bu zamana kadar hiçbir Roma¬lı’nın karadan veya denizden nüfuz et¬memiş olduğu Kimmerler’in sınırlarına kadar gitti. Kimmerler. Charyd'ler, Sem¬non'lar ve aynı bölgede oturan diğer German halkları elçiler göndererek Roma halkının ve benim dostluğumuzu aradılar.

Emrimde ve himayem altında he¬men hemen aynı zamanda iki ordu, biri Habeşistan’a, diğeri Arabistan'ın Felix (Mesut) denilen kısmına sevke¬dildi. Her iki ırka mensup pek büyük düşman kuvvetleri savaşta imha edildi ve birçok kasabaları zapt olundu. Ha¬beşistan'da ordu Meroe'ye en yakın bir kale olan Nabata'ya kadar; Arabis¬tan'da ise Sabae'lerin arazisi içindeki Mariba kasabasına kadar ilerledi.
XXVII
Mısır'ı Roma imparatorluğuna kat¬tım. Büyük Ermenistan’ı, kıralı Artaxes'¬in öldürülmesinden sonra, bir eyalet haline getirebilirdim, ama cetlerimi örnek alarak, o zaman üvey oğlum bulunan Tiberius Nero vasıtasiyle bir kırallık halinde Kral Artavasdes'in oğlu ve Kral Tigranes'in torunu Tigranes'e vermeği daha uygun buldum. Sonra¬dan aynı millet bir ihmal ve isyan çıka¬rınca oğlum Gaius marifetiyle bastıra¬rak Med'lerin kıralı Artabazus'un oğlu Kral Ariobarzanes'e, onun ölümünden sonra da oğlu Artavasdes'e verdim. Bu sonuncu da ölünce, krallığa Ermenis¬tan’ın krallık hanedanına mensup olan Tigranes'i 'gönderdim. Adriyatik De¬nizinin öte tarafında Doğuya doğru uzanan bütün eyalet'leri ve bütün Kyrene'yi tekrar ele geçirdim, Halbuki bunlar o zamanda yabancı kralların elinde bulunuyordu. Evvelce Köleler Savaşın da işgal edilmiş olan Sicil¬ya ve Sardunya’yı aynı şekilde geri i aldım.
XXVIII
Afrika’da, Sicilya’da, Makedonya’da, her iki İspanya eyaletinde, Achaia'da, Asya’da, Suriye’de, Gallia Narbonen¬sis'te, Pisidia'da askeri koloniler kur¬dum. Bunlara ilave olarak İtalya’da himayem altında kurulmuş olan yirmi sekiz koloni de ben hayatta iken büyük ve refahlı bir nüfus yaşıyordu.
XXIX.

Diğer komutanların kaybettiği as¬keri sancakları; düşmanları mağlup et¬tikten, sonra; Ispanya'dan, Gallia'dan ve Dalmaçyalılar’dan tekrar geri aldım. Parth'ları, üç Roma ordusunun gani¬metlerini ve sancaklarını iade etmek ve yalvararak Roma halkının dostlu¬ğunu istemek zorunda bıraktım. San¬cakları Mars Ultor Mabedinin iç kıs¬mına koydurdum

XXX.
Bu zamanda hem üvey oğlum hem de vekilim bulunan Tiberius Nero vasıtasiyle Pannonia kabilelerini mağ¬Iup ederek Roma halkının hükmü al¬tına aldım. Halbuki ben başkan olma¬dan önce hiçbir Roma ordusu oraya ayak basmamıştı ve ben Illyricum Eya¬letinin sınırlarını Tuna kıyılarına kadar.genişlettim. Dacia'lıların . bir ordusu nehrin bizden tarafına geçtiği zaman komutanlarım tarafından mağlup ve imha edildi. Sonra da ordum Tuna’yı geçerek Dacia Kabilelefini Roma hal¬kının emirlerine boyun eğmek zorun¬da bıraktı.
XXXI.
Bana Hindistan’daki krallardan bir¬çok defalar elçiler gönderildi. Bunlar o zamana kadar hiç bir Romalı ku¬mandanın ordugahında görülmemiş¬lerdi. Bastarn'lar ile İskitler, Tanais Nehrinin her iki tarafında yaşıyan Sar¬mat'ların kralları, Alban'lar, Iberler, Med'lerin kıralları elçiler göndererek bizden dostluk dilediler.
XXXII.
Kaçıp bana sığınan krallar arasın¬da Part kıralı Tridates ve sonradan Phraates'in oğlu Phraates; Medler’in Kralı Artavasdes; Adiaben'lerin Kralı Artaxares; Britanlar’ın Kralları Dum¬nobellaunus ile Tincommius; Sugam¬berlerin kıralı Maelo ve Marcoman Sueb'lerin kıralı... rus vardı. Bundan başka Partlı'ların Kralı ve Orodes'in oğlu Phraates bütün oğullarını ve to¬runlarını bana, İtalya’ya. gönderdi. Bunu harbde mağlup olduğundan dolayı değil, fakat çocuklarının hayatını rehi¬ne koyarak dostluğumuzu kazanmak için yaptı.
Başkanlığım zamanında o devre kadar aramızda hiçbir diplomatik mü-nasebet veya dostluk olmayan diğer birçok milletler Roma halkının sadakatini denediler.

XXXIII.
Parth ve Med milletleri kendi mil¬letlerinin ileri gelenlerini elçi sıfatıyle göndererek benden kral istediler. Pa¬rth'lar kıral Phraates'in oğlu Orodes'in torunu Vonones'i Medler ise kıral Ar¬tavasdes'in oğlu ve kıral Ariobarzanes'. in torunu Ariobarzanesi, kıral olarak kabul ettiler.

XXXIV.
Altıncı ve yedinci konsüllüklerim¬de, iç savaşları bastırdıktan sonra umu¬mun muvafakati ile bütün imparator¬luğun en yüksek yetkisi şahsıma tevdi edildiği halde devleti kendi idarem altından Senato’nun ve Roma halkının serbest idaresi altına devrettim. Bu ha¬reketim için bana Senato kararıyle Au¬gustus unvanı verildi, evimin kapı söve¬leri resmen defne dalları ile süslendi.
Kapımın üzerine vatandaşlık tacı tesbit edildi ve Julius Senato bi¬nasına altın bir kalkan konuldu. Kal¬kanın Üzerindeki yazıdan da anlaşıla¬cağı üzere o bana Senato ile Roma halkı tarafından faziletim, merhametim, adaletim ve ödevlerine bağlılığım için bahşedilmişti.

Bu zamandan sonra itibar ve nü¬fuz unvanları bakımından herkesten üstündüm, fakat yetki bakımından me¬muriyet arkadaşım bulunanların hiç¬birinden daha fazla kudretim yoktu.
XXXV.
On üçüncü konsüllüğümü . yapar¬ken Senato, şövalyeler ve bütün Ro¬ma halkı bana Vatanın Babası unva¬nını verdi ve bu unvanın evimin ka¬pısı üstüne, Julius Senato binasına Se¬nato kararı ile Augustus Forumunda şerefime dikilmiş olan harp arabasının altına hakkedilmesini ferman buyurdu. Bunları yazarken yetmiş altı yaşın¬da idim.
Ek. I.
Hazineye yahut Roma pleblerine yahut da terhis olunmuş askerlere ver¬diği paranın yekunu altı yüz milyon dinara varıyordu.
Ek. II.
Aşağıdaki şu yeni binaları yaptı: Mars, Juppiter Tonans, ve Juppiter Fe¬retrius, Apollon, Tanrısal Julius, Quiri¬nus, Minerva, Juno Regina, kurtarıcı Juppiter,.Lares, Tanrısal Penatlar, Gençlik Tanrıçası, Tanrıların Anası, Luper¬cal Mabetleri, Circus'taki tapınak, yanı¬başındaki Minerva tapınağı ile birlikte Senato binası, Augustus Forumu, Juli¬uslar’ın Basilicası, Marcellus Tiyatrosu Revaklar… Tiber Nehrinin öte yanın¬daki Caesarlar Korusu.
Ek. III.
Capitolium'u, tanrılara ait seksen iki mabedi, Pompeius Tiyatrosunun, su kemerlerini ve Flaminius yolunu ta¬mir ettirdi.
Ek.IV.
Tiyatro gösterilerine gladyatör o¬yunlarına, atletik müsabakalara, vahşi hayvan döğüşlerine ve deniz savaşla¬rına İtalya’da ve eyaletlerdeki zel¬zele veya yangınla harap olan şehir¬lere verdiği ihsanlara, dostlarına ve kanunen istenilen emIâki tamamlamak için Senatörler yaptığı yardımlara ge¬lince, bunlar için harcadığı meblâğlar hesap olunamaz.


Augustus Mabedi ile ilgili kronoloji ise şöyledir :

Anadolu’yu aydınlatan ünlü Türk tasavvuf liderlerinden Hacı Bayram’ı Velî, Roma İmparatoru Augustus adına inşa edilen Ankara Mabedini, Akmedrese adıyla kullanır ve burada ders verir. Vefatından sonra da yanına külliyesi yapılarak eser Hacıbayram’ın manevî korumasına alınır.
Ankara Mabedi’nin Batıda ilk tanınması Alman İmparatoru Ferdinandt’ın Elçisi Busbecq’in başkanlığında Amasya’da bulunan Kanunî Sultan Süleyman’a gönderdiği heyette bulunan Alman Hans Dernschwann’ın Ankara’dan geçerken incelediği ve hatıratındaki tasviri ve yaptığı kroki ile ( 1553-1555) tanınmaya başlar.
1670 yılında Fransız Devleti tarafından eski yunanca yazma eserleri satın almak üzere Anadolu’ya gönderilen Laisne tarafından Ankara’da görülür ve Laisne, Ankara Mabedi’nin krokisini yapar.
1701 yılında Ankara’ya uğrayan Tournefort, Ankara Mabedini konak sanarak yine bir krokisini hazırlar.
1705’de Paul Lucas 21 gün Ankara’da çalışarak Ankara Mabedi’ndeki Augustus’un icraatını bildiren Yazıtları kopya eder.
1735 yılında İngiliz Pococke Mabed’in ölçülerini alır.
1813 yılında Kinneir, Ankara’da bir hafta kalarak kitâbeyi inceler.
1834 yılında Hacıbayram Şeyhi mabedin sol duvarını hamam inşaatında kullanmak üzere yıktırır.
1835 yılında meşhur seyyah Ch.Texier, Ankara’ya uğrar, Ankara Mabedi’ni görür , mimarî detaylarını da çizer. Mabed’in genel görünüşünü de çizerek Asia Minor adlı Seyahatnamesinde Batı dünyasına teferruatlı tanıtır.
1836 yılında Hamilton eseri ziyaret eder ve sol duvarının yıkık olduğu, çevresindeki evlerden gerekli izini alarak Yunanca kitâbenin büyük kısmını, Latince kitâbeyi kopya eder.
1858’de Barth ve A.D.Mordmann, mabedi ziyaret eder, Ch.Texier’in yazdıklarını tenkit eder.
1859’da Prusya Akademisi tarafından kitâbeyi kopya ettirmek üzere A.D.Mordmann Ankara’ya gönderilir.
1861’de Guillaume 11 Ağustos-29 Ekim tarihleri arasında Ankara’da kalarak inceleme yapar. Exploration archeologique de la Galatie et de La Bithynie, Paris 1962, yayınlanır.
1865 yılında Moumsenn kitâbenin yeni bir terkibini yapar ve ‘’ Res Gestae Divi Augusti XIII.b.’’ yayımlanır.
Carl Humann Ankara’ya gelir ve eser çevresindeki bazı binaları geçici yıkarak, yazıtların yeni bir kopyasını alır.
11.11.1895’de Müze-i Hümayun tarafından Maarif Nezareti’ye yazılan yazıda, Roma Hükümdarlarından Ogüst’ün Ankara’da bulunan mabedinde izinsiz hafriyat yapıldığı haber alınmış 14.10.1895 tarihli yazı ile durum Vilâyete bildirilmişti. Hafriyatın önemli olduğu ve telgrafla teyidi istenmiştir.
1926 yılında Martin Shede ve Daniel Krencker üç haftalık bir inceleme yaparlar.
1928’de Daniel Krencker Alman Arkeoloji Enstitüsü adına kazı yapar ve ‘’ Martin Shede- Daniel Krenmcker, Der Temple in Ankara, 1936 ‘’, yayımlanır.
1933’de Ernest Mamboury, Ankara Belediyesi adına Ankara Rehberini yayımlar.
1939’da zamanın Müzeler Genel Müdürü Phil.Dr.Hâmit Zübeyr Koşay Başkanlığında Süleyman Örnek, Mustafa Tutuş, Nuri Gökçe’den müteşekkil heyet Ankara Mabedi’nin doğusu ve kuzeyinde kazı yapar. Çevresindeki bitişik evler istimlak edilip, kaldırılarak eserin bütünün görünüşü sağlanır.


* * *
*
¬¬¬¬¬¬
Konumuz aslında meşhur Ahi şehri Ankara’nın bazı kaybolan eserlerini araştırmak ve bazı eserlerin inşa tarihlerini de belirlemek için kayıp olan Ankaralı Şeyhülislâm Mehmet Emin Efendi’nin vakfiyesinin metnini ele geçirip, konuyla ilgili bazı davaları da gün yüzüne çıkararak incelemek, dolayısyla Sulu Han’ın sahip değiştirme, yeni bir vakfa bağlanma, daha sonra iktisadi krizlerde geçirdiği evrelerin hikâyesini sağlam temellere, belgelere oturtmaktı.

Sultan II. Bayezıd döneminin ünlü paşalarından olan Hasan Paşa Konya Beylerbeyi olup, 909 H./1503-4’de Anadolu Beylerbeyi, 911 H../1505 de Rumeli Beylerbey, olmuş, bir ara azledilmiş ise de geri dönmüş, Çaldıran Meydan Muharebesinde şehit olmuştur. Doğum yeri hakkında bilgimiz olmayan hasan Paşa’nın babasının adının Abdülhay olarak belirtilmesinden mühtedi olduğu, kurduğu vakfın mütevelliğinini azatlı kölesine verdiğinden de evladının olmadığı, gayretli, hırslı, hamiyetli, edip, mantıklı bir kişi olduğu Sicil-i Osmaniye’den edindiğimiz bilgilere göre anlaşılmaktadır.

Hasan Paşa; Akşehir’de yaptırmış olduğu cami ve imâretinin ilelebet devamı için Cemaziyelahir ortaları 914 H. / 1508 Ekim ayı başında bir vakıf yapmış, vakfın idamesi için gelir getirici mülkleri gerek satın alarak, gerekse yaptırarak, kamunun yararına bırakmıştır. Bunlardan biri de Ankara’da Ulus semtinde, kale eteklerinde, Hal karşısında, Sobacılar Çarşısındaki bulunan İbadullah Camii yanında bugün Sulu Han adıyla anılan 63 odalı Hanı yaptırmıştır. Daha sonra vakfa 917 Şevval / Ocak 1512 tarihinde zeyl vakfiye düzenlemiştir.

Vakfiyenin aslı 13x24 cm. ebadında, yazı ebadı 8x14 cm. olup, nesih tarzında yazısı her sayfada 9 satır yazı vardır. Zeyli yani eki reyhanî tarzındadır. Her sayfada 11 satır bulunmaktadır. Vakfiyenin tamamı 77 yapraktır Birinci vakfın şahitleri Ali, Mustafa ve Yahya Paşalar yapmış olup, üçünün de babasının Abdülhay olduğu kayıtlı olup, elvezir’ül-hakir ünvanıyla hazır bulunmuşlardır. Ek vakfiyenin ise şahitleri iki olup sabık Koçhisar Kadısı Mevlânâ Seydi Ahmed ibni Ali, Akşehirli Derviş Ahmed ibni Muslihiddin’dir. Kazasker Üveyszâde Seydi tarafından tasdik edilmiş, Evkaf Teftiş ve Nezaretinin Hazinece kurulması münasebetiyle 1132 H./ 1719’da Evkâf Haremeyn Defterlerine kaydedilmiştir.

Vakfiyenin 5. yaprağında Sultan II. Bayazıd’ın tuğrası çekilmiştir. Vakfiyede Akşehir’de bulunan vâkıf tarafından yaptırılan Cami ve imâretin masraflarını karşılamak üzere Ankara’da Tahtakale civarında 63 odalı Han , Belkıs Minaresi denmekle meşhur kaya yakınında kadın ve erkeklere nöbetleşe tahsis edilen hamam Hasan Paşa tarafından yaptırılmış, yanında Keçeciler Hamamıyla, Karyağdı Suyu üzerinde Uzunoluklu denilen değirmen vakfedilmiş ve o tarihlerde yıllık 15.000 kuruş gelir getirmiştir. Hasan Paşa ayrıca Sofya’da Ömercik Mahallesinde 17 odalı, 7 mahzenli 3 dükkanlı Kapan Hanı, Kırım-Kefe'de Çarşı yakınında yaptırdığı birbirine bitişik iki hamamla, hamamın önündeki beş dükkan, yine Kefe’de 44 odalı 10 dükkanlı Han, Manisa ili Adala, Alacık, Çukuroğlu Köylerinin tamamı, Ketsel Köyünün yarısı, Antalya Köylerinde bulunan Karabürklü, Sofu ve Sincanlı Çiftliklerinin tamamı, İzmir’in Çapar Köyü vâkıf tarafından vakfedilmiştir. Vakfın mütevelliliğine Nasuh bini Abdullah tayin edilmiş, vakıfta ihdas edilen personelin kendi azatlılarının en iyilerinin kullanılmasını şart olarak zikretmiştir.. Vakfın tescilini de Mevlânâ Nureddin Hamza bini Ataullah Efendiyi vekil tayin etmiştir. Kadı huzurunda; Piri bini Mehmed, İmam Mevlâ Abdi bini Mustafa, Müezzin Mehmed bini Rüstem, Kuskuszâde Mehmed bini Hacı hazır bulunmuştur.

• -Vâkıf dinini iyi bilen emin, vâkıfın şartlarına göre geliri sarf eden kişi olan mütevelliye günde 20 dirhem,
• -Dindâr, hesap bilir, emin bir kişi olacak Nazır’a sekiz dirhem,
• -Hesap-kitap bilen gelir ve gideri yazan Kâtibe beş dirhem,
• -Manisa ve İzmir’de görevli iki tahsildara günde beş dirhem,
• -Sofya’daki vakfına mütevelli olana günde 5 dirhem,
• Kırım-Kefe vakfı Mütevellisine günde 7 dirhem
• Ankara tahsildarlarına günde dört dirhem,
• -Hatip 5 dirhem,
• -İmam 5 dirhem,
• -İki müezzinin her birine üçer dirhem,
• -10 Devirhan, Ser Mahfil’e günde üç, diğerlerine günde iki dirhem (Cuma ve bayram günlerinden ayrı olarak her gün camide bir cüz Kur’an okunma şartıyla ),
• -Dört hafız, haftanın dört günü camide Kur’an’dan bir cüz okuyacak ve sevabını Sultan II. Bayezıd’a bağışlayacaklardır.
• -Cuma günleri namazdan önce ve sonra mahfilde methiye okuyana bir dirhem yevmiye verilecektir.,
• Puantör ( muarrif ), günde bir dirhem,
• -Birer dirhem gündelikli iki Salih adam günde 1.000 defa kelime-i tevhid, ikincisi de Peygamberimizin al ve ashabına selât ve selâm getirecektir.
• -İki dirhem gündelikli bir ferraş ( hademe – temizlik görevlisi),
• -İki dirhem gündelikli kandilci,
• -Dört dirhem gündelikli öğretmen, fakir ve yetim çocuklara Kur’an öğretecek, terbiye edecek,
• -Yetim çocuklar ile fakirlere elbise almaları için her yıl 500 dirhem harcanacak,
• -Mütevelli her sene bir mübârek günde Akşehirli yoksullara 500 dirhem dağıtacak,
• İmarete gelen yolcu ve misafirleri güler yüzle karşılayan, onları üç gün misafir edip güler yüzle yolcu eden, mutfağı her zaman denetleyen, ekmekleri yemekleri gözden geçiren, yemek dağıtımına nezaret eden imaret şeyhine günde yedi dirhem verilecek,
• -Dört dirhem gündelikli bir vekilharç, imârete gerekli olan buğday, un, pirinç, yağ, bal, v.b. malzemeleri satın alacak ve iyi muhafaza edecektir.
• -Kilerci günde üç dirhem,
• -İkisi usta, ikisi çırak dört ekmekçi bir usta bir çırak olarak vardiyalı nöbetleşe görev yapacaklar, ustalar günde iki dirhe, yamaklar günde bir dirhem alac
• klardır.
• -İki usta, iki şagirt aşçı alınacak ve birer gün fasıla ile nöbetleşe mutfakta hzmet edecekler, ustalar günde iki, şağirtler günde bir dirhem alacaklardır.
• -Pirinç ayıklayıcı günde bir dirhem,
• -Buğday ayıklayıcı, günde bir dirhem,
• -Bulaşıkçı, günde bir dirhem,
• -Bevvab günde bir buçuk dirhem ( Yemekhaneye gelenleri iyi karşılayacak, ulemayı cahilden ayırarak , ona göre hizmet verecek ),
• -İki garson, iki dirhem verilecek, yemek ve ekmek dağıtacak,
• -Ferraş, günde iki dirhem, temizlik işleri, odaların kandillerinin yakılması ,
• -Bir mimar, binaları daimi nezaret altında tutacak ve icabeden tamiratı zamanında yaptıracak., günde üç dirhem ödenecek.
• -İmaretin ekmeği için günde 18,
• -Kuşluk ve akşam yemeklerinin eti için 45,
• -Çorba, dane ve zerde denilen Cuma günleri, Ramazan, Ber’at,Regâip, Bayram geceleri pişirilen yemeklerin pirinci için 15,
• -Sade yağı- bal için senede 6.200,
• -Gündelik çorbanın buğdayı için günde 7,
• -Misafirler için pişirilen çorbadan ayrı her gün et, pirinç, yağ , bal v.s. için 12,
• - Hayvan yemi için günde 21,
• -Tuz için günde bir,
• -Yemek-Ekmek pişirmek, soğuk havalarda misafirlerin ısınmasını sağlamak için odun,senede 360,
• -Nohut ve soğan için senede 720,
• -İyi Zağfiran için senevi 360,
• -Yemekler için lâzım olan yoğurt, kabak, koruk, havuç, ıspanak, maydanoz, kuru üzüm, karabiber, dana sakız, için senede 1.080,
• -Ekşi, turşu için senede 1.080,
• -Fukara, misafirlere yemek dağıtmak için çanaklara senede 720,
• -Sahan, tas, tencere v.s. kalayları için senede 1.080,
• -Camiin kandil yağları ve hasır için senede 1.080,
• -Misafirlerin kandil ve hasır ihtiyacı için senede 360,
• -Ekmekçi ve aşçıların kandilleri için senede 360 dirhem harcanacaktır.

Vâkıf; Ramazandan başka diğer günler için fukaraya tahsis edilen etin ikiye ayrılmasını ve yarısının kuşlukta verilecek pirinç çorbasına konulmasını, yarısının her birisi 90’ar dirhem olmak üzere parçalara ayrılarak pişirilmesini, her bir parçanın bir çanağa konularak üstüne kamhiyye denilen yemek konduktan sonra iki ekmekle beraber fakirlere verilmesi şart koşulmuştur. Ekmeklerin her birisi pişirildikten sonra 100 dirhem gelecektir. İmârete devam eden herkese çorba ve yemeklerden muayyen günlerdeki tatlılar ve ekşilerin dışında, 45 dirhem et ve yarım okka ekmek verilecektir.

Cuma, Ragâip, Ber’at geceleriyle, bayram günleri tane denilen biberli, zerde denilen safranlı pirinç, Ramazan gecelerinde tane ve ekşi denilen çorba ve kamhiyye pişirilmesi ve dağıtılması şarttır. Hasan Paşa, yemek zamanı imârethanede buluna ulemâ için ayrı bir yemek salonu ayırtmıştır. Bakır kaplarla servis yapılır. İmârethanenin yemekleri dışarı çıkarılmaz ve nöbetçi aşçı yamağından başka hiçbir imaret memuruna da yemek verilmez.

Vakfın galle fazlası var ise, bununla gelir getirici emlak alınır. Vakfiye şartlarına göre; her sene vakıf mütevellisi, nazır ve kâtibi Divan-ı Sultaniye’ye gelerek, vakfın gelir-giderlerini göstererek hesap vermeye mecburdur, Yolsuzlukları görülürse derhal azledilirler.

Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Kültür ve Tescil Dairesi Başkanlığı Vakıf Kayıtlar Arşivi’nde bulunan 734 nolu defterin 227.sayfa 124.sırasında kayıtlı “Hasan Paşa Vakfı”na ait 914 tarihli Arapça vakfiyesinin Bulgaristan-Şumnu, Medrese’ül Nüvvap’da yetişen,Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde Arşiv uzmanı olarak 1950’li yıllarda çalışıp daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Kurulunda görev yapan, benim de tanıma fırsatı bulduğum rahmetli Osman Keskioğlu tarafından çevirisi aşağıdadır :

Hamd o Allaha mahsustur ki, celâli azameti karşısında en büyük âlimlerin akılları durmuş, onun kemâli sahifelerini kavramaktan lisanlar âciz kalmıştır. Devam ve beka izzeti ona mahsus, azame ve kibriya ancak ona aittir. Düşünceler ona varamaz, fikirler onu kavrayamaz. Onun marifetini kasdedenler hayran kalırlar. Onun zatı âlâsı müşabehet ve nazirden mümezzehtir ...

Acayib kudreti ile sudan ve balçıktan adem kılmış. Onları muhtelif derecelere ayırnıştır. Onlardan dilediğini salih ameller yoluna sülûke muvaffak kılmış, hayrat işlerine hidayet etmiştir. İhsanın mükafâtı ihsandan başka bir şeymidir ? Allah’u Te’âla kitab-ı keriminde demiştir ki: o tasadduk edenleri mükafatlandırır. Onun nimetlerine hamd ve şükürler olsun. Hidayet ışıkları ile İslâm maalimini nurladıran, sünnetinin nefehati ile şeriat bahçeleri çiçeklenen Hazret-i Muhammed’e onun âl ve ashâbına salât ve selâm olsun.

Her akıllı ve zeki kimseye gizli değildir ki, dünya felâket yeridir, musibet ocağıdır. İkamet ve beka evi değildir. Biri gelir biri gider, biri konar, biri göçer. Kimse halinin nereye varacağını bilmez. Akıl oldur ki, bunlara aldanmaz , dünyaya dayanmaz. Ona sevği ile bağlanmaz. Geçmişlerden ibret alır. Kendisi için hazırlık yapar, bugününden yarını için bir şey ayırır. Kötülükten el çeker. İyilik işlemeği arttırır. Faziletli ahlâk ile ahlaklanır. Mustafa’nın tarikinden ayrılmaz. Yolculuğu için azık hazırlar. Baki makamı için hazırlık yapar. Ukbası için ciddi olarak hazırlıkta bulunur. Dünyasını ahireti için mezrea kılar. Mal ve oğlu hiç bir şeyin olmadığı gün için hazırlıklı bulunur ..

Allahu Te’âla hazretleri, Vezir-i Azam, büyük emir Hasan Paşa bin Abdülhayy Hazretlerini işbu hayırlı yola sevk ile islâm müesseseleri kurmağa muvaffak buyurmuştur. O da Allah’ın nimetlerine şükrederek şükür yapan kullar sırasına girmiştir. Hayır uğruna sarfetmiştir. Taki mahşerde mizanında hasenatı ağır bassın, seyyiatına kefaret olsun da cennete girsin. (Âyet) hazret-i Rasûli Ekrem de buyurmuştur ki: kişi kıyamet gününde sadakalarının gölgesi altındadır. Yine buyurmuştur ki malından sanin olanlar ancak yiyib eksilttiklerin, giyib eskittiklerin, tasadduk edüb de ebedileştirdiklerindir. İşte bundan dolayı vâkıf, işbu vakfiyenin suduruna kadar eli altında hakkı ve tasarrufunda milki olan mallarını şer’î teberruatının sahih ve tasarrufatının nafiz olduğu bir halde iken Allah rızasını taleb maksadile onun in’am buyurduğu nimetlere şükür olarak fi sebilillâh habs ve müebbed olarak vakfetmiştirki, onlar da şunlardır:
1-Alacık namındaki köyün tamamı,
2-Diyecik namındaki köyün tamamı,
3-Çukuroğlu namındaki köyün tamamı,
4-Kestel namındaki köyün tamamı,
5-Karabürklü mezreası denilen Sofi mezreası diye maruf olan mezreanın tamamı,
6-Anaklü namındaki mezreanın tamamı,
7-Sincanlu namındaki mezreaanın tamamı ki bunların cümlesi Saruhan ili sancağında Atale kasabası tevabiindendirler,
8-Aydın ili sancağı kasabaarından İzmir kasabası tevabiinden Çepar namımdaki köyün tamamı,

İşbu zikrolunan köyler ve mezrealar bütün hududu ile, dahil ve hariç her nevi hukuku ile, tevabi ve levahıkı ile, muzafat ve mensubatı ile, zikrolunsun olunmasın, söylensin söylenmesin, her nevi şer’i hukuku ile vakıftırlar. Ancak vakf için alınması şer’an câiz olmayan orf-i rusum müstesnâdır. Bundan başka her hakkı, ma’mur ve hâli yerleri, ovaları, dağları, yüksek ve çukur yerleri, dereleri ve su kaynakları, sazlıkları, bahçeleri, yaylaları, kışlakları ile vakıftırlar. Ancak şer’an vakf-ı câiz olmayan umumi yollar mescidler, mezarlılar ve sâire müstenadır. Bunların cümlesi mahallinde şöhretlerinden ve o isimde başkaları bulunmadığından dolayı tahdid ve tariften müsteğnidirler.

Yine vâkıf-ı müşârunileyh temiz niyyetle yapmış olduğu vakıflar cümlesindendir.

9-Kefe’de Cekd Çarşısı diye maruf olan çarşı civarında bir birine muttasıl iki hamamın tamamı ki bunlardan biri kadınlara diğeri erkeklere mahsustur. Her ikisini vâkıf bina etmiştir.
10-Zikri geçen çifte hamamın önünde beş bab dükkân,
11-Kırk dört bab odayı havi han,
12-Zikri geçen hanın dışında on altı bab dükkân,
13-Sofya’da Ömercuk Mahallesi’nde kâin bir hanın tamamı ki, vâkıf tarafından inşa edilmiş olub kabban hanı diye maruftur ve onyedi odayı, yedi mahzeni, üç dükkânı, kapanın diğer alât ve edevatını müştemildir,
14-Ankara’da Belkis Minaresi dinmekle maruf kaya civarında kâin çifte hamam ki, biri kadınlara, diğeri erkeklere mahsusutur. Bunların ittisalinde ki badin tayfasına muayyen olan hamam da vakıftır.
15-Ankara civarında Karyağdı suyu üzerinde uzun oluklu dinmekle maruf değirmenin tamamı ki, bütün alât ve edavatı, taşları, binâ-yı, malûm su hakkını ve değirmenin bütün levazımını müştemildir. Bu zikrolunan hamam, han, dükkânlar ve değirmen bütün hudud ve hukuku ile, merafık ve tevabi’ile, levahıkı ile vakıf olub her biri mahallinde vâkıfın ismile maruf ve müştehir olduklarından tahdid ve tarifden müstağnidirler. Ve sahih ve şer’î sûrette açık ve muteber yolda müebbed ve muhalled olarak fi sebilillâh habs ve ebedi olarak vakıftırlar. Arz ve arz üzerindekilerin cümlesi varislerin en hayırlısı olan Allaha intikal edinceye kadar böyledir.

Bunların cümlesi vâkıfın Rum Vilâyatından Karaman Vilâyetinde kâin Akşehir’de bina edeceği imaret ve mescidin mesalihine vakıftırlar. (Hadis) Vâkıf şart etmiştir ki, Zikri geçen Evkâfın Cümlesinin gallesi, işbu vakfiye vesikasında bervech-i tafsil şerh ve beyan olunacağı vechile muayyen vazifelere sarfolunacaktır.

Evvalâ şart etmiştirki, emin, istikamet ve diyanetle muttasıf bir kimse vakfına mütevelli olub tevliyet işine bakar, bu vakıfları güzel ve faydalı bir şekilde istiğlal yapar. En çok gelir getirmetmeğe çalışır. Geliri vâkıfın şart kıldığı şekilde sarfeder. Vakfın gelirinden tevliyet hakkı olarak günde yirmi dirhem alır. Dindâr, emin hesab bilir, istikâmet ve diyanetle muttasıf bir kimse vakfa nazır olub kendisine günde sekiz dirhem verilir, ve mütevelli ancak onun marifeti ile vakfın işini görür. Hesab ve kitâb bilir. Geliri gideri yazar salih bir kimse vakfa kâtib olub ufak iri her şeyin hesabını tutar ve yazar. Günde ona beş dirhem vazife verilir. Emin ve mutemed dört kimse vakfa cabi olub vakfın gelirini gallesini toplamağa çalışırlar. Her şeyi deftere yazarlar. Geliri kusursuz ve taksirsiz olarak vaktinde toplarlar. Bir dane bir akçe bile zimmette bırakmazlar. Her biri toplamış olduğu geliri nazırın marifeti ile mütevelliye teslim eder, kâtib te bunu deftere yazar. Bunlardan birisi Saruhan ili ve Aydın ilinde ki evkâfına cabi olub vazifesi günde beş dirhemdir, birisi Ankara’da ki evkâfına cabi olub ona günde dört dirhem verilir, birisi Kefede ki evkâfına mütevelli olub ona günde yedi dirhem verilir, birisi Sofyada ki evkâfına mütevellî olub ona da günde beş dirhem verilir.
Vâkıf şart etmiştir ki, zikri geçen camide takva ahlinden tecvid erbabından namazın erkân ve şurûtunu bilen âlim bir kimse hatib olub Cuma günleri, bayramlarda camiin minberinde halka hutbe okur, oraya gelen cemaata namazlarını kıldırır. Vakfın gelirinden kendisine her gün için beş dirhem verilir. Mezkûr camide aynı sıfatlarla muttasıf bir kimse imam olub beş vakitte ve Ramazan-ı şerîfte teravih namazında cemaata imamlık yapar, kendisine günde beş dirhem vazife verilri. güzel Sesli iki kimse dahi müezzin olub münavebe sûreti ile minarede beş vakit ezanı okurlar. Cuma günleri ise birinci ve ikinci ezanı (Yani hutbe ezanını) birlikte okurlar. Bunlardan her birine günde üçer dirhemden ikisine altı dirhem vazife verilir. Güzel Kur’ân okuyan sulehadan on nefer hafız Cuma günleri camiin mahfelinde adet üzere devirhan olub Kur’ân okurlar ve sevabını vâkıfın ruhuna bağışlarlar. Bunlardan her biri Cuma ve bayram günleri hariç, kalan günlerde Kur’ân-ı Azimden birer cüz öğle namazından sonra mezkûr camide teenni ve tertil üzere okurlar bunlarından birisi sermahfil olub okumağa o başlar, o bitirir. Reis olanın vazifesi günde üç dirhemdir, bunun bir buçuk dirhemi cüz okumak için, yarım dirhemi mahfelde okuduğu için, bir dirhemi de başkanlık içindir. Kalan dokuz nefer hafızın vazifesi günde ikişer dirhemdir. Bunun bir buçuk dirhemi cüz okumak içindir, yarım dirhemi de mahfelde okumak içindir, güzel sesli, hoş edalı salih bir kimse niathan olub her Cuma günü hafızlardan sonra Peygamber aleyhisselâmın medhi hakkında kasideler okur kendisine her gün bir dirhem vazife verilir. Ehli ilimden fesahat sahibi bir kimse caöide muarrif olub huzu’ ve huşu’ üzere yüksek sesle Cuma namazından önce ve sonra rasulullâhın, âlinin, ashâbının ruhlarına hususan vâkıfın ruhuna dua eder. Cemaatın ibadetlerinin kabülünü niyaz eyler. Bu diyarın örfünce ona muarrif denilib vazifesi günde bir dirhemdir.

Yine vâkıf şart etmiştir ki: beş nefer hafız cüz okuyucu olarak tayin edilib bunlardan her biri her hafta Pazar gününden perşenbe gününe kadar dört gün Kur’ân-ı Kerimden her gün birer cüz okuyub sevabını tilâvetlerinin bereketini (Sekiz satır medhi muhtevi elkaptan sonra) Sultan Bayezıd bin Sultan Mehmed Han ibni Sultan Murad Han hazretlerini ruhuna bağışlayalar. Bu beş nefer hafızın vazifesi her gün birer dirhemdir. Salih fukaradan iki kimse tayin olunub bunlardan biri her gün huzur-u kalp ile sıdk üzere bin def’a kelime-i tevhid okur, diğer her gün bin def’a salat ü selâm okur. Bunları cüz’ü şerîfler okunurken yaparlar. Bunların vazifeleri günde iki dirhemdir. Her birine birer drihem düşer camiin hizmetini görebilecek salih bir kimse camiye kayyım olub yaygıları yayar, hasırları silker, onları korur, kapuyu açup kapar, camii ve etrâfını süpürür, temziler. Vazifesi günde iki dirhemdir. Kandil hizmetine bakacak bir kimse camide kandilci olub kandilleri, mumları yakar, söndürür ve onlara dair diğer işleri görür. Vazifesi günde iki dirhemdir.

Çocukları okutabilecek salih ve hafız bir kimse dar-ı talimde muallim olub yetim çocuklarını ve fakir çocuklarını Cuma ve bayram günlerinden maada günlerde okutur, onlara Kur’ânı yüzünden okumağı öğretir, her gün çocuk azat zamanı geldiğinde çocuklara dua etmelerine söyler. Vâkıfın ve ahlâfının ruhuna dua ederler. Rasulullâha ve âline salât getirirler. Vazifesi günde dört dirhemdir. Anası babası ölen veya yalnız babası ölen yetim çocuklarına veya ebeveyni elbise almağa gücü yetmeyen fakir çocuklarına elbise parası olarak her sene beş yüz dirhem tayin etmiştir.

Mütevelli olan kimse her sene Akşehir’de sakin müstahık fakir ve yoksullara her sene mübarek günlerden birinde beş yüz dirhem tevzi eder.

Yine vâkıf şart etmiştir ki: zikri geçen imarette salih, emanet ve diyanet sahibi bir kimse şeyh olub her gün iki def’a imaretin mutfağına gelir, ekmeğe, yemeğe ve sâir aşlara ve havayice bakar, pişmeden önce, piştikten sonra onları görür, hazırlanmasında veya dadında bir kusur bulursa hademeye tenbih eder, yemeği fukaraya üleştirir. Herkese tayin olunan yemeği verir, şartında ne az, ne de çok yapar. İmarete gelen müsafirleri şen ve beşuş bir çehre ile karşılar, herkesi mevkiine göre yere kondurur. Hazır olan yemekten hemen verir, sonra yine yemek hazırlandırır. Mütearif olduğu vechile müsafirlik günü olan üç günlük müddet tamam olduktan sonra kelam ile onlara müsaade ede, vazifesi her gün altı dirhemdir. Basiret erbabından salih ve emin bir kimse vekil-i harç olub imaretin havayicini görür. Lazım olan buğdayı, unu, pirinci, yağı, balı ve sâireyi mevsimde alır, her şey’in en iyisini seçer, vazifesi günde dört dirhemdir. Emanet sahibi salih bir kimse imarette kilerci olub her gün inde’l-hace imarete gelib yemek havayici anbar ve kilerlerde muhafaza eder. Kâtib ona muhafaza için verdiği her şeyi yazar, o da aşçılara yemek hazırlamak için verdiklerini yazar. Anbardaki buğday ve unu hıfz etmek te ona aittir, teslim alıb verirken ölçerek ve tartarak alıb verir. Vazifesi günde üç dirhemdir. Dört kimse imarette ekmekçi olub ikisi ekmek pişirmekte gayet usta ve salih kimseler olacaktır. Diğer ikiside onlara çırak olur. Bu iki usta münavebe sûretile imaretin furununda güzel ve temiz olarak ekmek yaparlar, çıraklardan biri ona yardım eder, bunlardan ustaların vazifesi günde ikişer dirhemdir, çırakların da günde birer dirhemdir. Salah ve emanet sahibi dört kimse imarette aşçı olub ikisi aş pişirmekte mahir usta olub diğer ikisi de çırak olur. Bunlardan biri çıraklardan biri ile beraber münavebe sûreti ile yemek pişirir, yemeğin tatlı ve lezzetli olmasına çalışır. Ustaların vazifesi günde ikişer dirhemdir, çırakların ise birer dirhemdir. Bir kimse pirinç ayıklayıcı olub yemek için lâzım olan pirinç ayıklar, vazifesi günde bir dirhemdir. Salih bir kimse de buğday döğücü olub çorbaya konacak buğdayı hazırlar, vazifesi günde bir dirhemdir. Bir kimse bulaşıkcı olub kâseleri ve sahanları yıkayıb temizler, onları yerli yerinde muhafaza eder, kilit altında tutar, lazım olduğu zaman aşçılara verir. Vazifesi günde bir dirhemdir. Salah ve emanet sahibi iki kimse imarette nakib olub her gün imaretin yemekhanesine gelen fakirlere, yoksullara, müsafirlere yemek ve ekmek tevzi ederler. Bunların vazifesi günde ikşer dirhemden dört dirhem tutar. Bir kimse de imarette bevvab olub gelib gideni mürakebe eder, yemek tevzi olunurken kavga çıkmasın diye bekler, ulemayı cahillerden ayrı tutar, her kese kadrine göre itibar eder, kimseye eza vermez. Vazifesi günde bir buçuk dirhemdir. Sallih bir kimse imarette ferraş olub müsafirleri şen ve beşuş bir çehre ile karşılayıb yerli yerince konrurur, onları azarlamaz, yemeklerini verir, odalrını temizler, süpürür, kandillerini yakar, odaların kapularını açıp kapar, vazifesi günde iki dirhemdir. Dindar emin bir kimse imaretin ahurunda bevvab olub onun kapusunu açıp kapar, gelen giden müsafirlerin bineklerini ve sâir eşyalarını hazırlar, ahuru temizler, süpürür, vazifesi günde birbuçuk dirhemdir. Binacılıkta mahir bir kimse meremmetci olub camiin ve imaretin tamire muhtac olan yerlerini mütevelli ve nazırın marifeti ile derhal tamir eder, asla ihmal etmez. Vazifesi günde üç dirhemdir. Vakfın gelirinden sarf olunacak imaret masrafları da şunlardır.

Ekmek unu için her gün on sekiz dirhem, akşam sabah yemek eti için her gün kırk beş dirhem, çorba pirinç, büberli pirinç, dane pirinç, Cuma, Ramazan berat ve ragaib geceleri ve bayram geceleri için zerde pirinçi için her gün yirmi beş dirhem, safi yağ ve mübarek gecelerde süzme bal için her sene yedi bin iki yüz direhm, çorba buğday için hergün yedi dirhem, akşamları müsafirlerin yemekleri için her gün et,pirinç,yağ, bal ve akşam sabah fukara için pişirilen çorbadan başkası için her gün on iki dirhem, müsafirlerin hayvanları alafı için her gün on dirhem, yemek ve ekmek tuzu için her gün bir dirhem, yemek ve ekmek pişirmek ve kışın soğukta müsafirlere ateş yakma için odun parası olarak senede üç bin altı yüz dirhem,imarette pişin her yemeğe konulan nohud ve aoğan için senede yedi yüz dirhem, zağferan için senede üç yüz altmış dirhem, dolma kabağı, havuç koruk, ıspanak, maydanoz, kuru üzüm, kırmız büber, sakız ve sâire gibi mevsimine göre yemeğe konulan diğer levazım için her sene bin sekiz yüz dirhem, turşu ve gülavi için senede bin selsen dirhem, imarette fakirlere ve müsafirlere yemek vermek için kâse parası olarak senede yedi yüz yirmi dirhem, sahan, tas, tencere, kazan ve sâire gibi yemek kaplarının tamir ve kalay parası olarak senede bin seksen dirhem tayin etmiştir.

Camiin mum, kandil yağı, hasırı için ve keza müsafir odalarının hasırı için senede bin sekden dirhem, müsafir odalarının mumu için senede üç yüz altmış dirhem tayin etmiştir. Bu zikrolunan dirhemlerin hepsi Osmanlı ülkelerinde geçer dökme gümüş dirhemdir.

Müşârunileyh vâkıf şart etmiştir ki, zikri geçen et, Ramazan günlerinden mâada günlerde ki kısma bölünür, yarısından her sabah fukara için pirinçle çorba yapılır. Yarısı da akşamları bulgur ile pişirilir. Et kazanlara konulmazdan önce parçalar halinde doğranır, her parça çiy olarak dojsan dirhem gelir. Piştikten sonra her parça bir kâseye konur, üzerine de yemek konur, her parça iki ekmekle beraber iki fakire verilir. Ekmeğin miktarı ğiştikten sonra yüz dirhem kalır. Cuma geceleri, regaib, berat akşamları, bayram günleri, dane pirinç ve zerde pişirilir. Ramazan-ı şerif geceleri ise dane pirinç pişirilir. Onunla beraber bir gece akşi aş, bir gece de keşkek pişirilip verilir. Müsafirlere de bu dane pirinçten verilir, iki fakire verildiği kadar verilir. Cuma ve diğer mübarek gecelerde müsafirler için ayrıca yemek pişirilmez, onlara bu gecelrde fukara için hazırlanan yemekten verilir. İmaretin hademe ve sairesinden hiç birine, şerif, düşkün, zengin, fakir ne olursa olsun imaretin dışına yemek verilmez. Aşçılarda çıraklar ile birlikte yemekhanede kifayet miktarı yerler, imaretin yemeğinden evlerine ve başka yerlere yemek götüremezler. Eğer imaretin dışında birine yemek verilrise bunu almak haramdır, verenden vebaldir. Kim bunu yapar, izin verir, racı olursa Allahın, meleklerin ve bütün nâsın lağneti onun üzerine olsun. Kıyamette onun düşmanı karşısında vâkıf olacaktır.

Orada bulunan ulemanın yemeği, imerette kendilerine tahsis olunan yerde bakır kaplarda verilir, böylece tazim ve tekrim gösterilir.

Vâkıf şart etmiştir ki, evkâf-ı mezkûrenin ğallesinden bu masraflar çıktıktan sonra kalan gelir vakfın rakabesine ait olur. Mütevelli ve nazır mescidin, imaretin ve sâir evkâfın tamirine, fazla gelir vermelerine son derece çalışırlar. Onları her zaman için ma’mûr tutarlar, halel ve noksandan korurlar. Tamire muhtaç olan yerlerini tamir ederler, yenilerler. Bunu vakfın zevâidinden yaparlar. Zevâid bu iş için kâfi gelmezse, veya vakfın hepsi veya bir kısmı yıkılıp ta tamir zevâid yetmezse o takdirde vakfın bütün geliri toplanır, bütün vazifeler kesilir de vakfın tamirine veya yıkılan yerlerin binasına sarfolunur. Eski haline getirilinceye kadar başka hiç bir yere bir dirhem bile verilmez. Vazife erbabı bir şey almaz. Ancak mütevelli, kâtib ve câbiler vakfın gallesini toplamak hususunda muhtaç oldukalrını alırlar. Mezbur masraflardan bir şey kalırsa herkaça baliğ olursa olsun yığılır ve hıfz olunur. Bu bakiden kimseye bir dirhem bile verilmez. Bunu almak haram, verene de vebal olur. Bu baki ile mütevelli Kâdı’nın marifeti ile vakfa sahih dükkânlar, hamamlar, odalar, köyler, tarlalr ve sâire satın alıb vâkıf yapar. Bunlar da diğer vakıflar gibi vakıf olurlar bunları geliri de vakfın masraflarına, vazifelerine sarfolunur.

Vâkıfın şartı onlar hakkından da câridir. Satın aldığına dâir şer’î huccet alır ve onları vakfa ilhak yapar. Cami ve imaret odalarının yaygısı, sergisi paraları ile kazan, kapkacak, sahan ve sâire gibi mutfak levâzımı misillü zaman yenilenmesi icabeden şeylerin hasbeliycab alınması vakfın gelirinden yapılır.

Vâkıf şart etmiştir ki, mütevelli, nazır ve kâtib her sene saltanatı seniyyeye gelerek vakfın mahsulünü, en ufak gelir ve giderini divân-ı âli sultâniye arzederler. Şer’an azli mucib bir şey çıkarsa onu yapan azl olunub yerine daha layık olan diğer biri nasb olunur. Mezkûr vâkıf yerine şart etmiştir ki, cami ve imaretin hademelerinden her biri kendilerine verilen vazifeyi şerait gereğince bizzat kendisi yapar, yerine vekil tayin etmez. Ancak şer’î özrü olanlar başka. Her hangi biri vazifesinde kusur işler, gevşeklik gösterirse, vakıfta hiyaneti zahir olursa ilk def’a kendisine nasihat edilir. İkinci def’a tekrar vuku’ bulursa azarlanır, tekdir olunur. Tekrar yapmaması tenbih olunur. Üçüncüde artıkazl olunub ebediyyen geri alınmaz. Onun yerine aha münasib olan biri tayin edilir.

Müşârunileyh vâkıf tevliyeti sağ olduğu müddetçe kendisine şart etmiştir. Maslahat gördüğü zaman yerine başkasının vekil bırakabilir, dilediği zaman onu azleder. Zikri geçen evkafta vakfa daha faydalı gördüğü tebdil ve tağyir gibi şer’î tasarrufları yapar. Vakfın gelirini dilediği vechile mezkûr masraflara sarfeder. Öldükten sonra tevliyet umuru memaliki Osmaniyede Vali olan kimseye ait olur. Tevliyetten başka diğer mezkûr vazifeler vâkıfın en salih azadlısına, sonra azadlılarının en salih evlâdına, sonra evlâdının evlâdına, nesilden nesle, asıldan fer’a devam edüb gider. Azadlılarından veya azadlılarının evlâdından birisi mezkûr vazifelerden tevliyetten başka bir cihet ve hizmet isterse, bu işe layıkve münasib olub o cihet de münhal ise bu vaife ona verilir, vazifenin sahibi azadlılardan olduğu halde o işe müstehik değilse veya azadlıdan değilse o zaman azl olunub münhal kalan yere o talib olan tayin olunur.

İşbu sahih ve şer’î şartları yarpan vakıf şartları bildirib masrafları beyan ettikten sonra bu vakıfları kendi milkinden ve tasarrufundan çıkararak tescil için mütevelli nasb ve tayin etmiş olduğu Abdullah oğlu Nasuh namundaki adama teslim etti. Evkâfın işini ona bıraktı. Şartlar gereğince idareye başladı. Tevlilyeti kabül etti. Sonra vâkıf tarafından bu vakıftan rucu’ davasına ve husumete vekil olan Mevlana Nureddin Hamza bin Ataullah, Piri bin Mehmed ve İmam Abdi bin Mustafa ve müezzin Mehmed bin Rüstem Mehmed bin Hacı Kuskun namındaki kimselerin meclis-i şer’ide vâki’ şehadetleri ile vekâleti subût bulduktan sonra bu vakıflardan rucu’ davasına kalkıştı. İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretlerinin kavline dayanarak vakfın adem-i luzûmunu ve vakıftan rucûunun sıhhatını ileri sürdü. Mezkûr mütevelli de buna razı olmadı. İşbu vesikanın yukarısına tevkiini koyan hâkimin huzurunda mürafaa oldular. Mezkûr şahitlerin şehadetleri mûcibince vekil Mevlâna Mureddin huzurunda vâkıf Hasan Paşa’nın işbu vakıfları yaptığı sabit olduktan sonra müşâruniley hâkim müctehid ulemânın kavillerine göre vakf meselelerinde ki ihtilâfı bildiği ahlde vu vakfın umum ve hususunda luzûm ve sıhhatine şer’î ve sahih sûrette hüküm etti. Böylece bunların cümlesi müseccel, müebbed, sahih, aşık ve muteber şekilde birer vakf oldular. Aslı sağlam olan bu vakıflar kıyamete kadar böylece şartları dâiresinde devam edecektir. Usul ve kâidesi bozulmaz, şart ve masrafları değiştirilmez. Bu vesikada şerh ve beyân olunduğu vechile devam eder. Allaha, meleklere, kitablara, peygamberlere îmanı olan halife, sultan, vezir, padişah, enir, kadı, vali, müftü, müderris, muhtesib her kim olursa olsun hiç bir kimseye bu vakfı bozmak, tebdil etmek, nakz ve noksanına çalışmak, iptalve ifsad etmek helal olmaz, vâkıfın şartlarına aykırı sarfetmek câiz değildir. Kim ki bunu bozmağa veya değiştirmeğe kalkışır, tağyir ve tebdiline yeltenirse haram irtikab ediyor demektir. Günaha girer, vebal altında kalır, kendisini Allahın gazabına maruz bırakır. Azabına müstehik olur. Hem zalimlere mezaretlerinin asla fayda vermiyeceği günde buna uğrar. Öyleleri için kötü dar vardır. Kim ki bu vakfının aslının bekasına, gelirinin çoğalmasına çalışır, şartlarını icra eder, mahsulunu mahalline sarfeylerse Allahu Te’âla hazretleri iki cihanda onu bahtiyar etsin, sevaba nâil kılsın. Onu mesud ve makbul kullarından eylesin. Evliya ve sıddıklar ile haşir buyursun, onlar ne iyi arkadaştırlar.

Bunların cümlesine işhad yapılıp yazılması 914 senesi Cemaziyel-ahir ayının ortalarında cerayan etmiştir.

Şehirlerde han, kervansaray, arasta, bedesten, dükkan ve diğer işyerleri oldukça mühim olup, dönemlerinin ticari ve ekonomik hayatını bizlere aksettirmektedirler. Bugünkü alış-veriş merkezlerinde (AVM) olduğu gibi o tarihlerde dükkan devri hava parasına tabii idi. Dükkanlar devamlı gelir getirdiğinden genelde vakıflar, hayratlarını ilelebet devam ettirmek için dükkan satın alıyorlardı.

Aksaray’daki 85 dükkan vakıflara aitti. 1476 yılında dükkanların önemli vakıflara ait olduğunu Süreyya Faruki belirtmektedir. Karaman’da sadece Emir Musa Bin İsa Medresesi vakfının 67 dükkanı vardı .

En fazla işyeri kuran kişi Fatih Sultan Mehmed’e uzun süre Sadrazamlık yapan ve Ankara’da ipek ticaretinin yapıldığı Mahmut Paşa Bedesteni Ankara’nın en önemli ticaret merkeziydi. Ankara’daki Kapalı Çarşıya takkeciler, kemerciler, ayakkabıcılar sokaklarına, At Pazarına, bitişikteki Kurşunlu Han’a , Yenihan’a açılan altı kapıdan girildiği 1100 H./1688-89 M tarihli raporda belirtilmektedir .

Mahmud Paşa’nın vakfının ticari öneminin küçümsenemeyecek bir kısmının kaynağı da tek tek dükkanlar oluşturuyordu. Vakfın Ankara’aki idarecileri bu dükkanları kiraya vermek ya da kira sözleşmelerinin üçüncü kişilere devrini onaylamak için sık sık Kadı huzuruna çıkarlardı. Bu dükkanların bazıları Bedesten’in hemen dışındaydı ve Kemeraltı adıyla anılırlardı. Geri kalanlar ise çeşitli çarşılar oluşturmuşlardı. Bunlar arasında Kürkçüler, Terziler, Kaftancılar, ve Takkeciler :Çarşıları özellikle önemliydi. Bazı dükkan sahiplerinin hububat ticaretiyle uğraştıkları anlaşılıyor.

Dükkanların bir kiracıdan diğerine devri büyük ödemeler gerektirirdi. 1591 dolaylarında 1000 akçelik bir borca karşılık bir dükkanın kiracılık hakkı devredilmişti; devir alan, vakfa da ayrıca bir giriş ücreti ödemek zorundaydı. O sıralarda küçük bir evin yaklaşık aynı miktarda satıldığı dikkate alınırsa, söz konusu dükkanların değeri ve dolayısıyla da Ankara Çarşısı’nın önemi açıklık kazanır. Vakıf idarecileriyle kiracıların ortak bir çıkarı vardı: vakfa ait dükkanlardan elde edilen kârın düşmesini önlemek. Kârın azalması, idareci için dükkanların boşalması ve vakıf gelirinin azalması anlamına geliyordu. Doğrudan hazine tarafından yönetilen vakıflardan da sorumlu olan Kızlar Ağası 1650 dolaylarında Ankara’daki vakıf dükkanlarının kiracılarını korumak üzere bir ferman çıkartılmasının sağlamıştı. Mallarını Mahmud Paşa Vakfına ait dükkanların önünde sergileyerek bu dükkanları kiralayan esnaf ve zenaatkâlara rekâbet eden seyyar satıcılar buralardan kovulacaktı.

1522 Tarihli Tapu Tahrir Defterlerinden öğrenildiğine göre; Ankara 81 mahalleden müteşekkil olup, 69’u tamamen Müslüman, 3’ü Hiristiyan,, biri Yahudi, 8’i Müslüman-Hıristiyan karışıktır. Nüfus 15.000 dolaylarındadır. 1.500’ü Hıristiyan, 200 den azı Yahudi’dir . Polonyalı Ermeni Simeon, Kudüs’ten yurduna dönerken uğradığı Ankara’da 200 ev Ermenisi olan diye yazmıştır .

Evliya Çelebi seyahatnamesinden öğrendiğimize göre, Ankara üç tuğlu vezirlere has olmuş, haslık geliri 263.400 akçedir. Livasında 14 Zeamet 257 timar vardır. 40.000 akçelik iltizamdır. 6.066 mamur ev vardır. Paşa Sarayı, Molla Sarayı, Kader-zâde Sarayı, Çavuşzâde Sarayı, Ahmet Paşa Sarayı meşhurdur. 76 camisi, 180 Sıbyan Mektebi, 3 Dar’ül-Hadisi, 200 sebili, 2.000 dükkânı vardır. Mustafa Paşa Medresesi, Taşköprülüzâde Medresesi, Seyf’üd-din Medresesi, Kethühâ Medresesi meşhurdur .

Paul Lucas 26 Eylül 1705 tarihinde Ankara’da olup, o tarihte Fransız ve Hollandalı pek çok kimse Ankara’da Avrupa firmalarının temsilcileri olarak bulunmaktaydı. 1705 yılı sonbaharında Ankara’ya tek damla yağmur yağmamıştır. Asayiş çok sertti. Bir hırsız 2,5 saatte yakalanıp, yargılanıp idam edilmiştir. Lucas 2 Ekim 1705 de bir kervanla Ankara’dan ayrılır .1739-40’da İngiliz Richard Pockoke Ankara’ya gelir. O dönemde Ankara nüfusu 100.000 kadardır. 90.000’i Türk, 1.500’ü Rum, geri kalanı Ermeni olmak üzrere 10.000 kadar Hıristiyan yaşamaktadır. Ayrıca çok fakir 40 Yahudi ailesi vardır. 1740 yıllarına doğru Fransa, İngiltere ve Hollanda’ya 500-600 deve yükü mal, Ankara’dan ihrac ediliyordu .

Augustus mabedinde bulunan kitabeleri bir defa daha kopya etmek üzere gönderilen A.D.Mordtmann 1859 Ekim sonlarında Ankara’ya gelir. O tarihte Ankara’da 4 hekim Yunan Rum Rigas, İtalyan Pietro Leonardi, yine İtalyan Bartelemeo Malfatti, Fransız Duclos görev başındadır. 27 yıldır Ankara’da yaşayan doktor Rigas’ın verdiği bilgilere göre; Ankara’da 8.220 Türk evi, 2.600 Katolik Ermeni, 300 Gragoryen Ermeni, 800 Rum, 80 Yahudi evi bulunmaktadır .

Ankara’da vakıf kuran Şeyhülislâm Mehmed Emin Efendi’nin 1 cami, 1 mektep, 1 dar’ül-kurra, birisi İstanbul’da 2 medrese, 4 han ( Sulu Han, Penbe Hanı, Çukur Han, Milk Hanı), 1 değirmen, birisi İstanbul’da 3 bağ, 3 bahçe, 2 hamam, 72 adet dükkanı ( hanlardaki dükkân sayısı dahil edilmemiştir) vakfettiği dikkate alınırsa, bunun yanında Mahmud Paşa, Karacabey, Ahi Şerafeddin, Ahi Yakup, Kızılbey, Doğan Bey, Oğul Bey vakıflarının mülkleri de konunun içine girdiğinde Ankara’nın nüfusunun da o tarihlerde on bini geçmediği dikkate alınırsa, Ankara’nın ticarî potansiyeli daha iyi görebiliriz.

Ankara Şer’i Siciller, 56 Numaralı Defterin 670. sırasında kayıtlı Hasan Paşa’nın Ankara’daki vakıflarının tamiri için Cemaziyel-ulâ 1084 H./ 13 Eylül 1673 tarihli bir keşif özeti vardır.

Haremeyn-i Şerifeyn Evkâf Nazırı olup, o tarihte Bab’üssaade Ağası olan Yusuf Ağa, Ankara’da bulunan Hasan Paşa vakıflarının bakım ve onarımı için keşif hazırlanmasını istemiştir.

Mütevelli vekili Musa Ağa tamire müsaadesi olmamakla birlikte, keşif için Musa Ağa’nın iltimaslarıyle Hassa Mimarlarından üstad Himmet tarafından mahalline gidilerek tek tek incelenerek hazırlanan keşif özeti şöyledir :.

Handaki 62 adet odanın ve ahırın nakzı 600 kuruş, tamir olursa 7.000 kuruş ile yeniden tamir olunur. Hamam 1.000 kuru, tamir olunursa 1.200 kuruş, su yolları için 14.000 künk alınmasıyla birlikte 7.000 kuruş, toplam 15.000 kuruş ‘a mal olacağı tahmin edilmektedir.

Şahitler :
A’lemül-Ulemâ’il-İzâm Mehömed Efendi El Müfti bi Ankara,
Umdet’ül Kuzât’ül-İslâm Esseyyid Mehmed Efendi bin Esseyyid Musli,
Fahr’ül-Kuzât Esseyyid Fazlullah Efendi,
Fahr’ül-Kuzat Mehmed Efendi bin Osman Halife,
Fahr’ül-Kuzât Hasan Efendi bini Hacı Hasan,
El hac Ali Beşe bin İsa,
Zuhr’ul-Müderrisin Mustafa Efendi bini Hacı İnayetullah,
Halil Ağa bin Memi Bey,
Usta Bayram bin Mehmed,
Esseyyid Fazlı Çelebi bin Ali,
Usta ) isim okunamadı),

Ankara Şer’i Sicillerinden 58. Numaralı Defterin 497. sırasında kayıtlı Mevlâna Mehmed’ın inşa ettirdiği çifte hamamın suyolcusuna gerek duyduğu, hamamın gelirinden verilmek üzere günlük 3 akçe ücretle tayine ait Evasıt-ı Şevval 86 H. / 15 Ocak 1686 tarihli ber’attan anlaşılacağı gibi, (tahminen Şengül Hamamı ? ) ileride Şeyhülislam olacak Mehmed Emin Efendi kuruluracak vakfına hazırlık amacı taşıdığı düşünülmektedir.

Ankara Şer’i Sicilleri 59 Numaralı Defterin 195. sırasında kayıtlı Şa’ban 1087 H./ Ekim-Kasım 1676 M. tarihli belgeye göre Ankara Hacıdoğan Mahallesi sakinlerinden Agop oğlu Aragil ; Pirli Çelebi ile Ohannes adlı gayrimüslim mülki, bir tarafı yol ile sınır olan Rumeli Kazaskeri izzetlü Mehmed Emin Efendi yeni yaptırdığı hanın yanındaki arsaya yaptırdığı iki katlı ev, 12 kuruşa devir ve temlik edilmiş ve sulbi oğlu ve vekili olan Hasan Efendi tarafından mülk teslim alınmıştır.

Yine Ankara Şer’i Sicilleri 59 Numaralı Defterin 196.sırasında kayıtlı Şa’ban 1087 H./ Ekim-Kasım 1676 M. tarihli belgeye göre Ankara Hacıdoğan Mahallesi sakinlerinden Mari Ohannes evladı Serkis adlı kimse; Rumeli Kazaskeri İzzetlü Mehmed Emin Efendi sulbi oğlu ve vekili Hasan Efendi önünde; aynı mahallede Artin, bir tafartan Agop adlı gayrimüslimler ile İsmail adılı kimsenin mülki ve yol ile çevrili arsayı; Hasan Paşa Hanı adıyla bilinen Hanın mülhakâtından mamur 3 adet tek katlı ev, Mehmed Efendi’ye 53 kuruşa devir ve temlik edilmiş olup, oğlu ve vekili Hasan Efendi tarafından teslim alınmıştır.

Yine Ankara Şer’i Sicilleri 59 Numaralı Defterin 197.sırasında kayıtlı Şa’ban 1087 H./ Ekim-Kasım 1676 M. tarihli belgeye göre Ankara Hacıdoğan Mahallesi sakinlerinden Artin evladı Yahşi adlı kimse; Rumeli Kazaskeri İzzetlü Mehmed Emin Efendi sulbi oğlu ve aynı zamanda vekili Hasan Efendi önünde; Pirili Çelebi, Agop adlı gayrimüslim yol ve Mehmed Efendi’nin yeni yaptırdığı han ile çevrili arsa, 16 kuruş bedelle devir ve temlik edilmiş olup, oğlu ve vekili Hasan Efendi tarafından teslim alınmıştır.

Ankara Şer’i Siclleri 59 Numaralı Defterin 659. sırasında kayıtlı Şa’ban 1088 H. / Ekim 1677 tarihli belgeden öğrendiğimize göre İstanbul‘da (Dar’üs-saltanat-ı Seniyye Mahmiye-i Konstantaniyye) oturan eski Rumeli Kazaskeri olup, Ankara Kazasında arpalığı bulunan A’lem’ül-ulemâ’il-i’zâm Efdalil-fudâlâ’il-feham saadetlü Emin Mehmed Efendi Hazretleri’nin Ankara’da Evkâf-ı Şerifeleri’ne Nazır olan râfi’ hâzel kitap umdet’ül kuzât Esseyyid Hasan Efendi, Ankara’da İğneci Mahallesinde oturan, Yaycıoğlu Hacı Ahmet adlı kimse, Kazur Ali Mahallesinde bulunan mülkünde kazı yaparken Emin Mehmed Efendi’nin yeni yaptırdığı çifte hamamın ve çeşmelerin su yolu üzerinde tahribat yaptığı ve bu maksatla yerinde bir keşif yapılmasını, yapılan menin kaldırılması istenmiştir.

Hassa Mimarlarından Abdullah bin Ahmed, yerinde yapılan keşifte bir zir’a kırılıp, bir bend yapıldığı, otuz zir’a su yolu zarara uğratıldığı anlaşılmıştır.

Bu belgede ilk defa eski Rumeli kazaskeri Emin Mehmed Efendi vakfından söz edilmekte ise de, bilindiği gibi vakfiye 1097 H. / 24.05.1686 tarihli olduğu unutulmamalıdır.

Bir başka belgede ise ; Sabık Rumeli Kazaskeri Mevlânâ Mehmed Efendi’nin yeni yaptırdığı Camide Hatiplik görevini yapan İsmail’i bazı kimseler şikâyet etmiş ve yerine Mevlâna Ramazan’ın görevlendirildiğine ait berat; Ankara Şer’i Sicilleri 60 Numaralı Defterinin 925 sırasında kayıtlı olup, 25 Şevval 1090 H. / 29.11.1679 tarihini taşımaktadır.

Bu durumda cami, 29.11.1679 önce ibadete açılmış olmalı ki şikâyet vaki olsun . Zira vakfiyesi 8 sene sonra olup, 1097 H. / 24.05.1686 tarihlidir. Dolayısıyla da Zincirli Camiin 1679 yılından önce inşa edildiği kesinleşiyor.

Ankara’daki konumuz olan Han kullanım dolayısıyla zamanla harap olmuş, Şeyhülislam Mehmed Emin Efendi tarafından arsası çift icar usulü kiralanmış, kullanım hakkı olarak bir nev’î satın alınarak onarılmış, yanına ikinci küçük han eklenerek birleştirilmiş ve kahve ve iplik ticaretine tahsis edilmiştir. Mehmed Emin Efendi tarafından Hanın avlusuna bir köşk mescit de yaptırılmıştır. Zamanla hanın ismi Sulu Han’a çevrilmiştir. Bugünkü Zincirli Cami yerinde bir cami, bir Sıbyan Mektebi ve 10 odalı bir Dar’ül-kurralı Medresesi Şeyhülislâm Mehmed Emin Efendi tarafından inşa ettirilerek vakfedilmiştir. Ayrıca vâkıf tarafından bugünkü İstanbul Büyükşehir Belediye Sarayının tam arkasında Ankaravî Mehmed Efendi Medresesi günümüzde ayakta olup, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından takribi 20 yıldan beri Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından kullanılmaktadır. Hamam Birinci Dünya Savaşı’ndan önce hapishane karşısında olması dolayısıyla bir müddet hapishane olarak da kullanılmış, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, tahminen 1929’dan sonra dinamitle yıkılarak, Maliye Bakanlığı Evrak Hazinesi inşa edilmiştir . Meşhur dikilitaş Zafer Abidesi de Ulus-İş Bankası yerindeyken Vilâyet önüne nakledilmiş, bu abideden dolayı mahalle Belkis mahallesi adını almış, daha sonra Doğan Bey olmuştur. Tahtakale Hamamı da bugünkü Posta Caddesi solunda, eski Ankara Telefon Baş Müdürlüğü yandan karşısındaki III. Vakıf Han yerindeydi. 1927 yılındaki yangında tamamen harap olmuş, yerine III. Vakıf İş hanı 1930’lu yıllarda inşa edilmiştir.

1028-1098 H./ 1618-1687 M. Tarihlere arasında yaşamış olup, Şeyhülislâmlık Makamına kadar gelebilmiş, Ankaralı ünlü bir şahsiyet olan Ankaravî Mehmed Emin Efendi’nin bugünkü İstanbul Büyükşehir Belediye Sarayı arkasında yaptırdığı bir medresesi olup, halen eski eserliğini muhafaza etmekte olup, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından Genel Merkez olarak kullanılmakta, binlerce öğrenciye ışık tutmakta, yayınlar ile de Türk kültürüne olduğu gibi Avrasya kültürüne de aynı şekilde hizmet etmektedir.

1028 H./ 1619 yılında doğup, babasının Ankaralı bir tüccar olması dolayısıyla Ankaravî mahlâsını alan Şeyhülislâm Mehmed Emin Efendi’nin babasının adı Hüseyin olup, asıl ismi Hüseyin oğlu Muhammed’dir. Babası da ilme meraklı bir zattı. İlk öğrenimini babasının yanında yaptıktan sonra İstanbul’a gelerek Şeyhülislam Zekeriya zâde Yahya Efendi yanında stajiyer müderrislik yapmış, başarılı görülerek ; Osmanlı Padişahı Sultan IV. Mehmed döneminde Sadr-ı Azam Fazıl Ahmed Paşa zamanında 1666 tarihinde Bursa Yenişehir Kadısı olmuş, azledilmiş, 1668’de Mısır Kadılığında Bulunmuş, daha sonra da Bursa Kadılığına getirilmiştir. Safer 1082 H/ Haziran 1671’de İstanbul Kadılığında bulunmuş, 1083 Muharrem’inde /Mayıs 1672’de Sadr-ı Anadolu, 1084 Rebiulevvel’inde / Haziran 1673’de Sadr-ı Rumeli, Bir ara Şeyhülislâm vekili, 1096 Cemâziyel-evveli’nde / Nisan 1685’de İkinci defa Rumeli Kazaskeri, 1097 Zilkadesinde / 1686 tarihinde Çatalcalı Ali Efendi’nin azledilmesi üzerine Eylül 1686’da Osmanlı İmparatorluğu’nun 44. Şeyhülislâmı olmuş,‘’ Müfti-i ruy-u zemin oldu Mehmed Emin ve âlimü’l fıkıh Mehmed ve aleyhi fetvâ 1097 ‘’ ibaresiyle Şeyhülislamlığına tarih düşürülmüştür.

26 Zilhicce 1088 H./ 02.11.1687 Pazar günü ebediyete intikal etmiştir. Çarşamba Sultan Selim civarı Kovacı Dede Türbesi önüne gömülmüştür. Fetva müddeti bir seneden fazla olup, ‘’ Müfti-i dehr idi hayf göçtü Mehmed Emin’’ kıt’asıya ölümüne tarih düşürülmüştür .

Din ve fen ilimlerinde yüksek derece, fıkıh ilminde özel ihtisas sahibi olan Ankaravî Mehmed Emin Efendi, bir hükmü vermeden önce mutlaka önceki fetvaları ve nakilleri araştırarak hüküm verirdi. Kadılığı ve Şeyhülislâmlığı sırasında adalete gerekli önemi vermiş, doğru hüküm vermeye büyük gayret göstermiştir. Bunun yanında da alçak gönüllü ve tevazu sahibi bir vâkıftır.

Oğlu Müderris Hasan Efendi, Molla olup Ankara Kadısı iken Cemaziyel ahir 114 H./ Şubat 1693 de vefat etmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun 44. Şeyhülislâmı olan Mehmed Emin Efendi; 24 Mayıs 1686 mübârek Cuma günü, İstanbul Fethi’nin 233 yılında yine o tarihlerde İstanbul’da, İstanbul Kadısı Abdülhay oğlu İbrahim Efendi huzurunda bir vakıf yaparak Rumeli Kazaskeri Mehmed tarafından tasdik edilmiştir. Müderris Mehmed Efendi, Müderris Hasan Efendi ibni Abdülhay, Müderris Cevherzâde Mehmed Efendi vakfın tescil edilebileceğini belirtmişlerdir.

Şeyhülislâm Ankaralı Mehmed Emin Efendi 24.05.1686 Cuma günü yaptığı vakıfta :
1.Ankara’da şimdiki Ulus semti, Vilâyet Meydanında, Hacıbayram Külliyesi yakınında, bugün Zincirli Camii adıyla anılan yerde cami yaptırmış,
2. Cami yanında bir dershane ve 10 odalı bir medrese yaptırmış,
3.Medrese yanında bir Sıbyan Mektebi ( ana okulu ve ilk okul) inşa ettirmiş,
4.Medrese yanında yine bir Dar’ül-Kurra ( Kur’an okunulan ve öğrenilen kubbeli büyücek tek mekânlı bina )yaptırmıştır.
5. Suyu Elmadağ’dan getirilen Ankara’nın muhtelif yerlerinde 25 çeşme. Gerçi Elmadağ’dan Ankara’ya su getirme çabaları eskidir. Karacabey Hamamı ve diğer çeşmeler için su getirme çalışmaları olmuştur .
6. Ankara’da Uzun Çarşı yanında Han-ı Kebir ( Sulu Han’ın büyük kısmı ) içinde yeni mescid-i şerif ( Köşk Mescid ), yanında çeşme, şadırvan.
7. İstanbul Saraçhane bugünkü Büyükşehir Belediye Sarayı’nın tam arkasında yine bir medrese yaptırarak eğitim ve öğretime verdiği önemi göstermiş olup, bugün o medresede Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı faaliyetlerini sürdürmekte, Bulgaristan-Sofya, Azerbaycan- Bakü, Kazakistan ve Kırgızistan da Üniversiteleri bulunmaktadır.

Şeyhülislâm Ankaralı Mehmed Emin Efendi kurduğu vakıfların idamesi için de gelir getirici mülkler bırakmıştır. Şimdi bunlara bir göz atalım :

1.Ankara’da, arsası Doğan Bey Vakfına yıllık 10 kuruş mukataalı, İplik Pazarında, bir tarafı Pazar yeri, üç tarafı yol ile çevrili, iki katlı; alt katta 23 oda, 2 ahır, tuvalet bulunan, üst katta ise 24 odalı Milk Hanı, Çukur Han ,
2.At Pazarı’nda, Penbe Hanı ve hanın dış duvarlarına bitişik kemerli 9 dükkan, yine hanı diğer duvarına bitişik kemerli 6 dükkan, İplik Pazarına açılan kapısı dışında kapının iki yanında 4 dükkan; toplam 19 dükkan.
3.Uzun Çarşı yanında dört yanı yol ile çevrili, üst katında 63, alt katında 30 odalı, ayrıca 4 dükkan, 2 ahır, 8 tuvaleti bulunan arsası ( zemini ) Hasan Paşa Vakfına 9 akçe mukataalı Han-ı Kebir ( büyük han ) diye anılan meşhur han ( bugünkü Sulu Han ),
4.Han-ı Kebir yanında 11 dükkan, Hanın dış duvarlarına bitişik 21 kemerli dükkan,han kapsısı dışında 4 dükkan, Han kapısı karşısında, Müderrsizâde Abdurrahman Efendi’den satın alınan 7 dükkan, ( toplam=43 dükkan ),
5.Ankara’da Saraçhane Çarşısında Hidâyetüllâh Efendi mirascılarından bir kısmı alınıp, Naipzâde es-seyyit Mehmed efendi emlaki ile birbirine bitişik 26 dükkan,
6. Emirüddin ve Şaban adlı kimselerin mülkü, yol ile çevrili 2 dükkan,
7.Bezciler çarşısında, bir tarftan Mahmud Paşa Vakfı, bir tararftan Mehmed adlı kimse ile iki tarafı yol olan 1 bir dükkan,
8.Belkıs Mahallesinde dört tarafı yol olan, arsası Hasan Paşa Vakfı’na yıllık (…Hasan Paşa Vakfı Mütevellisi ile pazarlık devam ediyordu her halde. Onun için sonradan yazılmak üzere boş bırakılmış-rakkam yazılmamış ) akçe mukataalı Çifte Hamam , 9.Debbağhane ( Bendderesi ) yanında , Akmedrese Vakfı’na
10.Benderesinde, Ahi Şerafeddin Vakfına 3.000 akçe mukataalı Uzunoluk adıyla bilinen su değirmeni ( asiyâb-ı dakik ),
11.Kazlık Mahallesinde 3 adet bahçe,
12.Ankara- Bağlum-Kayapınarı’nda arsası mukataalı 2 bağ,
13.İstanbul-Kanlıca’da, yıllık 300 akçe mukataalı Mehmed Odabaşı veya bazen da Derviş Bağı olarak bilinen bağ vakfedilmiştir.

Şeyhülislâm Ankaralı Mehmed Emin Efendi vakfının hayır şartları ise vakfiyede şöyle belirtilmiştir:

• Mütevelli, ecr-i misli, zemin kiralarını ödedikten sonra gelirin ¼’ünü alacak,
• Camide ilm-i tefsir hadiste mahir kişi Cuma günleri vaaz yapacak ve günde 10 akçe verilecek,
• Pazartesi ( isneyn ) günleri vaazına günde 6 akçe,
• Ankara’daki Medresede ulum-u şetta ( çeşitli ilimler) ve ilm-i nafia ( bayındırlık ) ya kadir olan müderris ( profesör) olup, tatil günleri dışında fen dersleri de verecek ve günlük 30 akçe ile Kayapınar’daki bağı kullansın.
• Medresede eğitim görerek odalarda ikâmet eden (10) her öğrenciye günde 3 akçe,
• Ahi Yakub Mahallesinde oturan, Mehmed Efendinin oğlu Hasan Efendi’nin yaptırdığı mescitteki (ders-i am’a ) öğretmene günlük 10 akçe,
• Dar’ül-kurra’da iyi güzel sesle Kur’an okuyan Şeyh’ülkurra’ya , tatil günleri dışında olmak üzere günlük 5 akçe ile Kayapınar’da bulunan küçük bağın kullanım hakkı,
• Camide; Cuma, bayram, mübârek gecelerde ( mevlid kandili, ber’at kandili, kadir gecesi), hizmet edenlere günlük 7 akçe,
• Camide takva sahibi olan imama günde 10 akçe,
• Camide güzel sesli iki müezzinin her birine günlük 5 akçe,
• Cuma günleri selâ verene günde 2 akçe,
• Camide Kur’an ehli 6 kişi devirhan olup, Cuma günleri hizmet etmeleri ve günlük 2 akçe, baş devirhan’a 3 akçe,
• Sermahfil’e günde 1 akçe, (mahfelin hizmeti, hatip olanlara aittir),
• Bir puantör, günlük 2 akçe, Cuma günleri çalışanları tesbit ederek ödemeleri yapacak,
• Ferraş ( temizlikçi hademe – camiyi süpürür) günde 5 akçe ( müezzinlerden hangisi münasipse ona verilebilir),
• Kandilci, günde 2 akçe,
• Senede 50 akçe aydınlatma için rugan-ı zeyt alınmasına,
• Her sene ber’at gecelerinde mihraba 20 kıyye şem’a ( şamdanlık mum) alınması,
• Han-ı Kebir’de ( Sulu Han’da ) fecr, öğle ve ikindi vakti cemaate imam olana günde 3 akçe,
• Ankara çeşmelerinin arızasını gidermek amacıyla tamir ve tadilat için Meremmetciye günlük 8 akçe,
• Vakfın tevliyeti günlük 20 akçe, evlâd-ı evlâdına, mümkün olmadığında başkent şeyhülislamın kethüdasına meşrut ola…
• Kâtip ve tahsilara ( cabiye) günlük 5 akçe,
• Başkentte bulunan şeyhülislâmlar vakfa nezaret ve himaye şartıyla günlük 10’ar akçe,
• İstanbul’da şeyhülislam tarafından münasip görülen bir arsada 12 adet odalı, 1 dershane binası, yetkili 3 müderris ve ulemadan 3 kişiye tevcih edilmesini, her biri haftada iki gün medreseye gelip mimari- bayındırlık dersi verimesini ve danışmanlık yapmasını, medrese-i Ulâ’da Müderris olana yemiye 50 akçe, Medrese-i Sani’de müderrsi olana 40 akçe, Medrese-i Salis’te müderris olana 30 akçe verilmesini, tevliyetinin Şeyhülislâm Kethüdaları tarafından yapılması ve günlük 10 akçe verilmesi, öncelikle eserlerinin tamiri, gelir fazlası olur ise gelir getirici emlak satın alınmasını,
24 Mayıs 1686 tarihinde aşağıdaki şahitler huzurunda şart olarak ileri sürülmüş ve kabul edimiştir.

Şahitler :
Mefhar’ülkuzat’il İslâm Kethüdazâde Abdurrahman Efendi,
Fahr’ülmüderris’ül kiram Semi Mehmed Efendi tezkereci hazret-i vâkıf,
Fahr’ülmüderris’ül kiram Hayatizde Ebubekir Efendi,
Umdet’ül müderrsi-i kiram Uşşaki Mustafa efendi,
Fahr’ül müderris’ül kiram Ali Efendi eşşehir Başmakcızâde.
Fahr’ülmüderrisin Hüseyin Efendi eşşehir kadızâde,
Mehmed Çelebi ibni İbramimül keşşaf,
Mefhar’ülmüderrisin Mehmed Efendi Tabii hazret-i muvakkıinnaib,
Mefhar’ülkuzat Ali Efendi Kethüda-i Hazret-i Vâkıf,
Mefhar’ülkuzat Hasan Efendi,
Abdullah Çelebi ibni Mustafa Ali Çelebi ibni Halil,
Ve gayrihüm minel huzzar, ( Ve hazır bulunanlar ).

İstanbul’da inşa edilecek medresenin yerini ve tevcihini şeyhülislama bıraktığı düşünülürse vakıf yapıldığı Gurre-i Receb 1097 H./ 24 Mayıs 1686 tarihinde Saraçhane- Belediye Sarayı arkasında bulunan medresenin yeri, vakfın yapıldığı tarih olan 24 Mayıs 1686’da belli değildir. Zaten vâkıf ta iki yıl sonra ebediyete intikal etmiştir. Dolayısıyla ondan sonra gelen Şeyhülislam ve babasından üç sene sonra vefat eden oğlu Hasan Efendi tarafından vakfiye şartının yerine getirildiği düşünülebilir.

ŞEYHÜLİSLAM MEHMET EMİN EFENDİ’nin 24.05.1686 TARİHLİ VAKFİYESİ

Ma tezammne hazelkitab veştemele aleyhi mantukuhu min te'sisi aselil vakfi veşşurut ve tertibül masarifi alennamatil mebsut cera hükmuhu ledeyye ve tahakkaka beyne yedeyye ve inni hakemtü bissıhhati vellüzum filhususi velumum alimen bilih-tilaf fi emril Evkâf indel eimmetil eşraf vel ecilletil¬ eslâf ve ene abdülfakir ileyhi subhanehu ve tealâ İbra¬him bini Abdilhay elkadı bimedine-i Kostantaniyyetil mahmiye humyet anil âfati vel beliyye .
Bihazihissuretü mutabikatün liasliha elmumzel mahtum nemakahül fakir ileyhi subhanehu Mehmet elkadi biaskeri Rumeli Afa Anhü.

,
Subhaneke Allahümme tebareke yamen biyedihil hayrü velcud ve leyse filhakikati ğayruhu bimevcud ve teâlâ ceddtike ya vacibel vücud ya faizel cud. veya gayete külli maksud lekel hemdü alâ hidayetike bişira'i cevahiril ücuril bakıye bilarezil faniye velekeş şükrü alâ tevfikıke libey'i zevahiril umurid dünya viyyetid deniyye biizairri yazil uhreviyyetis seniyye enellezi amme vakfü keremike alâ ebnaiz¬zaman fesubhâneke lâşey'e illâ minke ve ileyke velâilâhe gayrüke velânercu illa hayrüke salli vesellim alâ nebiyyike medinetil ilmi ve hazinetil hilmi seyyidina ve senedina Muhammedil Muallimi turu¬kel hayrati velhasenat ve ala Alihi ve sahibihillezine seav fi teksi¬ri mealimil hayrât ve tevfikı merasimil meberrat işbu akdi metini hasenatı hisanı pür ihsanın nakıdi mehri muacceli ve akdi semin! tavrı cinan-ı cavidânın akıdi ecri müecceli hitabı celile-i necat ve talibi akıle-i cemile-i derecat-ı küfvü keffi muhedderatı hayratı hi¬san ( lemyatmishünne insün kablehüm velâcan ) fahli fuhuli rical merdi merdani fazlü kemal havi'i fezâili bahire Camii kemalatı batı¬na ve zahire elmevlen nihriril ahadiyillezi müliyet üznüddehri bi-sıhhati fazlihi veştehere fi aktaril ardi kemalü birrihi ve adlihi vahidü ahdihi ve yesbihu vahdehu hale revnak dihi Sadaret-i Rum olan Hazreti Mehmet Efendi hefazahullahü tealâ cevahire zatibi min isabetil a'raz ve evsalehu fiddareyni ilâ gayetil i'raz vaktaki d!dei durbini iyma¬nı kâmil ve ayni yakini irfanı şamil ile muayene-i kesreti inkılâbı âlem ve müşahede-i sürati nüzul ve irtihali beni adem edüp sudü zlya¬nı havadisi leyali v’el eyyam manende-i feresan hem 'inan olduğuna vâkıf ve mukaddemât-ı akıme-i fesattan istintac-ı selâh ve felâh mümteniül imkan idüğine arif olmağin (.maindeküm yenfedu vema in¬dallahi) mefhumu şerifi tab’ı pâki seriiI idraklerine münsak ( vema tukaddimu lienfüsiküm min hayrin teciduhu indallah ) mantıku münifinden zihni pür intibahları ağâh olmağla sebebi bakâyı zikri cemil ve baisi ecri cezil olan hayrat ve hasenat savbına atfı inan-ı azimet ve sarfı z!mamı himmet buyurduklarından sonra tarafı balâ izzü şereflerinden vakfı atilbeyan-ı ikrara badehu davayı ru¬cu'a vekil nasb ve tayin olunduğu Fahr’ül-Müderrisin Mehmet Efendi ve Hasan Efendi ibni Abdullah nam kimesneler şehadetleriyle şer'an sabit olan umdet’ül Müderrisinil kiram Cevheri zâde Mehmet Efendi Meclis-i Şer'i şerifi Ahmedi ve mahfeli dini münifi Muhammedi’de vâ¬kıfı kerimüzzat vekkahallahü tealâ anil âfat hazretlerinin vakfı caizzikre lieclittescil mütevelli nasb ve tayin buyurdukları Şeyh Mehmet Efendi ibni Halil Efendi mahzarında neşarı elfazı güherbar edüp bilvekâle ikrarı sahibi şer'i ve itirafı saribi mer’i eder ki müvekkilim vâkıfı müşarünileyh dame müşarünileyhi bilbenen hazret¬leri Hak Celle ve alanın (innema ya'müru mesacidallahi men amene billahi velyevmil ahir) nazmı kerimine musaddak olan zümre-i erbabı hayrat vâkıfa vasıl ve Hazret-i Risaletpenâhın (menbena mesciden lillahi benallahü lehu beyten filcenne) Hadis-i Şerifi ile amele mu¬vaffak olan fırka-i ashabı meberrata dahil olmağin Vilâyet-i Anadolu’da maskatı reisIeri olan Medine-i Ankara’da amme-i müslimin için bun¬dan akdem müceddeden bir Camii Şerif ve ma'bed-i lstif bina ve ihya edüp izni şerifleriyle içinde cemaati müslimin evkâtı hamsede eda'i. salatı mektube ve ibadeti mendube etmededirIer.

Ve yine Medine-i mezburede Camii mezbur kurbünde bir dershane ve on bab hücreyi müş¬temile bir medrese-i müessese bina ve ihya buyurdular ki hâlâ hüce-râtında izn-i şerifleriyle talebe-i ulûm sakin olup ifâde ve istifade etmededirler ve yine Medine-i mezburede Camii Şerif-i mezkür kurbün¬de bir mektebi lstif bine ve ihya buyurdular ki hâlâ izni şerifleriy¬le içinde sıbyanı müslimin ve gılmani muvahhidin talimi Kur'an-i âzim ve kiraeti Furkan-î Kerim ederler ve yine medrese-i mezbureye mutteasıl bir dar’ül-kurra bina ve ihya buyurdular ki hâlâ içinde izni şeri~ leriyle talim ve teallümü Kur'an okunmaktadır. Ve yine Medine-i mez¬burede Uzun Çarşı kurbünde Han-ı Kebir denilmekle marut hanın içinde müceddeden bir mescidi şerit bina ve lhya buyurup salâti mektube vesair ibadat-ı mesnune için nâse izin vermeleriyle hâlâ içinde eda-i sâlat ve taat ve ibâdet olunmakdadır. Ve yine mescid-i mezbur kürbünde bir çeşme ve şadırvan bina ve ihyâ buyurmuşlardır ki izni şerifleriyle amme-i nas intifa' ve istimal eylemededirler. Ve yine Medine-i mezburede müceddeden yirmi beş adet çeşme bina ve ihya ve her birine kanevatı memlükeleriyle kadri kifaye ma-il eziz ceryan edüp âmme-i nâse izin vermeleriyle hala muhtacin şürb ve istimal ederler tekabbelallâhü tealâ hayratehu pes imdi bu mecari hasenatı salifüzzikir ve beyanı hayratı sabikuzzikrin herbiri kemâyenği itmam ve kemali ihtimam ile ihtişam buldukta bu kitab-ı mıs¬kin erkam ismi samisi ile semti ittisam bulan v8kıf-ı müşarünileyh hazretleri bâlâda ziklr ve beyan olunan Camii şerif ve mescidi mü¬nif bade ikrar-ı tarik ve medrese ve Dar’ül-kurra ve Mektebi ve yirmibeş adet çeşmeleri ve kanavatı mezkûre-i ve ana tebaiiyetle icra buyurdukla¬rı suyu bicümletittevabi' vellevahik âmme-i mü'minin ve mü'minata hasbeten lillâhi teâla vakf ve'habs eylediler vakfen sahihan şer'¬iyyen ve habsen sarihan mer'iyyen haviyen aeşşerait ve camian alel erkâ-ı vezzevabit ve bade zalik vâkfı müşarünileyh Hazretleri bu mecarii meberratın vezaif ve varidatı kaime ve masarif ve ihracat-ı daime olmak için hâlâ havza-i tasarruflarında olan emlakinden olup Medine-i mezburede İplik Pazarı’nda vaki' bir taraftan pazaryeri ve üç taraftan tarik-i am ile mahdut yirmi dört bab fevkani ve yirmi üç bab tahtani oda ve iki ahur ve kenifi müştemil arsası senede merhum Doğan Bey Vakfına on esedi kuruş mukataalu ve binası Milk Hanı sagir demekle maruf hanı ve hanı marülbeyanın At Pazarı’nda mürur eden tarik-am tarafında olan duvarının taşrasına mülâsık birbirine muttasıl dokuz bab kemer dükkanı ve Penbe Hanı demekle mürur eden tarik-i am tarafında olan duvarına mülâsık birbirine muttasıl altı bab kemer dükkanı ve İplik Pazarına açılan kapusu haricinin iki tarafında mebni dört bab dükkanı ve yine Medine-i mezburede Uzun Çarşı kurbünde etrafı erbaadan tarik-i am ile mahdut altmış üç bab fevkani ve otuz bab tahtanî odaları ve bir musluk ve iki ahurunu ve sekiz kenifini ve dalı!!inde mebn dört bab dükkân-ı müştemil arsası senede merhum Hasan Paşa vakfına. Dokuz akca..mukataalı ve.binası milk Han-ı Kebir demekle maruf hanı ve ana muttasıl bir Tahmis dükkânı ve Tahmis-i mezküre mülasık onbir bab dükkanı ve hanı mezkürun taşra duvarlarına mülâsık yirmi bir bab kemer dükkanları ve ha¬nı marül beyanın kapuusu haricinde olan dört bab dükkanı ve han-ı mez¬kürun kapusu karşısında olup Müderrsiszâde Abdurrahman Efendi’den iştira olunan arsası ve binası miIk yedi dükkân ve yine Medine-i mezkürede Saraçhane sukinde vaki Hidâyetullah Efendi zâde veresesinden iştira olunup bir taraftan Naip zade es-seyit Mehmed Efendi milki ve üç taraftan tarik-i am ile mahdut olan birbirine muttasıl sakafi vahit altında yirmi altı bab dükkanları ve yine suki mezburda vaki bir taraftan Hüseyin nam kimesne milki ve bir tareftan Emirüddi nam kimesne milki ve bir taraftan Şaban nam kimesne milki ve bir taraftan tarik-i am ile mahdut birbirine muttasıl iki bab dükkanı ve yine Medine-i mezburede bezciler sukinde vaki bir taraftan Mahmut Paşa vakfı ve bir taraftan Mehmet nam kimesne milki ve iki taraftan tarik-i am: ile mahdut bir bab dükkanı ve yine Medine-i mezburede Belkıs Mahallesinde vaki etrafı erbaadan tarik-i am ile mahdut olup arsası senede :merhum Hasan Paşa Vakfına (…açık) akca mukâtaâlu binası milk çifte hamama ve yine Medine-i mezburede Debbağhane kurbunde arsası Akmedrese vakfına senede altı kuruş mukataalu ve binası milk tek hamamı ve yine Medine-i mezbure kurbunde Bend Deresi demekle maruf su ile dair bi¬nası milk ve arsası senede merhum Ahi Şerefeddin Vakfına üçbin ekca mukâtaalu olup Uzunoluk demekle maruf olmağla tahdit ve tavaiften 'müstağni bir göz âsiyâb-ı dakik ve yine Medine-i mezburede kazlık tabir olunan mahalde vaki arsası mukataalu ve ebniye ve eşcarı milk olup vakıfı müşarunileyh hazretlerine intima' ile tahditten müstağni mak¬bele tabir olunur üç kıt'a bahçenin ebniye ve eşcarını ve yine medi¬ne-i mezbure muzafatından Bağlum nam karyede Kayapınar demekle maruf ma'icari kurbünde vaki arsası mukataalu ve kürumu milk iki kıt'a bağları ve yine İstanbul kurbunde Beykoz kazasına tabi' Kanlıca nem ma¬halde vaki üç taraftan tarik-i am ve bir taraftan bazan Mehmed Odabaşı ve bazen da Derviş Paşa bağı ile mahdut arsası senede üçyüz akca mukataalu arzı Mir-i ve eşcar ve kürumu müştemil milk bağı yedIerinda milk ve hakkı olduğu halde bicümletittevabi' vellevahik ve kaffet’il hukuk v’el-merafık hasbeten lillâhi tealâ vakfı sahibi şer'i ve habsi saribi mer'i ile vakf habs eyleyüp şöyle tayini şurut ve tebyini kuyud buyurdular ki zikri mürur eden iki han ve hamam ve tahmis ve dekâkin ve âsiyab ve makbelelerden herbiri yedi mütevelli ve ecri misilleriyle icar ve istiğlal olunduktan sonra hasıl olan ribih ve galleden camii mezburede vaz' olunan kürsüde zühd-ü salâh ile mevsut ve ilmi tefsir ve hadiste meharet ile maruf takrir ve tahkiki hasen ve vaaz ve nasihatı müstahsen bir kimesne haftada Cuma günlerinde akabi salati Cumada cemaati müslimine vaaz ve nasihat eyleyüp mukabe¬lesinde beher yevm on akça vazifeye mutasarrıf ola ve bu zikr olunan kürstide kezalik evsafı mezküre ile mevsuf bir kimesne dahi haftada isneyn günlerinde bade salât-i zuhur tefsir ve hadisten cemaati müslimine vaaz ve nasihat eyleyüp mukabelesinde yevmi altı akce vazi¬feye mutasarrıf ola ve zikrolunan Medreseye fünunu şettaya mahir ve istihracı ulûmi nafiâ’ya kaadir bir âlim ve âmil kimesne müderris olup atil günlerinden gayri eyyamı mu'tadede telebe-i ulâma istirdatları olduğu fenden ders talim edüp mukabelesinde beher yevm otuz akça vâzifeye ve zikri mürur eden Kayapınar kurbünde olan büyük bağa muta¬sarrıf ola ve Medrese-i mezburenin on adet hücresinin her birinde sa¬kin olan talibi ilme yevmi üçer akça verile ve Medine-i mezburede Ahi Yakup Mahallesinde Vakıfı müşarunileyh hazretlerinin mahdumu müker¬remleri Fahr’ül mevlelizam Hasan Efendi’nin bina eylediği mescidi şe¬rifte fünunu şettada tedrise kadir bir kimesne dersiam olup eyya¬mı mutadede talibine teallüm ve ifade eyleyüp yevmi on akca vazifeye mutassrrıf ola ve zikri murur eden dâr’ül-kurrada ilmi kıraette faikul ¬akran bir mücevvid ve ehli kur'an kimesne şeyhülkurra olup tatil gün¬lerinden maada eyyamı mutadede talibine tecvid ile talimi Kur’an-ı azim’üşşan eyleyüp mukabelesinde yevmi beş akca vazifeye marüzzikir Kayapınar kurbünde olan küçük bağa dahi mutasarrıf ola ve camii mez¬burede mütteki ve perhizkar ehli Kur 'an ve sahibi vakar bir edib-ü lebib kimesne hatip olup cüma ve İydeyn günlerinde eda'i hizmeti hi¬tâbet edip mukabelesinde yevmi yedi ak.a vazifeye mutasarrıf ola ve yine camii mezkûrede İmâmete şayeste ve salabu takva ile araste ehli Kur'an ve hoş elhan kimesne İmam olup bade edail-i hlzmetine yevmi on akca vazifeye mutasarrıf ola ve yine marüzzikir camii şerifte salih ve nik nefes ve hoş â’vaz ve ehli nefes iki nefer kimesneler müezzinler olup evkati hamsede ve cümat ve ayadda eda-i hizmet mukabelesinde her biri yevmi beşer akça vazifeye mutssarrıf ola ve yine bir kimes¬ne selâ müezzini olup cuma günlerinde salâti cumaya salah ve ayadda hizmeti te’zini kemayenbaği eda edüp mukabelesinde yevmi iki akçe va¬zifeye mutasarrıf ola ve yine camii mezburede altı nefer ehli Kur'an kimesneler devirhen olup Cuma günlerinde eda-i hizmet eylediklerinden sonra her birisi yevmi ikişer akça vazifeye mutasarrıf olalar bu al¬tı nefer kimesnelerden birisi ser mahfil olup bu mukabelesinde dahi yevmi bir akca vazifeye mutasarrıf ola ve zikrolunan mahfelin hizmeti camii mezburede hatip olanlara meşruta ola ve bir kimesne dahi muarrif olup camii mezburede cuma günlerinde kaide-i mukarrere üzere muarriflik hizmetini eda ede ve asbab-ı hayrat ve âmme-i müslimin ve müslimata hayır dua edüp hizmeti mukabelesinde yevmi iki akca vazi¬feye mutesarrıf ola ve yine Camii mezkürede bir nazif ve pak ve çallâk kimesne ferreş olup kemayenbaği hizmetini edadan sonra mukebele¬sinde yevmi beş akca vazifeye mutasarrıf ola ve zikrolunan hıdemati feraşet Camii mezkürde müezzin olanlardan hangisine münasıp ise ana tevcih oluna ve yine Camii mezkürede bir müciddü sâi kimesne kandili olup Ramazanı Şerif ve sair leyalide iykadı kanadil hizmetini edâ edüp mukabeleainde yevmi iki akca vazifaye mutasarrıf ola ve yine Camii mezkürede iykâd olunmak üzere beher yevm altı akca mum ve kandiller içün senede elli kıyye ruğan-ı zeyd ve her sene ber’at gecelerinde Mihrab önünde iykad olunmak için yirmi kiyye şem'issel alıve¬rile ve bâlada zikrolunan Han-ı Kebirin dahilinde vaki' mescidi şe¬rifte bir salih ve ehli Kur'an kimesne imam olup fecir ve öğle ve işa' üç vakitte cemaati müslimine imamet edüp mukabelesinde yevm üçer akça vazifeye mutasarrıf ola ve Medine-i mezburede mahallat-ı müteaddidede bina eyledikleri çeşmelerde.ceryan eden ma'ilezizin şe¬hirden taşra menbaından şehre gelince olan mecrasına fende mahir bir kimesne su yolcu olup ledel iktiza imâret ve meremmet hizmetini kemayenbegi edadan sonra mukabelesinde yevmi beş akça vazifeye mu¬tasarrıf ola ve marüzzikir su yolunun şehir kenarından her bir çeş¬meye gelince olan mecrasına dahi bir üstad kimesne su yolcu olup mahalli mezburda imâret ve meremmet iktiza eden mevaziini imâret ve meremmet edüp mukebelesinde yevmi sekiz akça vazifeye mutasarrıf ola ve o çeşmelerde müntefit olan ehali'i mahallâtın İmamları su yollarına hasbi nazır olalar ciheti tevliyet yevmi yirmi akça olup vâkıfı müşarünileyh hazretleri mademki lâbisi libas.. hayat olalar tevliyeti mezbure zat-ı sutude-i sıfatlarına ve badehu evlâdlarına ve evladı evlatlarına meşrut ola evlâdı evladından sonra Dar’ıssaltanatta .şeyhülislam olanların kethüdalarına meşruta ola ve uslubu rakam¬da mahir iffet ve istikameti zahir bir muhasip kimesne vakfı mezbu¬re kâtip ve hem câbi olup bu iki hizmet mukabelesinde yevmi beş ak¬ca vazifeye mutasarrıf ola ve müvekkilim müşarünileyh hazretleri evkafı mezkürelerine hayatta oldukca kendileri nezaret buyurup badehu Dar’üssaltanat-ı Aliyye’de ziynet efzayı sadrı ifta ola şeyhülislâm hazretleri eltafı şamile ve i'tafı kamilelerinden nezaret ve himâyet buyurup yevmi onar akçaya mutasarrıf olalar ve vezaifi mezküre ve masarifi mezbureden sonra baki kalan fazlaya vakıfı müşaranileyh dame müşare bilbenanı ileyh hazretleri keyfemayeşa' mutasarrıf ola¬lar badehu fazla-i mezküre evlatlarına meşrut ola badel inkirazil evlâd nazırı müşarünileyh şeyhülislam hazretleri marifetlerile faz¬la-i vakfı mezkür ile Dar’ühilâfet’il Aliyye Kostantaniyyet’il Mahmiye. de münasıp olan mahalde bir arsada oniki adet hücre ve bir dershane bina olunup üç medrese olmak üzere dahil ve hariç itibariyle ûlemâdan üç müstehik kimesneye tevcih olunup her biri haftada iki gün medre¬seye gelüp danişmendlerine ulüm ve nafiaden ders talim ettikten sonra medrese-i ulâda müderris olana yevmi elli akça ve sanide müderris olana yevmi kırk akça ve saliste müderris olana yevmi otuz akça verile ve ol medresenin vazife-i tevliyeti dahi yevmi on akça olup tevliyeti mezbure dahi şeyhülislâm kethüdelarına meşrut ola ve ev¬kaf-ı mezburenin tebdil ve tağyiri ve vezaif ve masarifinin tevfir ve teksiri ve erbabı vezayifin idhal ve ihracı merreten bade uhra müvekkilim vakfı müşartinileyh dame mebsuti bilmükerrematı yedeyh hazretlerinin yedi kerime-i mekrimet şemimelerinde ola ve Cenab-ı Hâk ve feyyazı mutlak evkafı mezküreyi sabit ve daim eyleyüp vehni ha¬lelden hıfz eyleye Amin.

Eğer ber muktezayi surufu savarif gallâ¬tı evkafı mezbureyi masarıfı mezkure sarfa havadisi mania ve beva¬isi vakıa zuhur edüp şurutu mezküre riayet bilkülliye müteazzire olur ise mecmuu gallât fukarayı ehli islâma tesadduk ve it'am olu¬na deyu müvekkilim vakıfı müşarünileyh veffekallahü lime yecibü ve yerdahü veceale uhrahu hayre min evvelihi hazretleri şüğuli temhidi şuruttan farigul bal ve kaydı takyidi kuyuttan asude-i hâl ol¬duktan sonra bâlada mastur olan hanlar ve dükkanlar ve hamam ve makbeleler ve bağları şevağili maniadan ari ve hâli olduğu halde mütevellii mumaileyhi tarihi kitaptan altı ay mukâddem mahallerin¬de kabza taslit olarak vechi şer'i ve tariki mer'i üzere her biri¬ni mahallerinde kabz ve tesellüm edüp ve sair mutasarrıfanı evkaf ve mütevelliyanı eslâf gibi tasarrufu tam ve riayeti merasimi şu¬rut ve kuyuda sarfı ihtimam eylemiştir deyu bilvekâle itmamı meram ve ittifakı kelâm eyledikte mütevellii mumeileyh dahi vekili müşa¬rünileyhi ikrarı mukarrer ve itirafı muharrerelerinde vicâhen tas¬dik ve evk3afı mezküre dahili hasmı hasimi kabz ve tasarrufu olduğunu şifahen tahkik ettikten sonra vekili mumaileyh neşri irfan ve ikameti burhan ile sureti evkafı mezküretil evsaftan bilvekale selbi şiarı vakfiyyet lakin manen her birine iycabı hükmü lüzumu ve sıhhatı için nasbı cedel ve tasviri müddea ve istintacı şekli evvel üzere mütevell-i mezbur üzerine takriri dava edüp İmam-ı â’zam ve hü¬mamı akdem ve a'lem Numan ibni Sabit küfi cuziye hayrelceza hazret¬leri katında vakfı akar sahih olup lakin lazım olmaz ve ciheti me¬berrattan bir cihete mevkufe mukataalu arsa üzerinde olan ebniye ve eşcarı memlükenin ciheti uhraya vakfiyyeti bazı meşayihi kiramam katlarında sahih olmadığından maada vakıf menfaatı vakfı bazan veya küllen nefsine şart etmekle imamı Muhammet ibni Hasen-işşeybani Hazretleri katında vakıf batıl olup binaen alazalik bâlâda zikrolunan akarat ve ebniyye ve eşcarın bicümletiha vakfiyyetlerinden bilvekâle rucu ettim. Mütevelli mezbur bervechi muharrer makbuzatını gerümüvekkilim vakıfı müşarünileyh hazretlerine red ve teslim ile te¬ferruu zimmet ve kemakân milki sârihine iadeleri birle tahkıki emanet etmesini taleb ederim, sual olunsun deyu nakzı vakfa ilhak ve ibram ve müvekkili müşarünileyh tale bekahu hazretlerinin mil¬kine istirdadına vaz'ı akdem ettiklerinde mütevelii reşit mebanii vakfı teşyid için vekili bihilbeyan ve fasihül lisan adabı bahsi müdellel ve uslubu hakimi mukavvel ile tevcihi hitabı müsteab ve reddi cevabı basevab edüp eğerçi hal bast olunan minval üzere olduğu mukarreratı umurdan ve müsellematı cumhurdandır lâkin, vakfı akar imamı Yusuf hazretleri katında şartı mezküre müsadif dahi olur ise vakıf mücerret vekaftü demekle lazım olup ve bervechi mu¬harrer mukataalu arsa üzerinde olan milk ebniye ve eşcarın dahi ciheti ühreya vakfiyyeti bazı meşeyihi kiram katlarında sahihtir, deyu vucuhi vecibi ihticac ile nizâ' ve red ve teslimden imtina' edüp vekili mumaileyh ile sadrı kitabı muvakkı hakimi hasimi rebâbani ve fadılı nihriri samedani hazretlerine müterafian ve herbiri mübteasınca faslu hasme taliban olduklarında ol seccade nişini şer'i mübin ve emini ahkamı din ve metin hazretlari dabi kaziye-i, münaziun fihanın mevzu' ve mahmulüne vakıf ve sureti mefruun anheanın illet ve malulüne arif olmağla ihatai eşkali tesisi evkafta bezli makdur is 'af ve ihatâ-i eşkali tarafı hilefta nasbı nefsi insaf edüp canibi vakfa nazarın evla ve ahre görmeğin ilmi şamilleri muhiti maili hilâf ve fehmi kâmilleri müdriki mevazii ihtilâf ol¬duğu halde alettafsil zikrolunan akaratın hazreti imamı sani kavli şerifleri üzere lüzumuna ve mukataalu arsa üzerine mebniyye ve' mevruse milk ebniyye ve eşcarın ciheti uhraya vakfiyyetinin sıhhati¬ne sahib olan meşayihi kirem mezheb ve re'yleri üzere zikrolunan ebniye ve eşcarın vakfiyyetinin sıhbatine ve zımmi vakıfta olan şurut ve kuyundu mezkürenin dahi sıhhatine vekili mumaileyh mahza¬rınde hüküm ve kaza ettikten sonra vekili mumaileyh hükmü mezbur ile kani' olmayup girvei inanı takririn semti nakline şu vechile sarf eyledi ki vakfı akarın lüzumuna hüküm olunmağla benim için ol hususta eğerçi cayı kelam kalmadı amma akaratı mezküreden maa¬da balada alettafsil zikrolunan evkafı eğerçi hükmü mezbur ile indel kül sahih olup sıhhat mücmaun aleyh olmuştur lakin siracül mille tacül eimme Ebu Hanife ibni Sabit âleyhi rahmetullahi teâla katında sıhhat lüzumdan münfek idüği lârebdir ana binaen babı rücu' münselib değildir deyu bilvekale tekrar daveyı rücu' ile akardan maada yine müvekkilinin milkine istirdad edecek mütevelli mumaileyh cevabı basevaba şuru' edüp filhakika hal bast olunan minval üzeredir amma kaçan vakıf sahih olsa müstelzimi lüzum olma¬sına imameyni müşarünileyha Ebu Yusuf ve Muhammed ibni Hasan ittifak etmişlerdir deyu mümaileylıimanın mezhebIeri üzere akardan maadanın Iüzumurıa dahi hüklim taleb edicek hakimi mumeileyh hazretteri dahi enifen zikrolunan mukataalu arsalar üzerinde olan milk-i ebniye ve eşcarın vakfiyyetinin luzumuna dahi imameyni müşarünileyh hima hazretleri mezhebIeri üzere mahzarı vekili mumaileyhte hükmü sahih-i şer’i ve kaza-i sarihi mer'i kılmağa hükmü sabitin ihkam ve niza' ve cidal bu vech üzere infisam bulmağın bedelyevm mezkuratın cümlesini vakfı lazımı merfuul hilâf nafiz bilittifak vakf ve habsi müebbedi mlimteniül itlak olup min baad bivcehin minel vücuh ve¬ tarık-ı minettarık naksu nakzına imkan ve vakıfı müşarünileyh enemallâhü teâla fiddareyni aleyh hazretlerinden gayri tebdil ve tağyire ve tahviIi meşrut ve kuyudu taarruza dahi derman kalmamıştır. Esteizübillah (femen beddelehu bademasemiahu feinneme ismuhu alel¬lezine yübeddilunehu innallahe semiun alim) ve ecrül vakıfi alel¬hayyil cevedilkerim cera zalike ve hurrire fi gurre-i Recebilferd lisene seb'a ve tis'ine ve elf. Min Hicretinnebeviyye aleyhi afdalüssalat ve ekmelüttahiyyat ve alâ alihil kiram ve sahbibil fiham sene: 1097
Şahitler :
Mefhar’ülkuzat’il İslâm Kethüdazâde Abdurrahman Efendi,
Fahr’ülmüderris’ül kiram Semi Mehmed Efendi tezkereci hazret-i vâkıf,
Fahr’ülmüderris’ül kiram Hayatizde Ebubekir Efendi,
Umdet’ül müderrsi-i kiram Uşşaki Mustafa efendi,
Fahr’ül müderris’ül kiram Ali Efendi eşşehir Başmakcızâde.
Fahr’ülmüderrisin Hüseyin Efendi eşşehir kadızâde,
Mehmed Çelebi ibni İbramimül keşşaf,
Mefhar’ülmüderrisin Mehmed Efendi Tabii hazret-i muvakkıinnaib,
Mefhar’ülkuzat Ali Efendi Kethüda-i Hazret-i Vâkıf,
Mefhar’ülkuzat Hasan Efendi,
Abdullah Çelebi ibni Mustafa Ali Çelebi ibni Halil,

Ankara Şer’i Sicilleri, 119 Numaralı Defterin 40.sayfa,132 sırasında kayıtlı 14 Zilhicce 1151 H. / 25.03.1739 tarihli belgede :

Şeyhülislâm Ankaravî Mehmed Efendi’nin Ankara’daki Evkâfına bilfiil kaymakam mütevelli olup, sahib-ü hâzel kitap Umdet’ül-Müderrisin’il-kirâm Hafızzâde Esseyyid Mehmed Efendi ibn’il merhum Esseyyid Mustafa Efendi Meclis-i Şerifte; Ankara İplik Pazarında bulunan küçük hanın küçük kapısı iki tarafında olan iki dükkân, kapı üzerindeki iki oda, hanın güney duvarındaki 9 adet kemerli dükkanın kepenkleri üzerinin her biri tamir muhtaç olup, yeniden yapılması gerekmektedir.

Mahkemeden Mevlânâ Fahr’ül-Müderrisin Pîr Mehmed Efendi, ibni Muslihiddin Efendi, Vakfın Kâtibi Osman Efendi, Hassa-i Mi’mârândan üstad Yusuf ve Mehmed bin Halil’in tek tek gördükten sonra eserlerin onarımı için kalem kalem keşif özeti çıkarmışlardır :

1.Küçük Kapının kârgir olması münasebetiyle, taş, kireç, üstâdiye ve amele için 8 kuruş,
2.Kapı tarafındaki iki dükkân, kapı yeri, 3 dükkan, bir araba soyma kıymeti 3 kuruş,
3.Altısı bir araba ta’bir olunur bir araba kereste kıymeti 4 kuruş,
4.300 Bedâvet tahta kıymeti 7,5 kuruş,
5.Mismar ve kulap kıymeti 5 kuruş,
6.Üstadiye ve ırgatiye yemeğiyle 6 kuruş,
7.Kapı üzerindeki 2 oda için dururiye ta’bir olunan 6 araba kereste, 4 kuruş,
8.600 adet Bedâvet tahta kıymeti 7,5 kuruş,
9.Mismar kıymeti 5 kuruş,
10.600 taban kiremitiü kıymeti 5 kuruş,
11.İki araba kireç, kıymeti 5 kuruş,
12.Saka ( sucu ) ücreti 3 kuruş,
13.Üstadiye ve ırgatiye 5 kuruş,
14.Dokuz adet kemer dükkanları zahırlarına takoz ta’bir olunur kuşaklık 10 araba, kereste kıymeti 30 kuruş,
15.Altına 3 araba kereste kıymeti 9 kuruş,
16.Yirmi seri ta’bir olunur beş araba hatıl, kıymeti 15 kuruş,
17.İki yük Bedâvet tahta, kıymeti 25 kuruş,
18.Kepenklerine ve bölmelerine 2.000 evan tahta, kıymeti 50 kuruş,
19.Sekiz bir ta’bir olunur harç ve peştvane ta’bir olunur kesme mismar kulap, kıymeti 50 kuruş, Üstâdiye, ırgatiye ve yemek bedeli 25 kuruş,
Tamamı:296 kuruş ile ancak bina ve tamir olunur, bundan noksan olmaz diye ittifak etmişlerdir. 14 Zilhicce 1151 H./ 25.03.1739 M.

Şahitler :
Elhac Mehmed Ağa ibnilhac İbrahim,
Esseyyid Abidin Çelebi ibni esseyyid Ali,
Mehmed Ağa bin Mevlüt,
Hüseyin Çelebi ibni Şahin,
Mehmed bin İlyas,
Elhav İbrahim Bini hac Ali,
Ali Beşe ibni Mehmed,
Osman Çelebi ibni Abdullah,
Ali Çelebi,
Molla Abdullah bin Abdurrahman,
Hüseyin bin Mustafa.

Karacabey Torunlarından Kocabeyzâde Abd’ül-hâdi’nin Tahtakale Hamamı Hakkında 1155 H./ 1742 Tarihli İlâm

Sebebi tahrir ve kitap oldur ki;

Medine-i Ankara’da Hucendi Mahallesi sükkânından Kocabeyzâde demekle arif es-seyyid Mehmed Abdülhâdi Efendi ibni es-seyyid Mehmed Efendi nam kimesne Meclis-i Şer’i Şerifi enverde takriri kelâm edüp anaslin İshak Paşa Evkâfı müstegilâtından olup Medine-i mezburede vaki Tahtakale sükında kain şöhretine binaen tahdid-ü tavsif¬den müstagni Tahtakale Hamamı demekle şehir Çifte Hamam işbu yedimde olan bin doksan iki senesi tarihiyle müverrah keşif hücceti natık olduğu üzere müruru eyyam ve kürurü şühuri âvam ile bil külliyye harab olub tarafı vakıfdan tamir ve termime müsaade olmamağla tarihi merkumda vakfı mezbur mütevellisi olan Zeynelabidin Ağa hamamı mezkuru n b-ilizn’iş-şeri enkazı mevcudesin suki sultanide kiraren ve miraren ba'd-eI-müzayede ve inkitair ragbe Hızır Ağa nam kimesneye bin iki yüz kuruşa ve arsasın ecri misli olan senede üç bin akça mükataa ile icar ve tefviz ve arsa-i mezburede her neki bina ve ihdas ederse kendi mülkü olmak üzere binaya bit-tevliye izin, verdikde ol dahi ber minvali meşruh enkazı mezbureyi iştira ve arsa-i merkume tefevvüz ve kabul ettikten sonra hamamı mezburu mücecdeden kendi malile nefsi için bina edip tasarruf üzre iken fevt oldukta sulbi oğlu Mustafa Bey nam, kimesneye intikal edüb ol dahi bir¬ müddet ber minvali muharrer mülkiyet üzere mutasarrıf olup bin yüz onbir tarihinde hamamı mezkûrun binasını bana bey ben dahi badel-iştira arsa-sın dahi ba marifeti mütevell-ii Vakfı mezbur senede canibi vakfa icaresi olan mârüz-zikr üç bin akçayı eda etmek üzere tefviz ben dahi bad-et tefevvüz binayi mezburun vakf ve gallesin bin yüz otuz iki senesinde ¬müceddeden bina eylediğim Adliyye ismiyle müsemma olan Camii Şerifin mürtezikasına şart edüb tevliyeti dahi kendi nefsime şart etmekle bit-tevliye mutasarrıf iken işbu sene-i mübarekede İshak Paşa Vakfı müte¬vellisi olan Ahmed Ağa hamamı mezkûrun binası dahi İshak Paşa vakfından olmak zumivle icareteyn ile ahâre icar etmekle ben dahi tarafımdan oğlum, Es-seyyid Mehed Efendiyi irsal eylediğimden oğlum merkum dahi yedimde olan mecmu-ı hüceti şer'iyye ve temessükatımı mütevellii Vakfı mezmur ile ¬Vakfı merkum Nazırı olan serayı cedidi Sultani Ağası Ali Ağa’ya iraet ettikde Ağayı mumaileyh ile mütevellii merkum hamamı merku¬mun binasıda alakaları olmayub tarihi mezkurdan beri mülküm olduğuna bad’el ıttıla’ ahara icar eyledikleri icare-i fesh ve berminvali meşruh zab¬tıma izinlerin müşir mücedded temessük verdiklerinden gayri oğlum mer¬kum Haremeyni Şerifeyn Müfettişi Saadetlü Derviş Mustafa Efendi huzurunda mecmuu senedatlarımızı bad el-ibraz mumaileyh Derviş Mustafa Efendi dahi liecliI-istihkam oğlum merkum yedine hücceti şeriyye i’ta etmeleriyle ye¬dimde olan hucce-i Şer’iyye ile temessükâta bad’en-nazar hususu merkuma vukufu olup hazirun bil-meclis olan sikati müvahhidinden bâd'el-istifsar takrirleri tahrir ve sureti müssecceli yedime i’ta olunmak matlubdur dedikte Medine-i mezburede me'zûn bil’ifta olan faziletlü Hafız Mehmed Efendi ibni Eb’ül-Kasım Efendi ve biraderleri Fazlullah Efendi ve Receb Efendi zade Feyzullah Efendi ve …zade Mustafa Efendi ve İsmail Kethüda ibni Mehmed, Mustafa Efendi ibni Ahmed Efendi ve Mermer zade Ali Ağa ve Osman Ağa ibni Ömer Çavuş ve terzi Ömer Çelebi ibni el-hac Hüseyin ve Hüseyin Çelebi ibni Gülâbi ve Osman bey ibni Ömer ve es-seyyid Mustafa Çelebi ibni es-seyyid Mevlüd ve el-hac Veli ve el-hac Medmed ibni el-hac Kasım ve seyyid Ali ibni Ahmed ve Molla Ahmed ibni Hasan Efendi ve Ali Halife ibni Hüseyin ve Veli Kethüda ibni Minnet ve el-hac İbrahim ibni Hüseyin ve Hasan ibni el-hac İbrahim ve es seyyid İbrahim Halife ibni es-seyyid Şeyh Mehmed ibni es-seyyid Musa ve Molla Ali ibni Şaban ve Mehmed ibni İlyas ve Mustafa ibni Hasan ve Mehmed ibni Mustafa ve sair mahsur’ül-aded ve malum’ül-esami kimesnelerden gabbe¬ el istihbar her biri cevablarında f’il-hakika hamamı mezkûrun arsası sene¬de üç bin akça icâre ile İshak Paşa Evkafı müstegillatından olub binası merkum es-seyyid Mehmed Abdül-hâdi Efendi’nin silki mülkünde münselik mülkü sahihi olub tarihi merkumdan beri mülkiyet üzerine mutasarrıf iken ber vechi meşruh zikrolunan bina eylediği Camii Şerife vakfeylediği malûmzdur deyu biş-şöreti v’et tevatür alâ tarik iş-şehâde haber verdik¬lerinden sonra yedimde olan hücceti şer'iyye ve temessükâtIara nazar olundukta mazmun min külI’il-vücuh meşruhuna mutabık olduğu led-eş şer'il-enver zahir ve müteayyin olmağın liecl’il-istihkam işbu vesika-i enika b’it-taleb ketb olundu. 1155 H./ 1742-43 M.
Şüh’ud’ül hal:
Es-seyyid Hasan Çelebi ibni es seyyid Hüseyin, es-seyyid el-hac Ali biraderi, es-seyyid İbrahim Çelebi İbni, es-seyyid Ali Çelebi ibni es-seyyid Mehmed, es-seyyid Mehmed Çelebi ibni es-seyyid Halil Halife, Mustafa Beşe ibni Ahmed, Ali Halife ibni el-hac Yusuf, Mustafa ibni Yusuf, Ağa zade es seyyid el-hac Abdullah, es seyyid el-hac Abd'üs-selam Efendi ibni es-seyyid Yahya, es-seyyid Minnet Hasan ibni Resûl, Süleyman Halife ibni Zeynel, Ali ibni Osman

Ankara Şer’i Sicilleri, 56 Numaralı Defterin 600 sırasında kayıtlı, Rebiul-âhir 1184 H./ Ağustos 1770 tarihindeki bir belgeden de : Hasan Paşa Vakfı’ndan olup, hamam, çeşme, su yollarlı, han dükkan ve kahvehanenin su yollarının bozulduğu ve suyolu câbisi üstad Ahmed’in bir keşif yapması talep edilmiştir.

Sultan Meydanı denien yerden hamama gelinceye kadar olan kısımda 14.000 yeni künk , her künk yarım kuruştan; 7.000 kuruş, yeni kazanın noksanı 350 kuruş ile tamamlanır. Hamamın suyolu tamiri 1.000 kuruş, han, dükkanlar, kahvehanenin suyu için 2.750 kuruş, toplam 11.100 kuruş ile tamiratın yapılabileceği tespit edilmiştir.

Ankara Şer’i Sicilleri, 183 Numaralı Defterin 62 sırasında kayıtlı 5 Safer 1214 H./ 09.07.1799 M. tarihli belgeye göre :

Meşihat-ı İslâmiye’den cennetmekân Ankaravî Mehmed Efendi’nin Ankara’da inşa ettirdiği cami, medrese, dar’ül-kurra, mescit ( Sulu Han içindeki Köşk Mescit), mektep, 25 çeşme sahih vakıf olarak vakfedilmiş; gelir getirici mülk olarak da Şengül Hamamı demekle bilinen güzel çifte hamam, Sulu Han, Çukur Han, mahallinde bazıları kargir, bazıları ahşap sagir han, 3 mebkale, dükkanlar vâkıfın şartlarına göre kiraya verilip mütevelliye teslim edilmişti.

İstanbul’daki görevlilere 1.100 kuruş gönderilmekte iken, mütevelliler kiradan 1.500 kuruş almaları sebebiyle eserlerin tamirine para kalmadığı, vakıf eserlerin günden güne harap olduğu, halkın şikâyetleri, eserlerin tamir ve bakımlarının yapılması için keşif hazırlandığı, ber’at irade olduğu, Sulu Han’ın kubbelerinin çatladığı, Şengül Hamamı’nın tamire muhtaç olduğu, cemakan kubbesinin ikiye ayrıldığı, Hasan Paşa Hamamının dahi kazanının arızalandığı, hamamın tatil edildiği, eserlerin tamamının harap olmaması için 8.000 kuruşa mal olacak tamiratın yıllık verilen 1.100 kuruş la sınırlı kalarak her sene parça parça tamiratın yapılması arz olunur. Bâki emir hazret-i men lehül-emrindir.

Ankara Şer’i Sicilleri, 183 Numaralı Defterin 28 sayfa 55. sırasında kayıtlı 21 Zilhicce 1215 H./ 05.05. 1801 tarihli ilâm önemlidir. Zira ilk defa bir ürün satışı, o terde tek bir yere inhisar ettirilmektedir. Bugünkü Kuyumcular Çarşısı, Amerikan Pasajı gibi.. Belge özetle şöyledir:

Nezaret-i Şeyh’ül-islâmi’de olan Evkâftan merhum Ankaravî Mehmed Efendi’nin Ankara şehrinde yaptırdığı cami, medrese, çeşme evkâfının çalışanları ve kiracıları, Meclis-i Şerife gelip, yazılı ve sözlü müracaatla, Sulu Han’da yıllardan beri iplik ve kahve satıldığı, mahkemece bir ilâm verilerek sadece Sulu Han’da bu işlerin yapılmasını, diğer yerlerdeki kiracılarında burada toplanmasını, böylece vakfın hayra dönük kiraları artacağı gibi, müşteri artımı da olacak ve Ankaralıların hana ilgisi çoğalacaktır. Bundan hem vakıf istifade edecek, geliri artacak, tamir işleri ile görevli ücretlerinin ödenmesindeki güçlük giderilecek, esnaf da yararlanacaktır.

Verilen ilâmla Ankara şehrinde iplik ve kahve satışı sadece Sulu Han’da yapılacağına mahkeme karar vermiştir. 21 Zilhicce 1215 H./ 05.05. 1801 M.

Başbakanlık Arşivi’nde EV.d.13949 varak 3 de kayıtlı 2 Muharrem 1266 H./ 18.11.1849 tarihli ilmuhabere göre :

Ankara’daki Şeyhülislam Mehmed Efendi Vakfından; Ankara’da bulunan Hasan Paşa, Şengül hamamlarıyla, Çukur ve Sulu Hanlar, Uzunoluk değirmeni, 6 adet saraç dükkanı ve 3 adet bostan, icara-i vahide ile her sene kiraya verilmekte ise de vakfın masraflarını karşılayamamakta, 1263 sene sonuna kadar o yılın geliri 12.246 kuruştur. Halbuki vakfın Ankara’daki masrafları yıllık 15.000 kuruştur. Bu sebeple eserlerin harap olacağı, tamirlerinin mümkün olamayacağı sebebiyle Ankara Valisi Vecihi Paşa’nın oğlu İstanbul’da bulunan Kemal Paşa da Ankara’ya gelerek 8.000 kuruş tenzille, peşin 105.000 kuruş muaccele ödenerek, yıllık 3.000 kuruş kira ile andlaşma yapılmış, para hazineye girmiş, Padişah İradesi de çıkmıştır. Belgenin tercümesi aşağıdadır.

Harameyn-i Muhtereyn Hazînesinden mazbût evkâfdan Şeyhülislam-ı Esbak Ankaravî Mehmed Efendi’nin Evkâf-ı Şerîfesi musakkafât ve müstegallâtından Ankara’da kâ‘in Hasan Paşa ve Şengel [Şengül ] Hamamlarıyla Çukur ve Sulu Hanlar ve Uzunoluk Değirmeni demekle ’arîf Yerlucan değirmen ve altı aded sarrâc dükkânı ve üç kıt’a bakla bostanı icâre-i vâhide ile beher sene tâliblerine icâr olunmakda ise de bunlar gün be gün harab olmakda olub ilerude ta’mîrleri masârif-i kesîreyi müstelzim ve bunların ba’de-mâ masârif-ı vâkı’aları kendü yedlerinden rü’yet olunmak üzere icâreteyne tahvîliyle mu’accele ve icâre-i mü‘ecce-i lâyıkalarıyla ma’mûriyyet ve vakfa dahi menfa’ati mûcib olacağı tebeyyün ederek bundan akdem mahallinde bi’l-müzâyede doksan bin sekiz yüz yirmi kurûş mu’accele ve senevî dört yüz doksan beş kurûş mü‘eccele ile icârına tâlibleri zuhûr eylediği beyânıyla bunların nef’an mütevakkıt ol vecihle tâliblerine icârı husûs olduğın mahallinde bâ-mazbata inhâ olunmuş ise de kendülerinin Ankara’ya vürûdlarında tâlibleri zuhûruyla tekrâr müzâyede ettirilerek ba’de’l-kıtâ’i’r-rağbe tekaddüm-i karâr eden mu’accele-i mezbûre üzerine yirmi iki bin beş yüz yetmiş beş ve mü‘ecce-i senevîsi üzerine dahi elli beş kurûş zamm ve ilâvesiyle bir yük ak üç bin kurûşa mu’acceli ve senevî yedi yüz elli kurûşa mü‘ecceli ile kendü uhdelerinde karâr etmiş olduğundan îcâbının icrâsı husûsu Ankara Valisi atûfetlü Vecihi Paşa Hazretleri taraflarından bâ-tahrîrât iş’âr ve ol bâbda tanzîm olunan mazbata ve evrâk-ı sâ‘ire dahi tisyâr buyurulmuş ve zikrolunan hamâm ve sâ‘ire vakf-ı mezbûrun icâre-i vâhidelü musakkafât ve müstegallâtından olarak beher sene mahallinde tâliblerine ihâle oluna geldiği ve vakf-ı mezbûrun Hazîneden zabtı târîhi olunan elli altı senesinden altmış üç senesi gâyetine kadar bunların büyük on bin iki yüz kırk altı kurûş hâsılâtı ve doksan altı bin beş yüz elli dokuz buçuk kurûş masârifatı vukû’ bularak masârif-ı mezbûre zikrolunan hâsılâtdan bi’t-tenzîl küsûr on üç bin altı yüz seksen altı kurûş fazlası zuhûr ile teslîm-i Hazîne olmuş olduğu kayden tebeyyün eylemiş ve musakkafât ve müstegallât-ı mezkûrenin sinîn-i merkûmede vukû’a gelen hâsılâtı mukâbili olduğu halde senevî on beş bin kurûşdan ziyâdeye resîde olacağı derkâr ise de ekserîsi masârifına giderek gerü kalan fazla-yı cüz‘iyyât makûlesinde olduğuna ve mâl-yı inhâya nazaran bunlar gün be gün harâba yüz tutarak gitdikçe bu kadar yıl hâsılât olamayacağı ve ta’mîrât külliyetlü masârif mütevakkıf olarak buna dahi Hazînenin vakti olmadığı cihetlerle icâreteyn tahvîli haberlü olub fakat senevî takrîri inhâ olunan yedi yüz elli kurûş icâre dûnca olduğundan peşînen alınacak mu’accelesinden bir mikdârının tenzîliyle icâre-i mezkûrenin hadd-i lâyığına iblâğı husûsu Paşa-yı müşârun ileyhin mahdûmu olub el-hâletu hâzihi Dersaadet’te bulunan sa’âdetlü Kemal Paşa celb ile ifâde ve teklîf olunarak mu’accele-i mezkûrenin sekiz bin kurûşdan tenzîli ile ber-vech-i peşîn yüz beş bin kurûşa mu’acceli ve mezkûr yedi yüz elli kurûş mü‘ecceli üzerine iki bin iki yüz elli kurûş zammıyla senevî üç bin kurûşa icâre-i mü‘ecceli tahsis ve i’tâ olunmak üzere tesviyesi bi’t-terâdî dahi kararlaştırılmış ve işbu icâre-i sinîn-i şerîfe fazlası senevîsinin iki katı demek olarak vakf-ı mezbûre menâfi’ müstelzim görünmüş olmasıyla mârru’z-zikr hamâm ve hân ve sâ‘irenin ber-minvâl-i muharrer icârereteyne tahvîliyle masârif-ı vâkı’ası taraflarından rü’yet olunmak üzere karârlaştırıldığı vecihle yüz beş bin kurûş mu’acceli ve senevî üç bin kurûş icâre-i mü‘ecceli ile Paşa-yı müşârun ileyh hazretlerine icârı muvâfık irâde-i aliyye üzere Hazînece mu’amele-i îcâbiyyesinin icrâsına ibtidâr olunacağı Dîvân-ı Hümâyûn Nâzırı atûfetlü Ali Şefik Beyefendi hazretleri takrîr etmeleriyle inhâ ve istîzân olunduğu üzere icrâ-yı iktizâsına irâde-i seniyye-i cenâb-ı şehriyârî şeref-sudûr buyurulmağla mûcibince tesviyesine himmet eylemeleri bâbında Nâzır-ı müşârun ileyh Beyefendi hazretlerine hitâben sâdır olan fermân-ı âlî mûcibince iktizâsı tesviyesi Evkâf-ı Hümâyûn Harameyn defterlerinden lede’s-su‘âl ifâde ve beyân kılındığı vecihle meblağ-ı mu’accele-i mezkûr yüz beş bin kurûş Hazîne-i Harameyne bade’t-teslîm mûcibince Evkâf Muhâsebesine kaydolunarak mahalline ifâde-i hâli mutazammın emri ve müşârun ileyh Vecihi Paşa hazretlerinin musakkafât-ı mezkûreyi iki yüz yetmiş beş senesinden i’tibâren ber-vech-i vakfiyyet bi’l-icâreteyn zabt ve tasarruflarına hâvî şurût-u lâzımesi vechile temessük tahrîriyçün Evkâf-ı Hümâyûn Harameyn defterlerine ilmuhaberlerinin i’tâsı iktizâ eylediği derkenâr olundukda meblağ-ı mezbûr bade’t-teslîm emri ve ilmuhaberi verile deyu fermân-ı şerîfin buyurulmağın meblağ-ı mu’accele-i mezbûr yüz beş bin kurûş teslîm-i Hazîne olmuş olduğu sergide işâret kılınmış olmağla mûcibince kayd olunub mahalline ifâde-i hâli mübeyyin emri verilmekle vech-i meşrûh üzere temessük tahrîriyçün Evkâf-ı Hümâyûn-ı Harameyn defterlerine işbu ilmuhaber verildi. Fî 2 M. sene 1266.

Karamol Panayot Efendi oğlu Haralambos tarafından gasbedilen han, hamam, değirmen ve dükkanlar için Şeyhülislâm Ankaralı Mehmed Efendi Vakfı tarafından açılan dava 16 Şevval 1326 H / 11.11.1908 M, 4 Şevval 331 /06.09.1913 M.de Fetva Emini’ne gelmiş, 18 Cemaziyelâhir 1332/ 14.05.1914’ de İlâm-ı Şeriyye Müdüriyeti tarafından tasdik edilmiş, 30 Şaban 1333/ 13.07.1915 ve 24 Kanunsani 340’da temyizden çıkarak 3.246 kuruş mahkeme harcı alınarak 26 Kanunsani 340’da 273/31 numara ile 1836. madde hükmü infaz edilmek üzere Ankara İcra Dairesine evrak gönderilmiştir.

Dava kararından vakıf hakkında yeni bilgiler hakkında ki öğrendiklerimize gelince :
Eski Şeyhülislam merhum Mehmed Emin Efendi Vakfı’nın masraf ve tamirlerine sarf edilmek üzere Şengül Hamamı adıyla bilinen çifte hamam, Bedesten Çarşısında Yeni Han, Tahtakale’de Sulu han ve yanındaki dükkanlar, Şeyhülislam Kethüdası tarafından idare edilmekteyken, eserlerin harap olması, gelirinin onarımını ve masraflarını karşılayamaması sebebiyle, Vilâyet Meclisi tarafından konunun belgelendirilerek, Padişah Fermanı ile icareteyne çevrilerek eski Ankara Valisi Vecihi Paşa musakkafatı ve Panayot Efendi evladı Haralambos 55 yıldır mutasarrıf olduklarını beyan etmişler, vakfın mallarının zaman aşımına uğradığını beyan etmişler; mahkeme ise vakıfın mallarında zaman aşımı olmadığına karar vererek temyiz de tasdik ederek, gayrimenkuller Şeyhülislam Mehmed Emin Efendi Vakfına geri döndürülmüştür

Şengül Hamamı, Bedesten Çarşısında bulunan Yeni Han , Tahtakale’de Suluhan ve yanındaki dükkanlar, değirmen.

Zincirli Camiye günlük 10 akçe,
Hadis öğretene 8 akçe,
Cami hatibine 7 akçe,
İmama 10 akçe,
İki müezzinin her birine 7’şer akçe,
Selâ müezzinini 2 akçe
Ferraş 5 akçe,
Kandilci 2 akçe,
Cami yanındaki medrese Müderrisi için 30 akçe,
Şeyhülkurra 5 akçe,
Ahi Yakup Mescidi Müderrisine 10 akçe,
Han-ı Kebir imamına 3 akçe,
Suyolcu-meremmetciye 5 akçe,
Tahsidara 8 akçe,
Tevliyet 20 akçe,
Evlada 10 akçe,
Şeyhülislâm’a 20 akçe vakfı himaye ve kontrol için vakfiye şartları olarak ödenecektir.

Akşehir Müftüsü ve Evkâf Vekili Mehmed Salim Efendi’nin 23 Ramazan 1307/ 12.05.1890 M. tarihinde Emir’ül Ümerâ Hasan Paşa vakfı konusunda Der’saadet’e yazdığı ‘’ İ’tâ-i Mâlûmat ve Hikâye-i Mesmûmat’’ başlıklı şikâyet yazısında :

Konya vilâyeti Akşehir Kasabasında 911 senesinde inşaasına muvaffak olduğu cami, imâret, mektep, medrese, şadırvana sarf edilmek üzere Ankara, Saruhan, İzmir, Sofya ve Kefe gibi muhtelif vilâyetlerde vakıf ve tescil ettirdiği hayratlarının giderlerine sarf olunmak üzere akarları olduğu, nazırlar, cabiler bulunduğu, eserlerin bakımsızlıktan tamire muhtaç ( munkâriz) olduğu, Ankara’da bulunan evkâfından meşhur Belkıs Minaresi denilen taş yanında çifte hamam, keçeciler hamamı, tek hamam, 60 hücreye havi Han, 10 tüccar dükkânı, 4 boyacı dükkânı, Karyağdı Suyunda Uzunoluklu değirmen 1263 tarihine kadar gasp ve mütegalibe eline geçmiş, Ankara Valisi Vecihi Paşa vakfı gasp ederek evlâdı veresesi Kemâl Paşa v.s. terk etmekte olduğu Ankaralılarca bilinmektedir.

Ankara’daki vakıf hakkında haberler alınınca pek çok yere müraccatla uğraşıldı ise de netice alınamadı, Konunun takibi, muhakeme ve husumet için Dersaadete ( İstanbul’a ) personel göndermeğe imkân bulunamadığından malumet verilmesi arz olunur. 23 Ramazan 1307 / 12.05.1890 M. Kaza-i Akşehir Müfti ve Vekil-i Evkâf Mehmed Salim Efendi.

PANAYOT EFENDİ’NİN DAVASI ve SULU HAN MAHKEME İLAMI

Medine-i Ankara’da kain Şeyhülislam esbak merhum Mehmet Emin Efendi vakfına kıbeli şer’iden mütevelli kaymakamı tayin ve husume¬t-i re‘yolunan elhac Edhem Efendi ibni Mehmet Medine-i mezbure mahke¬me-i şeriyyesinde makud meclisi şer’i şerifi enverde vakfı mezkür müsakkafatından zikri âti akarata vazıyedi ve tasarrufu bilbeyyine ber vechi şeri tahakkuk eden Medine-i mezkürede sakin Karamol oğlu Pana¬yot Efendi veledi Haralambos muvacehesinde üzerine dava ve takriri kelam edüp işbu meclisi şer’a mübrez bin doksan yedi tarihli vakfiyye mamulün bihası natıka olduğu üzere şeyhülislam esbak merhum Mehmet Emin Efendi’nin Ankara’da bina ve inşa eylediği camii şerif ve ittisa¬linde kain medrese ile şehir derununa insibab eden mai-carinin masarifat-ı tamirine ve havayici zaruriyyesine sarf olunmak üzere Şengül Hamamı dinmekle arif Çifte Hamam ve Bedestan Çarşı’sında kain Yenihan ve Tahtelkale’de kain malumü-hudut velkıtaat Suluhan ve ittisalinde kain dekakini vakf ve habs edüp vakfı mezkûrun tevliyeti evvela ken¬disine saniyen evladına ve evladı badel inkıraz şeyhülislam kethüda¬larına tayin ve şurutu kuyud ederek teamülen iyfa olunagelmekte iken Medine-i mezbure vali-i esbakı müteveffa Vecihi Paşa musakkafatı mezbûrenin harab olmasiyle gallesi imarına kifayet etmeyeceğinden bahsile mezahibi muhtelife eshabından mürekkep Meclisi İdare-i Vilâyetten tanzim ettirdiği mazbata ile evkafı sahihadan olan akaratı mezkureyi icareteyne tahvil ve ol bapta istihsal eylediği fermanın mutalaasından dahi müsteban olacağı veçhile icareteyne tahviline hükmü şer’i lûhuku iktizayı şeriden iken bu cihetlerin nazarı itibare alınmıyarak icareteyne tahvili hilaf-ı şer’i âli olmağla beraber Şeyhülislam Kethüdaları’nın daimi surette seferi baid olan der aliyyede memuriyetleri başında bulundukları zahir olmağla Meclis-i şer’a ibraz olunan salifüzzikir fermanı âli mufadına nazaran vakfı mezburun icareteyne tahvili babında mesağı şer’i olma¬dığı gibi bir hükmü şer’i dahi rabt edilmediği anlaşılmış ve bu gibi mesağı şer’i olmaksızın ve hükmü şe’ti rabtedilmeksizin mücerred mazbata üzerine akaratı mezkurenin icareteyne tahvili yolsuz ve usulsüz olmağla vakfına ircaı ve han hamam ve dekakini mezkilreler muadil istiğlal olmağla havza-i tasarrufunda bulunduğu müddet zarfında icare-i misliyyesini vakfı mezkur için tarafıma teslimini talep ederim dediğinde müddeialeyh Panayot Efendi cevabında musakkafatı mezküreıe Vecihi Paşa ile . ellibeş seneden beri mutasarrıf olduğumuzdan müruru zaman olduğundan davayı mezkure istima' olunmaz müruru zaman meselesi hallolunma¬dıkça esas davaya cevap vermiyeceğini tasarrufunu ısbat edeceğini müdafaaten beyan ettikten sonra müddeialeyh mezbur Panayot Efendi mazeretle, istimhal etmekle mükerreren verilen mehil üzerine Kaymakamı Müteveli tayin olunan mumaileyh Edhem Efendinin gaybubetine binaen vakfı mez¬kure kıbeli şeriden kaymakamı mütevelli nasb olunan dava vekillerinden Nizameddin Efendi ibni Nasib Efendi meclisi mezkürede merkum Panayot Efendi muvacehesinde iddiayı mezkuru tekrarla bermucebi şartı vakıf icareüi vahide ile icar edilmek üzere vakfı mezkure izafetle akaratı mezku¬renin tarafıma teslimini taleb ederim demekle merkum. Panayot Efendi ce¬vabında mukaddema ve şimdi ettiği masrafları tazmin ettirmek üzere has¬mınteayyün etmesini beyan ve mücavebeden imtina' ile meclisi şer'iden gaybubet etmesine ve kaymakamı mütevelli mumaileyh Nizameddin Efendi davayı mezkuresinin gıyaben rü'yetini taleb etmekle ledettahkık müddelialeyh merkum Panayot Efendi usuli meşruası dairesinde ayrı ayrı günlerde üç defa varaka ile davetiye tebliğ edldiğ ve kiraren talebi ile mehil verildiği anlaşılmasına binaen kaymakamı mütevelli mumaileyh Niza¬meddin Efendi Meclis-i Şer'i Şerifte merkum Panayot Efendinin hukukunu lieclil muhafaza kıbeli şer'iden vekili musahhar tayin olunan Çerkeşli Mehmet Efendi ibni Mehmet muvacehesinde mazbut davayı mezküresini tekrar vekili musahharı mezbur Mehmet Efendi cevabında bundan altmış sene ¬mukaddem müvekkilimin fariğ merhum Vecihi Paşa ba irade-i Seniyye Hazre¬ti Hilâfetpenahî icareteyne bittahvil.ol veçhile iştira ederek tasarru¬funda iken vefatiyle merhumun veresesi müvekkilime ferağ eyledikleri ve şu hal altmış seneyi mütecaviz zamandır icareteyn suretile tasarruf olunmakta olduğundan davayı mezkurede müruru zaman olmağla işbu dâvanın mesmua olmadığını beyan mumaileyh N1zameddin Efendi cevabında işbu Meclisi Şer'a ibraz edüp mutalâa olunan müseccel vakfiye-i mamulün biha na¬tıka olduğu üzere vakfı mezkurun musakkafatı Medine-i mezkurede kain her biri tam kargir olarak İplik Pazarında kain etrafı pazaryeri ve Tarik-ı¬ am ile mahdut fevkani yirmidört ve tahtani yirmiüç bap oda ve kenif ve iki ahur ve arsası Doğan Bey vakfına on esedi mukataalı binası Milk Han ve hanı mezkurun At Pazarına mürur eden tarıkına müsadif ve duvarına mülasık yekdiğerine muttasıl dokuz kemer dükkan ve Saraçhanede Hidayetullah Efendi’den iştira olunup etrafı Naibzâde Seyyid Mehmet Efendi miIki ve üç tarafı tarik-i am ve birbirine muttasıl ve sakafi vahitte Yirmi altı bap ve yine sukı mezkurda bir taraftan Hüseyin miIki ve bir taraftan Eminüddin miIki ve Şaban miIki ve tarıkıam birblrine muttasıl iki bap ve Bezirciler Çarşısında bir taraftan Mahmud Paşa Vakfı ve bir taraftan Mehmed nam kimesne milki ve iki tarafı tarıkıam ile mahdut arsası senede Hüseyin Paşa Med¬resesi vakfına mukataalı binası milk çifte hamam ve Debbağhane kurbünde kain arsası Emetullah Medresesi vakfına mukataalı binası milk tek hamam ve Bendderesinde arsası Ahi Şerefeddin Vakfına mukataalı Uzunoluk değirmeni ve Gazlık nam mevkiinde arsası mukataalı eşcarı milk Makbele tabir olunan üç kıta bahçenin eşcar ve ebniyye ve yine hanı mezkure mürur eden tarıkına musadif yekdiğere mülasık altı bab kargir dükkan ve İplik Pazarı’na açılan kapu cihetine musadif yani kapu haricindeki dört dükkan ve Medine-i mezburede Uzun Çarşıda kain etrafı tarıkıam ile mahdut altmış üç bab fevkani, otuz bab tahtani bir musluk iki ahur ve sekiz kenif dahilinde dört dükkan arsası Hüseyin Paşa Vakfına mukataalı ve ittisalinde bir tahmis ve tahmise mülasık bir bab dükkan ve han ve hanı mez¬kur taşrasında yirmi dükkan ve han kapusunda dört dükkan ve hanı mezkur kapusu karşısında Müderriszâde’den iştira olunan yedi dükkan ve Bağlum karyesinde Kayapınarı nam mahalde vakı maicari kurbünde arsası mukataaIlı kürumu milk iki bağını vâkıfı müşarünileyh 1097 senesi Recebinin Gurrresi tarihinde vakf ve habs edüp musakkafatı mezkure yedi mütevelli ile! icar ve icaresinden Zincirli Camii şerifinin kürsü şeyhliğine yevmi on ve tefsir ve hadis kıraeti için yevmi sekiz ve cami hatibi için yevmi yedi imamı için yevmi on ve iki nefer müezzin için yevmi yedişer akçe itibarile ondört ve salâ müezzini için yevmi iki ve altı nefer devirha¬na yevmi ikişer itibarile oniki ve sermahfel için yevmi bir ve muarrifı için yevmi iki ve ferraş için yevmi beş ve kandil için yevmi iki ve camii Şerif ittisalindeki Nedresenin müderrisi için yevmi otuz akçe ile Bağlum karyesindeki büyük bağ ve yine medrese ittisalinde şeyhül kurra için yevmi beş akçe ile Bağlum karyesindeki küük bağ ve talebelere yevmi üç akçe ve Ahi Yakub Mescidinde müderrise yevmi on ve Hanı Kebir’deki, mescidi şerif imamına yevmi üç ve çeşmelere ceryan eden suyun taşra ca¬bisine yevmi beş ve şehir cabisine yevmi sekiz ve tevliyet için yevmi yirmi akçe verile ve hayatta oldukça tevliyeti mezkure vakıfa ve badel’ vefat evladı evlâdı evladına ve badelinkıraz yevmi on akçe vazife ile Nezareti şeyhülislam Efendi hazretlerinin ve yevmi yirmi akçe ile tevliyeti şeyhülislam kethüdalarına ve badelinkıraz evlad fazla-i vakıftan !stanbul’da bir arsa üzerine oniki hücre bir dersbane inşa olunup haftada iki defa üç müderris tedris eylemesini ve evvelisine yevmi elli ve ikincisine yevmi kırk ve üçüncüsüne yevmi otuz akçe vazife verile vezalik şeyhülislam kethüdası mütevelli olup on akçe vazife verile tenbihi kuyud ve tayin eylediği şurutu iyfa olunmakta iken Vecihi Paşa’nın Ankara’da Valiliği zamanında nufuzu istibdadile yalnız Mecli-i İdare-i Vilâyetin kararıyle musakkafat-ı mezküre tam kârgir olup vâkıfın inşa ettirdiği bila tamir mamur olduğu halde icareteyne bilâ mesuğu şer 'i ve muhalifi hakikat tahvil olunmuş, halbuki vakıfın vakfiyyesindeki ,şurut müteazzir olduğu halde gallatı vakıf fukara-i müslimine tesadduk olacağı şart kılmış ve icareteyne tahviline ise sükut etmiş olduğu cihetle şartına muhalefet edilmiş ve şartı vâkıf ise nassı şari' gibi olduğu derkârdır, şu halde gerek meşrutünleh ve gerekse musakkafatca hiç bir göna teazzür görülememiş iken icareteyne tahviline mesağı şeri olamaz vakıf tevliyeti evladının inkırazından sonra nezareti şeyhüislam efendi hazretlerine ve tevliyeti kethüdalarına alelıtlak şart kıl¬mış, ve bu gibi icareteyne tahvilde müteveIlinin talebi ve mesğu şer'i aranılması icabı şer'idir mütevelliler müddeti seferde olması memuriyetinde müdavim olup infikak edememesi ve hususile bu gibi ahvalle ademi ittılaları müruru zamanın kat 'ı için bir özrü şer'i olacağı ve maruzatı mesbukam veçhile muhalifi şer'i olarak Vecihi Paşa musakkafatı mezkureyi yedi zabtına geçirip tasarruf etmekte iken vefatile evlatları ferağından merkum Panayot Efendi’ye balâda muharrer Çifte ha¬mam, Suluhan, ve Yenihan, ve Şengül Hamamı ve Uzunoluk Değirmeni ve dükkanı makbele bostanını ve Saraçhanede dükkanı, han ıttisalinde malumul hudut veladet dükkanları, teferruğan tasarruf etmekte olmağla usuli meşrua muhalifi hakikat olarak zabt eylediği musakkafatı mezkürenin vakfa ircarımı taleb ederim deyu dava ve vekili musahhar Mehmet Efendi cevabın¬da müdde-i Aziz Nizameddin Efendinin davayı vakıası bilinkâr vakfın tevliyeti şeyhülislam kethüdalarına meşrut olmasını dermeyân eylemek¬te olduğundan vekiI Aziz Efendi’nin hususu mezkurda husumetinin teveccüh etmiyeceğinden iddiasının reddini taleb etmekle vakfı mezkurun icâreteyne tahvili tarihinden tarihi davaya kadar vazifedarana vazifeleri verilip verilmediği ve hayrat meberrat elhaletü hazihi mevcut olup olmadığı mevcut ise vazifedarana ne yolda vazife verildiği Evkaf Müdürlüğü’nden olunan istilama Şeyhülislam esbak Mehmet Emin Efendinin bin doksanyedi tarihli vakfiyyle vakf ve habs eylediği emlak ve aka¬ratı mevkufenin Vecihi Paşa’nın hilafı vakı' icareteyne tahviIi ile takdir edilen senevi üçbin beşyüz kuruş icare-i müeccele vazifelerinin tamamen iyfasına kifâyet edememesi yüzünden meşrutünlehlerden bazıları tedricen harab ve muattal bir hale gelmiş ve yalnız meşrutünlehlerden Zincirli Camii şerifi imamet ve hitabet ve sermahfellik vazifeleri ile iykadiyye ve masarifi tamiriyye-i cüziyyesi Evkaf Hazinesinden ikâ¬me edilen davanın neticesinde mahsubüi icra edilmek üzere şimdilik tesviye kılınmakta ve müderrislik fahriyyen ifa olunmaktadır. Vakfı mez-kurun icare-i müeccelesi üçbin beşyüz kuruştan ibaret ise de emlâk ve akaratı mevkufe istirdadı hakkında ikame edilen davadan beri bu icarenin istifa edilmedigi ve bununla icare-i müeccelenin cüziyyetinden naşi hayrat ve meberrat bermucebi şartı vakıf imar ve ihyasına muvvaffakıyet hasıl olamamakta ve evkafı sairenin mukataa-i senevlerinin verilememekte olduğu cevaben iş'ar edilmiş vakfı mezkürun Kaymakamı mütevellisi mumaileyh Nizameddin Efendi akaratı mezkure Şeyhülislam Ankaravi Meh¬met Efendi merhumun icare-i vahideli evkafı sahihasından olduğunu dava ve müddeialeyh Karasoli Panayot Efendi de farigıyetle altmış seneden¬ beri bilâ niza' tasarruf ettiklerinden davayı mezkürede müruru zaman olmağla bilâ emri ali istimadan hükkam memnu' olduğunu ve icareteyne tahvil olunup mübrez fermanı ali sadır olduğu merkum Karasol Efendi’nin en hukkunu muhafazat en vekili mussahhar tayin olunan mumaileyh Mehmet Efen¬di inkarla müruru zaman vakfı ve tevliyet şeyhülislam kethüdalarına meşrut olmağla Kaymakamı mütevellinin müvekkiline husumeti teveccüh etmiyeceği sureti defide beyan etmişlerse de balasında bihazihissu¬retü mutabikatün liaslihel mumzel mahtum nemekahül fakır ileyhi suphanehu Mehmet elkadı biaskeri Rumeli gufire lehuma deyu mastur ve Mehmet Efendi imzasile ve hatmile mahtum ve müseccel ve mamullinbiha mübrez salifüzzikir bindoksan yedi tarihli vakfiyyede münazaun fih Çifte Ha¬mam Suluhan ve Yenihan ve Şengül Hamamı ve Uzunoluk Değirmeni ve mak¬bele bostanı ve Saraçhanede ve Hanı mezkure ittisalinde kain malumül hudud velkıtaat dükkanlar müşarlinileyh merhum Ankaravi Mehmet Efen¬dinin icare-i vahideli evkafı sahihasından olduğu vakfı müşarlinileyha¬nın tevliyeti dersaadette şeyhülislam ve Müfiyüllenam olan zevatı fu¬hulenin kethüdalarına meşrut olduğu zahir ve sabit ve vakfiyyei mezküre bila beyyine mazmunile amel caiz senedatı şeriyyeden olmağın tevliyetin meşrutiyetine nazaran mütevelli seferi baid olan Derssadette mütemekkin olduğu meşihatın tebdilile kethüdaların tebeddülü bir mütevelli muvacehesinde müruru zaman haddine baliğ müdde't tasarruf edilmediğin¬den ve muhalla ferman tetkik edildikte mesugatı şeriyyenin ber nehcişerii ali tahakkuk eylediğine dair ve usuline tevfikan mahalli mahke¬mei şeriyyesinden ilama rabt edilüp fermanı mezkür dahi Vilâyeti mezküre Meclisi İdaresinin hilafı vaki inha mazbatası üzerine ita olunduğu' binaenaleyh hususu mezkür iradei seniyyeye iktiran etmeyüp ancak İradei âliye-i sadaretpenahiyi mutazammın idüği ve tarihi mezkurda vakfı müşarünileyhin binası olarak metin ve mamur ve ahere tarafı vakıftan icâr olunageldiği ve müşrifi harab olmadığı gibi icareteyne tahviline hiç bir esbabı şeriyye bulunmadığı dahi akaratı mevkufei mezkureden her biri mahallerinde vazıyed ve tasarrufun subutu esnasında ümenai şer'i şerif taraflarından ledlkeşif velmuayene zahir ve mütehakkık olup ol veçhile akaratı mevkufei mezkurenin icarteyne tahviIi gayrı meşru' ve fermanı mezkur dahi amel ve ihticaca salih olmamakla müddeialeyh Karasol Efendinin Vekili musahhar Mehmed Efendinin dermeyan ettikleri iddia ve müdafaaları şayanı iltifat görülemediğinden akaratı mezkurenin icareteyne tahviIi hususunun ademi meşruiyyeti cihetle kelevvel icarei vahide ile canibi vakfı mezkurdan zabt ve tasarruf olunması şer'an iktiza etmekle ve bu s' urette müddeialeyh merkum Karasol Efendinin vaz'ıyed ve tasarrufu: bilbeyyine sabit olan 'akaratı mezkureden keffiyedle mahallinde vakfı müşarünileyha için mütevelli Kaymakamı mumaileyh Nizameddin Efendi veçhi layıkıyle teslime badelhüküm fiymabaad mütevelli kaymakamı mumaileyhin akaratı mezkureyi bermantuku vakfiyye ve şartı vakıf icarei vahidei misliyyesiyle ahere icarına ve gallesile müşrif harab olan hayrat ve meberrat vakfın imar ve ihyasına ve şurutunun ifasına biveçhi şer'i müdahale ve taarruz etmemek üzere merkum Karsol Efendiye izafetle vekili musahhar mumaileyh Mehmet Efendiye tenbih ve kaymakamı mütevelli mumaileyhin ecri misil davası dahi atiye talik kılındığı tarafeyne tefhim olunmağın Medine-i mezkure mahkeme şeriyyesinden tescil ve ilâm olundu. 16/Şevval / 326

İlâmı mezkürun iycabı sureti hamişte muharrer olduğu üzere mührü mutabık ve neticei meali hükmü mezküru beyandan ibaret idüğü deyu 4 / Şevval/ 33I tarihinde tahtim kılındığı kayden müsteban olup layiha-i mezkure münderecatına nazaran iyfayı muktezası zımnında mecllsi tetkıkatı şeriyyeye tevdi' kılındı.
Panayot Efendi’nin vaz'ıyedi bilbeyyine sabit olan akaratı mezkureden keffiyedle mahallinde vakfı müşarünileypa için mütevelli kaymakamı mumaileyh Nizameddin Efendi’ye teslime hüküm olunduğunu natık ve netice-i meali hükmü mezkuru beyandan ibaret deyu fetvahaneden balaya muharrer ise de ilâmı mezkur berveçhi muharrer muamele-i gıyabiyeyi havi bulmağla mecellenin 1836. ıncı maddesine tevfikı muamele zımnında işbu evrakı temyiziyye vilâyeti mezküre Kadılığına iade kı¬lındı.

Mührü mutabık ve netice-i meali hükmü mezkûru beyandan iba¬ret idüği 4/Şevval/1331
. İlâmat-ı Şeriyye- Müdüriyeti Emin’ül Fetva
Ankara Vilâyeti Merkez mahkeme-i Şer’iyyesinden aleyhine ita olunan işbu ilâmın hükmüne ademi kanaatla istinafen tetkıkı istida¬sına dair Panayot imzasını havi melfuf ve layihai itiraziyye zikr o¬lunan ilâm ile birleştirilerek kıraet olundu. İlâmı mezkurun icabı sureti hamişte muharrer olduğu üzere mührü mutabık ve netice-i meali hükmü mezküru beyandan ibaret idüği deyu 4/Şevval/1331 tarihiyle tem¬hir ve tahtim kılındığı kayden müsteban olup layihai mezkure münde¬recatına nazaran işbu evrak Meclisi Tetkıkatı Şer’iyyeye tevdit kılındı. 18/Cemazelahir/1332
İlâmat-ı Şer’iyye Müdüriyet- i Eminül¬fetva

Ankara Vilâyeti Merkez Mahkemesinden 16/Şevval/326 tarihiyle ita olunan işbu ilamı şer'i ve Panayot imzasile layihai itiraziyye mutalaa olundu ilamı mezkurun hulasa-i meali zikriati vakfa kaymakamı mütevelli tayin olunan Nizameddin Efendi ile Panayot Efendi beyninde Şeyhülislam esbak merhum Mehmet Emin Efendi’nin bin doksan yedi tarihli vakfiyye mantukunca Ankara’da bina ve inşa eylediği camii şerif Medrese ve maicarinin icare-i vahideli evkafından olup mesuğu şer 'i olmaksızın Meclisi İdare Mazbatasile istihsal olunan fermanı ali veçhile icareteyne bittahvil olvakıt Vali-i Vilâyet Vecihi Paşa’nın iştira ve bade vefatihi veresesinden müddeialeyh merkum Panayot Efendi’nin teferru ederek vazıulyed olduğu malumülhudut Çifte Hamam ve Yeni ve Sulu Hanlar ile ittisalindekl dekakinin kelevvel icare-i va¬hide ile canibi vakıftan tasarrufu hakkında ceryan eden mahkeme ne¬ticesinde müddeialeyh merkum Panayot Efendi musakkafatı mezkurey müşarünileyh müteveffa Vecihi Paşa ile ellibeş senedenberi bila ni¬za’ tasarruf ettiklerinden davayı mezkürede müruru zaman olduğunu beyan ve ahiren mahkemeden tegayyüb eylemesi üzerine vekili musahhar tayin olunan Mehmet Efendi muvacehesinde inkara mukarin betekrar sebkeden muhakemede mübrez salifüzzikir vakfiyyei mamulünbihaya nazaran münazaunfih Çifte Hamam ve Sulu ve Yeni Han ile Uzunoluk değir¬meni ve makbele bostanı ve malümülkıaat dekakin merhumü müşarünileyh Mehmet Efendinin icare'i vahideli evkafı sahihasından olup tevliyeti şeyhülislam kethüdalarına meşrut olduğu zahrı vakfiyyei mezküre bi¬la beyyine mazmunile amel caiz senedatı şeriyyeden olduğu ve akaratı mezkure bir mütevelli' muvacehesinde müruru zaman haddine baliğ müd¬det tasarruf edilmediği gibi mahki ferman deyu Vilayet Meclisi İdâresinin hilaf vakı' mazbatası üzerine ita olunduğuna ve esbabı sai¬reye mebni müddeialeyh merkum Panayot Efendinin vaz'ıyedi bilbeyyine sabit olan akaratı mezkureden keffiyedle mahallinde vakfı müşarünileyha için mütevelli Kaymakamı mumaileyh Nizameddin Efendi’ye teslime hüküm olunduğunu natık ve netice-i meali hükmü mezkuru beyandan iba¬ret deyu Fetvahane-i ali’den balâya muharrer ise de ilamı mezkur ber veçhi muharrer muamelei gıyabiyyeyi havi olmağla mecellenin 1836. ¬ıncı maddesine tevfikı muamele zımnında işbu evrakı temyiziyye Vilâyeti mezkure Kadılığına mazrufen iade kılındı.30/Şaban/1333 ve 24 Kanunsani/340
Meclisi Tetkıkatı Şeriyye

24/Kanunsani/340 tarihinde 3246 kuruş işbu ilamın rubu' harcı Mahkeme-i Şer’iyye veznesine teslim olunarak 26/Kanunsani/340 tarih ve 273/31 numaralı istida ile Ankara İcra Dairesi Riyasetine berayı infaz tevdi' olunmuştur. Fi 27 minhü.


Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunan 601 Numaralı Defterin 206. sayfa, 270 sırasında kayıtlı 20 Şevval 1328 H./ 24.10.1910 M. tarihli bir hüccette ise şu bilgiler bulunmaktadır:

Ankara Hacı Murad Mahallesinde Taşpınarızâde el-hac Atıf Efendi ibni Mehmed Arif Efendi ve Hacı Süleyman Efendi ibni Hüseyin Ağa, Evkâf Müdürü İsmet oğlu Ahmed Nazif Bey de hazır olduğu halde ; Merhum Şeyhülislâm Mehmed Emin Efendi Evkafının zamanla kayba uğradığı, Zincirli Camii İmam ve hatibinin vazifesi yanında, cami yanındaki medrese müderrislik cihetine gelirin kafi gelmediği, Medresenin çarşı içinde olduğu, öğrencilerin ikametine tahsis elden odaların alt kat olması sebebiyle rutubetli olduğu, alt kata 12 dükkan, üst kata da medrese odaları yapıldığında, dükkanlardan alınacak kira geliri ile camiin imam ve hatibine, müderrislik görevi ifa eden görevlilere ödenebileceği, Evkaf Sandığından tahsis olunacak meblağ ile alt kata dükkan, üst kata medrese odalarının yapılmasına izin verilmesi talep bulunmaktadır.

Zincirli Caminin üzerinde yapım kitâbesi ve vakfiyesi yoktur. Şeyhülislam Ankaravi Mehmed Emin Efendi tarafından 29.11.1679 tarihinden önce yaptırıldığı zaman camiye isim takılmamıştır. Ankara Şer’i Sicilleri 60 Numaralı Defterinin 925 sırasında kayıtlı olup, 25 Şevval 1090 H. / 29.11.1679 tarihinde camiden bahsedildiğine göre, o tarihte cami hizmete girmiş, imamın görevde olduğu anlaşılmaktadır. Ankara Valisi atufetli Vecihi Paşa zamanında, Hurşit Paşa tarafından 1294 H./1879-80M. yılında yapılan onarımı belgeleyen camideki bir levhadan öğrenilmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü Kültür ve Tescil Dairesi Başkanlığı Arşivindeki ( 601 numaralı Defterin 206. sıra, 270. sırasında kayıtlı) 20 Şevval 1328 H./ 24 Ekim 1910 M. Ekim tarihli bir hüccetten caminin yanındaki ahşap medresenin yenilendiği anlaşılmaktadır. Bu medrese daha sonra yıkılmıştır. Cami 1937 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce tarafından büyük onarım yapılmış, dış cepheleri yenilenmiştir.

Sulu Han ise; yıllarca bakımsızlıktan harap olmuş, 1956 yılında üzerinden yol geçirme planları yapılmışsa da Hanın eski eser olaması dolayısyla merhum Mimar Ali Saim Ülgen’in gayretleriyle vazgeçilmiş, plan değişikliğine uğramış, 1967 yılında Vakıflar Genel Müdürü rahmetli Feramuz Berkol’un direktifleriyle rölöve ve restorasyon çalışmaları arkadaşımız ve dostumuz Restoratör Erol Yurdakul başlamış, kazı ve bilimsel araştırma yapılmış, aziz dostumuz, Önsaya Dergsisi yazarlarından, Vakıflar Genel Müdürlüğü Mütehassıs Müşaviri rahmetli Prof.Dr. Yılmaz Önge’nin büyük katkıları olmuş, bir ara ödenek kifayetsizliğinden restorasyon faaliyeti durmuş, 1978 yılında tamamlanmak üzere iken Restoratör Erol Yurdakul emekli olmuş, ufak detaylar da 12 Eylül Hükümetleri tarafından tamamlanarak 1982 yılında Ankara halkının hizmetine çarşı olarak tekrar girmiştir.

Sonuç olarak; Ankara Sulu Han’ın Sultan II. Bayezıd’ın Vezirlerinden Hasan Paşa’nın 1508 tarihinde veya bir sene evvel inşa ettirdiği, 1686’da Şeyhülislâm Ankaralı Mehmet Emin Efendi’nin Sulu Han’ın güney tarafına küçük bir han ilâve ederek ikisini birleştirdiği, Büyük Han’ın ortasına Köşk Mescit yaptırdığı, Şengül Hamamını inşa etirdiği, Zincirli Camii de 1686 yılında yaptırdığı, bugünkü Vilâyet Meydanında, Zincirli Camii batısında medresesi, Dar’ül-Kurrası, sıbyan Mektebi, Hasan Paşa Hamamı olduğu, Posta Caddesi solunda III. Vakıf İş Hanı yerinde daha evvel de III. Vakıf iş hanının 1930 ‘lu yıkllarda yapıldığı ve ondan once de burada Tahtakale Hamamı olduğu 1927 yangınında harap olduğu, bugünkü, Denizciler Caddesinin batısında balkan veya I. Dünya Savaşı esnasında büyük bir yangın çıktığı ve civarın yangın yeri diye anıldığı anlaşılmıştır.

Zamanla yıpranan tarihi eserlerin onarılmadığı, vakıf gelirlerinden yeni mülkler satın alınarak onarımın geriye bırakıldığı, zamanla da tamiratların vakıf gelirini aşarak harabeye dönüştüğü, başka bir vakıf tarafından çift icarla, bir miktari peşin, yıllık kirasının da arttırılarak emlâke el konulduğu vakfiye, Şer’i hükümlerle, yani mahkeme kararı ile yapıldığı anlaşılmıştır.

Bir önemli husus da, harap olan Sulu Han’ın, tekrar eski şaşaalı günlerine dönmesi amacıyla mahkeme kararı ile Ankara içinde sadece Sulu Han’da kahve ve iplik satışının yapılması kararı verilmesi, devrin ekonomiye verdiği kıyneti gözler önüne sergilemektedir.

Yayınlandığı Yer: Sad Bayram Web Sitesi ,22.11.2010
Yazar :
Konuyla İlgili Diğer Başlıklar:
  • Glazed Tles Stolen From ıstanbul Mosques Between 1899-1920 Ottoman Period
  • Vakıflar Genel Müfürlüğü Arşivi'nde Bulunan Kendinden Desenli, üzeri Yazılı Iki Kumaş
  • Başbakan Ismet Inönü'nün Cami,mescit Ve Diğer Vakıf Eski Eserlerin Korunmasıyla Ilgii Bütün Bakanlıklara Ve Genel Müdürlüklere G
  • Osmanlı Döneminde 1895-1920 Yılları Arasında Istanbul Camilerinden çalınan çiniler
  • Atatürk'ün Konya'dan 20.şubat 1931'de Başvekil Ismet Inönü'ye çektiği Telgraf Metni
  • EvkÂf-ı IslÂmiye Müzesi'nin Kuruluşu Ve Yönetmeliği
  • Türk Kültürünün Izinden :truva Savaşı Ve Etrüskler
  • çelebi Mehmed Vakfı Arazisi üzerine Kurulan Merzifon Anatolian Koleji Ve Hastaneye Ait Belgeler
  • Giresun Ili Vakıflarına Toplu Bir Bakış
  • Türk-islam Yapılarında Kronoloji Denemesi
  • Kur'an Ve Bilgisayar-computer Ilişkisi
  • Bektasi Nutku-kendini Bil Ki Tanrıyı Bilesin
  • Merzifon Ulu Camisinin Yeri Ve Merzifon'da Türk Islam Eserleri
  • Merzifon çelebi Sultan Mehmed Vakfı üzerine Bazı Belgeler
  • Cumhuriyet Dönemi Kültür çınarlarından : Mahmut Akok
  • Merzifon Tarihinden Yapraklar
  • Hacı Bayram-ı Veli Ve Tarıhe Bağlılık
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi, Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyet Seviyesi
  • Mostar Köprüsü ön Raporu 06.01.1994
  • Anadolu Türk-islam Sanatında Bazı Yapılar Vekronolojiye Ait Katalog Denemesi
  • Eski Eser Kaçakcılığı, Koleksionculuk Ve Müzecilik Tarihimize Bir Bakış
  • Mili Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • O'nun Ardından, Kayseri Ortaçağ Kazıları Sempoyumunun Düşündürdükleri
  • Vefa Arıyorum , Gözlerim Kapalı
  • Milenyum Rüyasında Türk Kültür Ve Medeniyeti
  • Momumentum Ancyranum-res Gestae- Ankara Yazıtı-augustus'un Yaptı?ı ??ler
  • Bir çınarın Ardından... Yılmaz önge Dostumuz Hakkında Kısa Anekdotlar...
  • Yemen Fatihi Gazi Sinan Paşa Vakfiyeleri, Tezyinatı Ve Türk Süsleme Sanatındaki Yeri
  • Xıv. Asırda Tezhiplenmiş, Beylik Dönemine Ait üç Kur’an Cüzü
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan 12 Zilkade 1262 H./ 21 Ekim 1846 Tarihli Teberrükat Eşyası Defteri
  • Taşınır Kültür Varlıklarının Yasa Dışı Trafiğinin önlenmesi, Korunması Ve Mevzuat Hazretleri
  • Gazi Yahya Paşa’nın 1506 Tarihli Vakfiyesi
  • The Deed Of Foundatıon Of Sultan Osman The Thırd, ıts Embellıshments, Bındıng And ıts Place ın Turkısh Culture
  • Ragıp Efendi'nin 1913-1922 Yılları Sibirya Ve Türkistan Esrlik Hatıraları
  • Taceddin Sultan Ve Evradı
  • Tarihte Türk Adı Ne Zaman Ortaya çıktı ?
  • Anadolu Selçuklu Vakfiyeleri üzerine Bazı Düşünceler
  • Safranbolulu Izzet Mehmed Paşa Vakfiyesi Ve Kütüphanesine Ait Iki Kur'an-ı Kerim
  • Tokat Vakıfları
  • Türk Kültürü Ve Biz
  • Minyatürle Ilgili Seçilmiş Bibliyografya
  • Vakıf Arziler Ve Gayrinemkullerine Tecavüz Ve Düşündürdükleri
  • Türk Kültürü Ve Yoksulluğu Ortadan Kaldırmak Için Yapılan Faaliyetler
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Tekke Ve Zaviyelerin Kapatılmasından Sonra Taşınır Kültür Varlıklarının Korunması Ile Ilgili çalışm
  • Türk Hat, Yazı-resim, Cilt Ve Tezhip Sanatı Ile Ilgili (1992 Yılına Kadar) Seçilmiş Bibliyografya
  • Selçuk Adı
  • Türk'ün Yolu Nereye Gidiyor ?
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  • Vakıflar Dergisi Makaleler Fihristi ( 27. Sayıya Kadar )
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan 1783-1810 Tarihleri Arasında Işlem Görmüş Mühür Tatbik Defteri
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Kendinden Desenli, üzeri Yazılı Iki Kumaş
  • Xıv-xıx. Yüzyıl Vakfiyelerinde Türk Tezhip Sanatının Gelişimi Ve Batı Tesirleri, Günümüzde Yorumlayanlar
  • Yıldız çini Fabrikasına Ait Bikaç Vesika
  • Zeynelabidin Ali Er-rufai El-abdali El-kayserani Soyu Hakkında Yeni Hipotezler
  • Niksar Vakıflarına Genel Bakış
  • Osmanlı Adalet Bürokrasisi şer'i Siciller Ve Kanun-namelerden Damlalar
  • Osmanlı Dönemi Bazı Vakfiyelerin Hayır şartlarından Damlalar !
  • Eski Ankaralılardan Nurettin Daş Ile Bir Söyleşi
  • Niksar Vakıflarına Genel Bir Bakış
  • Mühr-ü Süleyman Ve Türk Kültürü'ndeki Yeri
  • Bayramlu Beyliği (hacıemiroğulları )
  • Hacı Bayram Soyu Ile Ilgili Tarihi Kaynaklar
  • Merzifonlu Hacıbayramoğlu Maden Mühendisi Mehmed Akif Efendi
  • Mardin Vakıfları, Imam Zeynel Abidin'in 1158 . Tarihli Vakfiyesi Ile Artukoğlu Kutbiddin Ilgazi Ibni Melik Ibni Emir Timurtaş'ın
  • Türk Kültürünün Temeli Vakıflardır
  • Merzifon'da Bilinmeyen Bir Türbe '' Künbet Hatun ''
  • Milli Kültür, Günümüz Türkiyesi Ve Muasır Medeniyetler Seviyesi
  • Osmanlı Devletinde Vakıflar Ve Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakfiyeleri
  • Baki Kalan Bu Kubbede Hoş Bir Sedadır
  • özel Müzeler Ve Denetimleri Hakkında Yönetmelik
  • Peygamberler şehri Tarsus Ve Tarsus'da Bir özbek Vakfı
  • Kıbrıs, Gürcistan, şirvan Fatihi Lala Mustafa Paşa'nın 1563 Tarihli Vakfiyesi
  • Ladik Ve Seyyid Ahmed-i Kebir Er-rıfaî Hazretleri
  • Kur'an Ve ılım
  • Kur'anda Yol Gosterici Ayetler
  • Kur'an'ı Kerimdeki Cinle Ilgili Ayetlerin Tamamı
  • Kur'an-ı Kerim'ın Arapca ındırılmesı ıle ılgılı Ayetler
  • Phil.dr.hâmit Zübeyr Koşay
  • Istanbul?un Fethine Kadar Beylik Dönemi Vakfiyeleri Ile Vakıflarına Genel Bir Bakış
  • Istanbul Depremleri Ve Mimar Koca Sinan'ın Bilinmeyen Bazı Teknikleri
  • Hicaz Demiryolları Ve Vakıflar
  • Hayat Ağacı, Kültürümüzdeki Yeri, önemi Ve Mitlerin Ardındaki Gerçek
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü Halı Müzesi'nde Bulunan Hayvan Figürlü Halılarda Ejder-kaplumbağa-akrep-kertenkele Figürü
  • Hacı Bektaş Veli, Merzifon'da Piri Baba, Budapeşte'de Gül Baba Ve Bazı Bektaşi Vakıfları
  • Bektaşilik Ve Masonluk
  • Girit Defterdarı Rıdvanzade Hacı Mehmed Efendi Oğlu Ali Efendi'nin 1748 Tarihli Vakfiyesi Ve Tezyinatı
  • Eyüp Sultan Türbesi'nde 1919-1920 Tarihlerinde Yapılan çini Hırsızlığı Ve Belgeleri
  • Kaynaklara Göre Güney-doğu Anadolu'da Proto-türkler
  • Medeniyetlerin Beşiği Anadolu Ve Kılikya Aphrodosias'ı ( Tisan )
  • Istanbul Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde Bulunan Tılsımlı Iki Gömlek
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayışı Ve Imaretler
  • Xıı-xııı.yüzyıl Türk Hamamları
  • Tanrı Ve Yazğı
  • Kültür Bakanlığı Tarihçesi Ve Milli Kültür
  • Kültürümüzde Hoşgörü
  • Maniheizm, Doğuşu, Gelişimi Ve Tesirleri
  • Bulgarlar'ın Antik Başkenti Bulgar şehrindeki Islam Dönemi Mimari Eserlere Ait Panorama
  • Bulgaristan'da Müftü Yardımcısı Yetiştiren Bir Vakıf Kuruluşu:nüvvap
  • Bulgaristan'da Bulunan Osmanlı Vakıflarıdan Bir Demet
  • Bitlis Vakıfları Ve Vakıf Eserleri
  • Birgi Ulu Camii Için 1327 Tarihinde Yazılan Kur'an-ı Kerim, Tezynatı Ve özellikleri
  • Beypazarı Vakıflarına Genel Bir Bakış Ve Sadrıazam Nasuh Paşa Hanı ( Sulu Han )
  • Hacı Bayram-ı Veli Ve Akkoyunlu Uzun Hasan'ın Vakfettiği Danimarka'da Bulunan şamdan
  • Sahip Ata Fahrü'd-din Ali'nin Konya Imaret Ve Sivas Gökmedrese Vakfiyeleri
  • Beyhan Sultan Vakfiyeleri Ve Tezyinatları
  • Nurbanu ( Atik ) Valide Sultan'ın Istanbul-üsküdar'da 1582 Tarihinde Tesis Ettirdiği Vakfiyesi
  • Kanuni Sultan Süleyman'ın Oğlu şehzade Mehmed'in 1548 Tarihli Vakfiyesi- Hududnamesi
  • Cumhuriyet'in 75. Yılında Vakıflar
  • Fatih Sultan Mehmed'in Eyüp Sultan Külliyesi Vakfiyesi
  • Sultan ı: Mahmud'un Orijinal Iki Vakfiyesi
  • Sultan ııı.selim'in Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve Batı Tesirleri
  • Sultan ııı: Osman Vakfiyesi, Cilt Sanatı Ve Kültürümüzdeki Yeri
  • Sultan Reşad Devrinde Evkaf Bankası Kuruluş çalışmaları (türkiye Vakıflar Bankasının Tarihçesi )
  • Ayaş Vakfiyeleri üzerine Bir Deneme
  • Balkanlar Ve Kosova Faciası
  • Sultan ıı. Bayezıd'ın Vakıflar Genelmüdürlüğü Arşivi'nde Bulunan Vakfiyelerindeki Tezyinat Ve Kültürümüzdeki Yeri
  • Sultan ıı. Mahmud'un Vakfiyelerindeki Tezyinat
  • Amasyalı Meşhur Eski Devirdeki Tarihçiler
  • Türk Kültürü, Ahlat Ve Ahlat Vakıfları
  • Ahilik, Ahi Evran-ı Veli Vakfiyesi Ve Ahi Vakıfları
  • Afganistan Tarhine Kısa Bir Bakış
  • An '' Akhı '' Genealogical Tree
  • Amasya-taşova-alparslan Beldesi Seyyid Nureddin Alparslan Er-rufai'nin 1257 M. Tarihli Vakfiyesi Ve Silsilesi
  • Amasya Vakıflarına Genel Bir Bakış
  • Ayasofya Camii, Müze Olması Ve Ardındaki Gerçekler
  • 893 H./ 1488 M. Tarihli Akkoyunlu Yakub Han Vakfiyesi
  • Ayasofyanın Müze Olması Ve Düşündürdükleri
  • Ankara Ulus Halı Sergisi Açılış Komuşması
  • Anadolu'nun Göbeğinde 1229 Tarihli Taşcı Ustalarının Dantel Gibi Işlediği Eser: Divriği Ulu Camii Ve Darüşşifası
  • Ahi şerafeddin
  • Anadolu'da Xııı.yüzyıl Bir Rufai Zaviyesi
  • Başkent Ankaranın Kongre Merkezi Ne Zaman Yapılacak
  • Akaretler-sultan ıı. Abdülhamid2in 1888 Tarihli Vakfiyesi Ve Osmanlı'da Ilk Toplu Konut Projesi
  • Turk Kulturunun ızınden: Truva Sava?ları Ve Etruskler
  • Anadolunun Gobegınde 1229 Tarıhlı Tascı Ustalarının Dantel Gıbı ısledıgı Dıvrıgı Ulu Camı Ve Darussıfası
  • Turk Kulturunhun ızlerı Uzerıne Arastırma: Etruskler
  • Merkez Efendının Mursıdı Merzıfonlu Sunbul Sınan
  • Merzıfonlu Tarıhcı ısmaıl Hamı Danısment
  • Anadoluda ılk Rufaıler Ve Zeynelabıdın Er Rufaı El Kayseranı
  • Amasyalı Tarıh Ve Cografyacılar
  • Milli Kütüphane'nin Dire?i Dr. Müjgan Cunbur 85 Ya??nda
  • Bektasılık Ve Tasavvuf
  • Kültürümüzde Hos Görü
  • Sultan ıı. Bayezıd Dönem? Vez?rler?nden Hasan Pa?a Vakfı,
  • Alev?lerde Nas?p Alma Tören?
  • Selçuk-name
  • Asker? Kat?p Hafız ?brah?m Ethem Efend?’nin Eyüp Sultan Türbes?ne A?t Nukut Vakf?yeler? - Türkiye Vak?flar Bank.özelle?tir
  • Yıldız çini Fabrikasına A?t Birkaç Vesika
  • Türk Kültüründe ölüm !
  • Mühr-ü Süleyman Ve Türk Kültürü'ndek? Yer?
  • Ba?kent Ankara'nın ?ht?yacı Olan Kongre Merkez? Ne Zaman Yapılacak ?
  • Ayasofya Cam??, Müze Olması Ve Ardındak? Gerçekler
  • Balkanlar Ve Kosova Fac?ası
  • Bosna- Hersek Ve Balkanlarda Vakıf Kültür ?zler?
    (sem?ner Konu?mas? )
  • Mostar Köprüsü Restorasyonu Hakkında ?lk ön Rapor
  • Tar?kat-ı Rufaî ( Anonim )
  • Selçuklu Kervansaraylarının Tur?zme Açılması
  • Türk Tezh?p San'atına Genel B?r Bakı?
  • Vakıf Esk? Eserler?n Yen? Koruma Pol?t?kası
  • Atatürk'ün Vakıfla ?lg?l? Nutku
  • Günümüzde Sosyal Devlet Anlayı?ı Ve ?maretler
  • özel Müzeler
  • Sultanahmet Halı Müzes? Ve Vakıflar
  • Tokat Vakıfları
  • Toplumumuzda Kadın Ve Vakıf Kuran Kadınlarımız
  •